• 19.04.2021 19:21
  • (517)

Önce sayın Kalın’ın kendi bestelediği ve çaldığı -Erkan Oğur'un da ona  eşlik ettiği- tartışma konusu  türküyü dinleyelim:

https://www.youtube.com/watch?v=6Jw6r4bm05g&ab_channel=PollProduction


Yani, İbrahim Kalın diyor ki, "Hiç oldum"!.. "Kendi varlığında yok olmanın" duygusal düzeyde bir başka ifade biçimidir bu; tıpkı Hallac-ı Mansur'un "En El Hak" deyişi gibi!.. Ama, bu sözünden dolayı Hallac'ın başına gelenleri biliyorsunuz!.. Neden peki?

"Kendi varlığında yok olduğun" (yani "hiç olduğun") zaman, Hallac'ın yaptığı gibi bunu kendin olarak, kendi nefsinle ifade edemezsin de ondan!.. Bu nedenle atalarımız -tasavvuf bilgini erenler- "kendi varlığında yok olmanın" ancak  hal diliyle konuşarak ifade edilebileceğini  söylerler!.. Çünkü, „kendi varlığında yok olan“ „ben“-nefs- hiçbir şekilde „ben yok oldum, benim varlığımda artık ondan başka bir şey yoktur,  artık „ben o’yum“-Hak’kım- diyemez!..

Sonuç: Sayın Kalın'ın ifade etmeye çalıştığı "bilgi temeli" mirasımıza -Tasavvuf'a- sahip çıkarken, onu bilişsel düzeyde açıklayarak "Hak"kın diyalektiğini bilimsel olarak açıklayabilmemiz gerekir... Yani atalarımızdan bize kalan bilgi temeli mirasına sahip çıkarak onun diyalektik anlamda inkarını yaratabilmemiz gerekir... Yakında çıkacak olan 3. Kitapta ("Herşeyin Teorisi, Sistem Teorisinin Esasları, Varoluşun Genel Izafiyet Teorisi ve Tasavvuf") benim yapmaya çalıştığım işte budur!..

Dikkat edin, bu çalışma duygusal düzeyde bir "En el Hak", ya da "Hiç olma" halinin dile getirilişi olmuyor, "ben" bu "Hali" bilişsel düzeyde açıklamaya çalışıyorum!..