• 27.09.2021 06:46

Kürt sorununun çözümünde Kürt tarafının meşru sözcüsünün HDP olabileceğini söyledi.  Onun bu tespiti (Temelli’nin müdahalesi gibi bunu aslında reddetmeyen, kendine göre “düzelten”) arızalar dışında sanırım genel kabul gördü. Kılıçdaroğlu’nun tespiti “HDP” adını telaffuz ediyor ama aslında bundan daha kapsamlı bir çerçeve çiziyor;  bu sorunun makul akılcı ve barışçı çözümüne ulaşabilmek için legal bir Kürt partisinin onsuz edilmezliğini söylüyor. Bu da, getirilen türlü kısıtlamaların yarattığı provokatif atmosfer içinde Kürt siyasetini illegale doğru itelemeye çalışmanın yanlışlığını ve uzun vadeli sakıncalarını gösteriyor.

Kürt sorununun çözümüne doğru adım mı attık da, kimin kiminle konuşacağını, konuşabileceğini tartışmaya başladık? Öyle somut bir gelişme olmadı ve bu tartışma da seçim günü yaklaşırken uçulacak polemiklerin bir habercisi. Ama çok da erken veya zamansız olduğunu düşünmüyorum.  Hepimizin zihninde şekillenmeye başlayan bir “muhtemel süreç” var.  Bunun birinci basamağı AKP’nin ve Reis’inin seçimi kaybetme ihtimalinin gitgide güçleniyor olması.

Bu “birinci basamak”sa burada çakılıp kalabiliriz; aynı durumu iktidar da gözlemlediğine göre seçimi kazanmak için başvuracağı çareler neler olabilir?  İktidarın şimdiye kadar sergilediği tavırlar kendini kanunla, hukukla kayıtlı saymadığını gösteriyor.  Ama biz şimdi buna takılmayalım, normal biçimde davranan (seçimle gelip seçimle giden) bir parti hakkında konuşur gibi konuşalım.

AKP ve Reis seçimi kaybederse Kürt sorununun çözülmesi ihtimali büyüyor ve konunun gündemin ilk maddelerinden biri olacağı kesin görünüyor. Seçimi iktidar kazanırsa, Tayyip Erdoğan’ın bu konuda son beyanatına göre zaten bir “Kürt sorunu” olmadığını öğrenmiş bulunuyoruz. Bu, olayların şu günlerde gittiği gibi gideceği anlamına geliyor. Biz, Erdoğan’ın beyanatına rağmen, bir sorun varmış gibi konuşuyoruz. Bu, sürecin ikinci basamağı. Bu basamakta HDP’nin meşruiyetini kanıtlamış olarak fiilen bulunacağı anlamına geliyor. Buradan sorunun barışçı çözümünü de kapsayacağını umduğumuz yeni basamağa geçiyoruz.

Bu aşamaya gelinceye kadar, tahmin ederiz ki HDP söz konusu barışçı çözüm için kendi önerilerini hazırlamış olacaktır. Ama bu HDP ile başlayıp HDP ile biten bir sorun, bir konu değil. Herhalde HDP sorunları mümkün olan en geniş çerçevede tartışmış, Kürt halkının taleplerini, önermelerini toparlamış olacaktır. Bunların arasında HDP’nin kendisinin çok uygun görmediği maddeler dahi bulunabilir.

“Barışçı, demokratik çözüm” diyoruz. Bu hedefe varmak için masaya oturulacak. O masadaki görüşme “Birbirimizden barışçı biçimde nasıl ayrılırız?” sorusuna değil, “Bundan böyle birlikte yaşamayı hangi ilkeler çerçevesinde, nasıl gerçekleştiririz?” sorusuna cevap bulmak üzere başlayacak. Bunu şimdiye kadar ne hayat içinde deneyimledik, ne de gerekli ciddiyetle konuştuk, tartıştık.  Dolayısıyla, tarihin önümüzde aşağı yukarı böyle açılacağını varsayarsak, açtığımız kapı bizi bildiğimiz, alışık olduğumuz bir yere çıkarmayacak. Tersine, aşina olmadığımız bir ortamda bulacağız kendimizi (çok heyecan verici bir durum). Yani, büyük bir ihtimalle uzun sürecek ve çeşitli aşamalardan geçerken onlara göre çeşitli biçimler alacak bir süreç.

Ama oraya gelmemize daha epey zaman var.