• 19.11.2021 20:48

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” üstüne söylediklerini çok doğru ve yerinde buldum ve hemen “Online Birikim”de düşündüklerimi yazdım. “Doğru ve yerinde”, çünkü Türkiye’nin en önemli sorunu üstüne söylenmiş bir sözdü—yalnız “şimdiki” sorunu değil, başından beri böyle. Ve bu “başından beri” devam edegelen sorun üstüne şu anda olabilecek, önerilebilecek en doğru öneriyi getiriyordu.

Onunla aynı zamanlarda olan iki olayla bir arada düşünüyorum Kılıçdaroğlu’nun sözlerini. Bunlar herhangi bir nedensellikle birbirine bağlanmıyor, ama aynı zamanda ortaya çıkıyor. “Türkiye” düşünüldüğünde, aralarında nedensellik olmaksızın bir arada anlam edinmeleri de dikkat çekici.

Şu sıralarda çokça sözü edilen “Kulüp” bunlardan biri. Kılıçdaroğlu’nun sözleri karşısında “Neymiş? Kimden helallik isteyecekmişiz?” diye soracak olanlara, verilmesi gereken cevabın tamamını değil ama bir önemli parçasını dile getiriyor. Evet, örneğin “Varlık Vergisi” denen felaketten nasibini almış olanlar—onlardan hayatta kalan yoktur herhalde ama yakınları, çocukları vardır. Bunu “Netflix” çektirebildi. Başkası için zordu. 

İkinci olay, bekleneceği üzere, Tayyip Erdoğan’dı. Tayyip Erdoğan (yani Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerinin karşıtı “değerlerin” toplamı) Dolmabahçe Camii’nden Dolmabahçe Sarayı’nda kendine çalışma odası olarak seçtiği yere bir tünel kazma girişimini açıkladı. Dolmabahçe Bezm-i Alem Camii nedense Tayyip Erdoğan’ın ürettiği literatürde önemli bir yer tutar. Gezi sırasında burada içki içen solcular (ve “Ben böyle bir şey görmedim” diyen ve dediği için sürülen imam) hikâyelerini hepimiz biliriz, hatırlarız. Bunu ve gene o yakınlarda başı örtülü kadının üstüne işeyen vandalları unutmak mümkün mü? Bunları doğrulayan tek bir kanıt çıkmadığını görmemek mümkün mü? Goebbels’in “Doğru olup olmadığı önemli değil. Yeterince tekrar edersen doğru gibi kabul edilir” temeline oturan propaganda dersini unutmak mümkün mü?

Tayyip Erdoğan’ın o sözleri (ve başka yığınla sözleri), doğru olmamanın yanı sıra, bu toplumun bir yarısının öbür yarısından nefret etmesi sonucunu elde etmeye yönelik. Tayyip Erdoğan’ın “toplum anlayışı” kendisinden farklı olan ya da düşünen bireyleri içine almıyor. Öyleleri yabancı, “ecnebi”, düşman; konjonktür neyi gerektiriyorsa o. Tayyip Erdoğan çok “demokrat”!  Çünkü bunların hâlâ hayatta olmasına, soluk alıp vermesine izin veriyor.

Bunu, Kılıçdaroğlu’nu böyle bir “helalleşme” ihtiyacının gerekli olduğuna inandıran bir toplumda yapıyor. Burası, sokağa çıkıp “intikam!” diye bağırsanız, bütün sokak halkının gelip arkanızda saf tutacağı bir toplum—“Ha, bizim intikamı söylemiyormuş” diyene kadar; ama herkesin intikamını almak istediği bir derdi olduğu bir toplum. Yani, böyle bir nefret dilinin kolayca denetimden çıkabileceği ve geri dönülmez yeni yaralar açabileceği bir ortam. Burada, bu barut fıçılarının ortasında, Tayyip Erdoğan taraftarlarına durmadan, usanmadan uğradıkları mağduriyetleri unutmamalarını söylüyor. Bu onun seçim stratejisi. Stratejisinin temeli.

Helalleşme gerektiren fiillerin bir kısmı, helalleşecek pek bir kimse kalmadığı için, artık sorun olmaktan çıktı gibi görünüyor. “Görünüyor” diyorum, ama bu görünüş aldatıcı. Çünkü bu “helalleşme” gerektirecek işler, buna uğrayanlar gibi bunu gerçekleştirenleri de yaralar. Tabii aynı şekilde yaralamaz. Yapanların, yapılmasına göz yumanların, yapılmasını savunanların psikolojisini bozar, onları normal insan vicdanının işleyişinden koparır. Bu, Türkiye’de olan ve dolayısıyla Türkiye’nin sağlıklı bir siyaset hayatı kurmasına engel olan başlıca etmendir. Onun için de Kılıçdaroğlu’nun açtığı, açılması için önemli bir katkıda bulunduğu kapı çok önemli.  Kendisi, bu toplumu barışla barıştıran bir kişi olarak hatırlanmak istediğini söylüyor. Çok doğru, çok da soylu bir istek.

İstanbul Rumlar’ını Atina’ya, Edirne’nin Yahudileri’ni Tel Aviv’e selametlemekle çözülen sorunlara benzemeyen çok sorunumuz var. Etnik ya da dini ayrımlar üzerinden gidenleri hâlâ var. Ama “cinsel” olanları bile var.  “Düşünsel” olanları elbette var.  “Hayat tarzı” bir başka önemli “ayırıcı”. Her zaman bu toplumu bölen ve birbirine düşman eden farklılaşmalar bulunmuş. Az bir gayret, yenilerini de bulmamıza, icat etmemize yol açmaya yeter. Hatta şimdi, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışıyla, yeni bir farklılaşma fırsatı yakalamış olabiliriz. Hem bayağı zengin bir farklılaşma potansiyeli: “Çıkış yolu helalleşmektir” diyenlerle “Çıkış yolu hesaplaşmaktır” diyenler.

Konu, daha çok yazı kaldırır.