• 4.08.2021 06:37
  • (214)

Ege ve Akdeniz’de 28 Temmuz’da başlayan orman yangınları neredeyse bir haftadır devam ediyor. Yangınla mücadelede iyi sınav veremeyen hükümetin durumu düzeltmek için attığı her adımla yeni bir skandala neden oluyor. Son skandal Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yeni bir skandal attığı her yeni adımla bir skandala daya yol açıyor. Kurul üyesi İlhan Taşçı, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in televizyon yöneticilerini yangınla ilgili haberler konusunda cezayla tehdit ettiğini söyledi. RTÜK yetkilileri, altında yetkili imzası bulunan yazılı belge gönderip de geride Anayasal suç kanıtı bırakmamak amacıyla imzasız kağıtlar göndermiş, ya da kanalları arayarak bazı haberlerin “infial uyandırdığını” öne sürmüş, “raporlanma” ihtimaliyle ceza gözdağı vermişlerdi. Yani halk, yangınların bit türlü söndürülememesinden değil, bunun haber yapılmasından “infial” duyuyordu RTÜK yönetimine göre. Oysa sahada gerçek başkaydı. Kanalları “her şey kontrol altında” yayını yaptığı için TRT ve NTV muhabiri meslektaşlarımız ne yazık ki yangın bölgelerinde “yalan haber” iddiasıyla saldırıya uğruyorlardı.
Onun hemen öncesinde hükümetin Avrupa Birliğinden talep ettiği yangın söndürme uçaklarının gelişiyle ortaya çıkan skandal vardı. İspanya ve Hırvatistan tarafından gönderilen uçaklar, Orman bakanlığı tarafından ihaleye alınmadığı için çürümeye terk edilen Türk Hava Kurumu uçaklarının aynısıydı. İlaheye alınmama gerekçesi, THK’nın elindeki uçakların 4900 litre, Orman bakanlığının ise ısrarla dışarıdan kiralamak istediği uçakların ihale şartnamesinin 5000 litre olmasıydı. 100 litre fark, beş kova su eder yaklaşık olarak.

Belediyeler “THK’yı biz canlandıralım” diyor

Milli itfaiye uçağı filosu yerine (eş dostun komisyoncu şirketleri aracılığıyla) dışarıdan uçak ve helikopter kiralama lobisi oldum olası devredeydi. Yazarımız Filiz Pehlivan, YetkinReport’ta TUSAŞ tarafından geliştirilen milli yangın söndürme filosu projesinin geçmişte yine Orman Bakanlığı tarafından nasıl baltalandığını, tercihin dışarıdan kiralama yönünde kullanıldığını yazdı.
Son olarak 11 CHP’li büyükşehir belediye başkanı THK’nın elinde bakım bekleyen 11 uçağı canlandırıp yeniden ülkeye kazandırmaya hazır olduklarını duyurdu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın buna izin vermesi büyük bir sürpriz olur.


Bir skandal da bu alanda zaten. Yangının çıktığı kıyı illerinin büyükşehir belediyeleri ve ilçe belediyelerinin çoğu CHP-İYİ Parti önderliğinde Millet İttifakı elindeki belediyeler. Bakanların, valilerin muhalif belediyelerle iş birliği yapmadığı izlenimi var. Milas’ın CHP’li Belediye Başkanı Muhammet Tokat, “Milas’a üç bakan gelip toplantı yapmışlar, bana haber bile vermediler” diye yakındı.

İYİ Parti lideri Meral Akşener, hükümetin “Millet İttifakı belediyelerine” karşı yaptığı atrımcılığın hesabını soracaklarını söyledi.
Aynı durum Türk Silahlı Kuvvetlerini işin içine katmamak konusunda da gözleniyor.
Türkiye bir orman yangınları ülkesi. Yangın çıktığında izlenen yöntemler belliydi. Eldeki uçak ve helikopterlerle (ki her genel amaç helikopteri özel kovası takılarak kolaylıkla itfaiye helikopteri olarak da kullanılabiliyor) su atılır, askeri birlikler bu disiplinli emek-yoğun işte sivil ekiplerle, yerel yönetim ve gönüllülerle birlikte çalışır, el birliğiyle yangın söndürülürdü. Bu defa bir tek Marmaris, Turunç’ta kıyıya sıkışan insanların Aksaz Deniz Üssünden gönderilen iki çıkartma gemisiyle tahliyesinde adı geçti ordunun. Neden askeri imkânlar bu yaygın orman yangınlarında daha etkili kullanılmadı? Kullanılsa daha etkili mücadele edilemez miydi?

‘Keşke bizim evimiz de yansaydı’ diyeceklermiş

Bir skandal da yanan evler, köyler, mahalleler konusunda çıktı zaten. Erdoğan, yanan evlere “TOKİ müjdesi vermişti”. Toplu Konut İdaresi, daha yangın olanca hızıyla devam ederken, felaketten de inşaatçıya kâr çıkaracak ev projelerini duyurmuştu. Cumhurbaşkanı bu evlerin bir kısmının kendi evi yanan vatandaşlar tarafından “kira öder gibi” ödeneceğini de söylemişti. Ama tartışmaya tüy diken Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinin AK Partili Belediye Başkanı Mehmet Özeren oldu. TOKİ konutlarını görenler “Keşke bizim de evimiz yansaydı” diyecekti. Yangın bir an önce söndürülebilseydi de evler yanıp kül olmasaydı keşke.
Bir de 28 Temmuz’da Erdoğan imzasıyla Resmî Gazetede yayınlanan 7334 sayılı yasa var skandal listesinde. Kıyılardan yaylalara dek bütün ormanlık arazide yapılaşma izin yetkisini artık sadece Turizm Bakanlığına, bu bölgeleri belirleme yetkisini de sadece Cumhurbaşkanına veren yasa. Yangınlar durunca, yanan alanların bazılarının “Turizm Gelişme Bölgesi” ilan edilmesine, bazılarının zaten çok önceden ruhsatlandırılmış olmasına, bazılarına ise daha önceden maden arama ruhsatı verildiğinin anlaşılmasına da şaşırmayalım. Boşuna demiyoruz skandal üstüne skandal diye


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisinden önce davranması üzerine programını değiştirip yangın bölgesine gitmesiyle ortaya çıkan görüntülerin ayrıntısına girmeyelim artık. Artık milletin üstüne gelen şatafatlı konvoyların itfaiye araçlarını, cankurtaranları bekleterek Marmaris’e girmesinin, alevlerin tehdidi altındaki halka -bir hafta önce Rize’de sel felaketzedelerine yaptığı gibi- çay paketi atmasının ayrıntısına girmeyelim. Bakarsınız ondan bahsetmeyi de “infial yaratıcı” bulur sansürcübaşılar.
Orman yangınları sadece canları, evleri, köyleri değil Erdoğan yönetimini de yakmaya başladı sanki.