• 30.08.2021 06:44
  • (258)

Gençay Gürsoy'un “Bir Hayat, Üç Dönem” kitabı bunları hiç bilmeyenler için okuması daha da ilginç olabilir. Çok rahat bir üslupla yazılmış, keyifle okunan bir kitap. Cansever, Urgan, Güran ve Sarıca’dan düzenli para aldığım doğrudur. Ama bunu bilen bir tek benim; iddia olması için benim söylemiş olmam gerekir. Ben bunu ancak bütün bu insanlar öldükten sonra söyledim. Nedeni, özellikle Edip ve Turgut gibi şairlere birilerinin “burjuva” muamelesi çekmesi.

Gençay Gürsoy bu yakınlarda anılarını yazdı. İletişim de yayımladı. Gençay’la arkadaşlığımız yıllar öncesine, altmışlara kadar uzanır.  Birçok yerde de kesişir. Bu kesişme bir tekne yolculuğunda da olabilir, ciddi bir iş peşinde de. Hemen merakla oturdum kitabın başına. Kitap öyle ince bir şey değil, 500 sayfanın üstünde. Ama hemen okudum. Tanışmamızdan önceki, genellikle Kars’ta geçen gençlik yılları benim de bilmediğim anılarla dolu. Ama sonrası bayağı paralel akmış sanki. Olayların de, kişilerin de, çoğunu biliyorum. Gençay “Bir Hayat, Üç Dönem” koymuş kitabın adını. Evet, öyle; onun için bunları hiç bilmeyenler için okuması daha da ilginç olabilir. Çok rahat bir üslupla yazılmış, keyifle okunan bir kitap.

Ben de yer yer giriyorum anılara. Bu bölümlerin bir ikisinde Gençay’ın belleği onu yanıltmış.  Bunları düzelteyim, dedim. Çok da önemli olmayabilir ama ne yapacaksın, insan kendini önemsiyor.

Bunda ben yokum ama işe girişmişken değineyim. 270. sayfada Deniz’lerin 12 Mart’a yaklaşan günlerde dört Amerikan askerini kaçırdığını anlatıyor. Ben üç kişi olduklarını hatırlıyorum. Fakat bu askerler zenci çıkmıştı. Bu da işi uzatmayıp hemen serbest bırakmalarının başlıca nedeniydi.

288’de benim tutuklanışıma değiniyor: “Murat’ın Edip Cansever, Turgut Uyar, Mina Urgan, Rasih Güran, İlhan Berk, Ece Ayhan, Murat Sarıca, Cevat Çapan gibi tanınmış yazar ve şairlerden örgüt için para topladığı iddia edilecekti.” Bu yanlış.

Bu sayılanlardan Cansever, Urgan, Güran ve Sarıca’dan düzenli para aldığım doğrudur. Ama bunu bilen bir tek benim; iddia olması için benim söylemiş olmam gerekir. Ben bunu ancak bütün bu insanlar öldükten sonra söyledim. Nedeni, özellikle Edip ve Turgut gibi şairlere birilerinin “burjuva” muamelesi çekmesi. Turgut’tan para almamıştım ama onun benim bir örgütle ilişkim olduğunu tahmin edip kendisinin de buna katılmak istemesini anlattım. Bu saatten sonra bunların bilinmesinin bir sakıncası olmaz, bilgi olarak bilinmesinde de yarar var sanıyorum.

Cevat Çapan başka. Onun oturduğu evin bir katını bizim örgüt için kiralamıştık. Bu hiç de kıvanç duyduğum bir iş değildir. Örgüt çözülürken evi bastılar (Yusuf Küpeli ile Münir Aktolga kalmıştı). Çatışma çıkabilirdi. Ahşap ev, ne olacağı belli mi olur?  Sorumsuzluk, benimki.  Nitekim Cevat’ın başına tabancayla vurdular, alt katta kimlerin oturduğuna dair hiçbir bilgisi olmadığı halde günlerce gözaltında tuttular. Kısacası hâlâ aklıma gelince canımın sıkıldığı bir olaydır ama böyle bir şey yaparken kötüsünün değil iyisinin olacağını düşünüyorsun (Cevat bana sitem bile etmedi).

284’te bir yaralı için tıbbi yardım istediğimi anlatıyor. Bu doğru. Yaralı Nahit’ti. Bunu belki hâlâ bilmiyor Gençay. Ama hiç uzatmadan çantasını toplayıp gitti tedaviye.

310’da Gençay bir “Slovakya” sözü ediyor; bu bana “Slovenya” gibi geldi; bir hatırlatmış olayım. 

Gördüğünüz gibi düzeltecek fazla bir bellek yanılması yok. Kendimi ilgilendirmeyenlere bile bulaştım, gene pek bir şey çıkmadı. Yazmışken, sevgili Gençay’a selam, okumayanlara da, bir kere daha, “Okuyun, memnun kalacaksınız” çağrısı.