• 19.07.2021 08:25
  • (149)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 15 Temmuz darbe girişiminin beşinci yılı münasebetiyle TBMM’de yaptığı konuşmada bir kez daha Cemaat tarafından “aldatılmış” olduklarından söz etti. Fethullah Gülen Cemaati, Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) “dinin kutsiyetiyle” aldatmış, henüz bilmediğimiz bir vaatle kandırmış, böylece devlet içinde yasadışı örgütlenmesini geliştirmişti. Adeta devlet, AK Parti’nin siyaset kurtları tarafından değil de saf Anadolu çocukları misali “Aldatılan” ve “Kandırılanlar” Partisi (AKP) tarafından yönetilmişti son on dokuz yıldır.
On dokuz yıldır AK Parti mi iktidarda, yoksa AKP mi? Bu “aldatılan” söylemi ne kadar geçerli? Cumhurbaşkanının bu sözleri üzerinde duracağız biraz.


Ama haklısınız, önce TRT atamalarına ve aslında son dönem yapılan atamalara değinmemiz lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altı ay önce Boğaziçi Üniversitesini de hizaya getirmek için Rektör atadığı Melih Bulu’yu yine bir gece kararnamesiyle işten atması araya girdi. Boğaziçililer, Rektör vekili atanan Naci İnci’nin göze girip asaleten de atanabilmek ümidiyle Bulu’ya direnen öğretim üyelerini işten atmasını da protesto ediyorlar. Müteahhit Mehmet Cengiz’in dahi sahip çıkmak istemediği, kendince öğrencilere şirin görünmek için “Metallica” hayranı olduğunu söyleyen Bulu’ya şu anda tek sahip çıkan Akit medya grubu; o da ilginç.
Beni ilgilendiren bir konu da Bulu’yu Erdoğan’a kimin tavsiye etmiş olduğu. Çünkü kulise yansıdığı kadarıyla Erdoğan’ın ilk fikri zaten Naci İnci’yi atamaktı. Ama son anda hangi “iyi saatte olsunlar” devreye girdiyse Bulu atanıvermiş; netice ortada. Acaba burada da bir aldatılan ve aldanan mı söz konusuydu ve aldatan bu defa kimdi? Bir de bu alelacele kurulan hukuk ve iletişim fakülteleri konusu var; orada da aldatan ve aldatılan da söz konusu olabilir. İzliyoruz.
Yeni aldatanların varlığı aldatıldığını söyleyenden dolayı önemli. Ülkenin cumhurbaşkanı beş yıl sonra hâlâ aldatıldığından yakınıyorsa, tekrarlamak ihtiyacı duyuyorsa, bugün de başkaları tarafından aldatıldığı endişesinde olabilir. Biraz yakından bakalım.

TRT’den başlayarak son atamalar

Bir zamanlar Cemaat, AK Parti iktidarıyla o yollarda beraber yürürken güçlü olduğu dönemde Fethullah Gülen’e şiirle övgü dizmiş olan Sabah yazarı Hilal Kaplan’ın TRT Yönetim Kurulu’na atanması üzerinde duruyor medya. Kaplan, eşi Süheyb Öğüt ile birlikte, özel psikolojik savaş birimi gibi çalışan Boğaziçi Küresel İlişkiler Merkezi, ya da merkezlerinin adıyla Pelikan Yalısı Grubu’nun önde isimlerinden. O yüzden dikkat ve tepki topladı. Hatta tepkiler AK Parti bünyesinden de geldi. Erdoğan için kitap yazmış olan Hacer Haniç’in “O kadar kıymet veriyorsa nüfusuna alsın, evlat edinsin” tepkisi verdiği sosyal medyaya yansıdı. Belki o da kendisini AK Parti tarafından “aldatılan” sayıyordur.
Ama başka kıymetler de var, Erdoğan’ın üç üyeyi görevden alındıktan sonra üye sayısını 7’den 9’a çıkardığı TRT yönetim kurulunda.


Mehmet Zahid Sobacı, yeni TRT Genel Müdürü. Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un yardımcısı ve yandaş olmayan basına bir kuruş resmî ilan vermemesiyle gündeme gelen Basın İlan Kurumu’nun yönetim kurulu başkanı olarak tanıyoruz kendisini.
Altun’un bir başka yakın çalışma arkadaşı, İletişim Başkanlığı Medya Koordinatörü Mücahit Eker de yeni TRT yönetiminde. Hükümet çizgisindeki, yakın zamanda tasfiyelere sahne olan düşünce kuruluşu SETA’dan (önceki SETA Başkanı olan Altun’a yakın) iki isim daha var yeni yönetimde: Veysel Kurt ve Meryem İlayda Atlas Çetin. AK Elitlerin okulu sayılan (Bilal Erdoğan’ın da mezun olduğu) Kartal İmam Hatip mezunu Çetin’in ismi Pelikan Grubu’yla da anılıyor. Erdoğan’ın AK Parti içinden artan eleştirileri 2019 Ağustos’unda İletişim Başkanı Altun ile Pelikan Grubu’nu ziyaret ederek susturduğu biliniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İletişim Başkanı Altun 3 Ağustos 2019’da Pelikan Yalısı’nda kurulu “Bosphorus Global” merkezini ziyaret etmişti. (Foto: Twitter/ Bosphorus Global)

İletişim Başkanlığı’nda çalışan Oğuz Göksu da yeni TRT yönetiminde. Yönetim kurulu başkanı, Kültür Bakanlığı’ndan dört defa ödüllü iletişim profesörü Ahmet Albayrak, aynı zaman hükümet yanlısı TVNET’in imtiyaz sahibi. Atakan Yılmaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP’ye geçmeden önce İBB Halkla İlişkiler Müdürü, sonra AK Parti çalışanı. Oğuzhan Bilgin var örneğin; eski MHP’li yeni AK Partili Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’in oğlu.

AK Parti “mutlu azınlığı” oligarşiye dönüşüyor

Bu tablo da birilerinin aldatan, birilerinin aldatılan olduğunu akla getirmiyor mu size? Tabloyu son zamanlarda örneğin Türk Hava Kurumu’nun yönetimine atanan isimlerle karşılaştırınca “partizan atamalar” ifadesinin yetersiz kaldığını görüyoruz. Ya da her biri birden fazla -kamu ya da özel sektör maaşlarıyla devlet görevinde kalması sağlanacak kadar değer verilen isimlerle karşılaştırınca…
Bu tablo, artık AK Parti kadrolaşmasının ötesine geçip, AK Parti içinde de belli bir fraksiyonun oligarşik yapılanmasını andırmaya başlıyor. Hatırlayacaksınız, bir süre önce Erdoğan’ın yakın çevresi tanımı yapmaya çalışmıştık (bu bağlantıdan okuyabilirsiniz). Sanki o ekip giderek artan bir süratle olabilecek her yere kendisine yakın elemanları yerleştiriyor. Sanki bir zamanlar muhalefetin bütün F-tipi uyarılarına rağmen iktidarın yol verdiği Cemaat yapılanmasının aceleciliğini andıran bir tablo var ortada. Çünkü görevden alınan isimler de, örneğin TRT Yönetim Kurulu’ndaki isimler, AK Parti tarafından göreve getirilmişti. Dahası 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra Fethullahçıların tasfiye edilmesi sürecinde iş başına getirilen isimlerdi.


Kimilerine göre bu Erdoğan’ın bir sonraki seçime doğru yeni bir mevzi anlayışına geçmesi. Onlara göre partizanca atamalar demenin ötesine geçen bu hareketlenme, bir dar grup hareketinin, adeta “yangından mal kaçırma” anlayışıyla oligarşik bir yapı oluşturması, küçülen ekonomi pastasından da hep aynı çevrelerin sebeplenmeyi sağlaması değil; her şey Erdoğan’ın kontrolü altında.
Ama 2007-2012 sürecindeki beş yıl içinde Erdoğan, muhalefetin ve hâlâ eleştirebilen ana akımın uyarılarını düşmanlık sayıp her şeyin kontrolü altında olduğunu iddia etmiyor muydu?

15 Temmuz’dan ders çıkarmak yerine…

1Kanlı 15 Temmuz kalkışması TBMM ve halkın da desteğiyle rejime bağlı ordu güçlerince bastırıldıktan sonra ilan edilen Olağanüstü Hal uygulamasıyla 125 bin kamu çalışanı işten çıkarıldı. Anayasa Mahkemesinin bunların terör örgütü bağlantılarına Milli Güvenlik Kurulu’nun değil mahkemelerin karar verebileceği kararına rağmen durum değişmiyor. 13 Temmuz’da TBMM’de AK Parti ve MHP oylarıyla kabul edilen torba yasa içinde, 15 Temmuz ardından ilan edilen Olağanüstü Hal uygulamalarının üç yıl daha sürmesi kararlaştırıldı. Ama tepkiler üzerine AK Parti uzatma süresini bir yıla indirme hazırlığında. Boşalan devlet görevlerinin bir kısmına Menzil gibi, İskender Paşa, İsmail Ağa gibi daha organize tarikat ve cemaat yapılanmalarının, bir kısmını da MHP’lilerin atandığı ve atanmakta olduğu hep yazıldı, çizildi.
Özellikle emniyet ve yargı kadroları için konuşuluyor bu. Bundan 5-6 yıl önce de Cemaat için aynı şey konuşuluyordu. Türk Silahlı Kuvvetler içinse o kadar konuşulmuyordu; kapalı kutuydu ordu. Oysa en büyük çürümenin orada olduğunu hepimiz 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece çok acı bir şekilde öğrendik. Alt rütbe ordu atamaları da artık cumhurbaşkanına bağlı ama ordu bugün de kapalı kutu. Oradaki Cemaat örgütlenmesinin yerini bugün başka bir örgütlenmenin alıp almadığını bilemiyoruz.


Erdoğan, beş yıl sonra hâlâ “aldatılan” söyleminde. O gün Cemaat tarafından aldatıldığını, kandırıldığını söyleyen Erdoğan, acaba bugün de başka gruplaşmalar tarafından aldatılıyor mudur?
Mehmet Akif’in dediği gibi, tarihin ders alınmadıkça tekrar ettiğini akıldan çıkarmamakta yarar var.
Bunun çaresi ise daha fazla demokrasi, özgürlük ve adalettir; daha fazla baskı ve yandaşlardan oluşan bir halka içinde huzur ve güvenlik arayışı değildir.