• 3.01.2020 00:00
  • (700)

  https://www.kurdistan24.net/tr/opinion/005bc306-7e25-446e-a04d-1582062a2a5a?fbclid=IwAR1CEBhuLiw_c_oSmBDLZVB-2XmLfAkUKIHR_tAEThjdr3lRRZVbdTAXf6w

Bu durumda tabi önce Vahap Coşkun’u  okumanız gerekiyor!..

Vahap Coşkun'un tesbitlerine katılmamak mümkün değil... ama bütün yaşanılanlara rağmen PKK çevrelerinden halâ „devrimci halk savaşı“ vb. gibi 20. yüzyıl Kalıntısı devrim anlayışına ve  şiddete yönelik  seslerin yükselebilmesinin -milliyetçilik ve 20. yüzyıl kalıntısı bir „solculuğun“ ötesinde-  onlara cesaret verecek başka nedenlerinin de olması gerekir…

Tamam açık, etki-tepki ilişkisi!.. ve PKK da,  varlığını -Türk jakoben ikizleri gibi- bu ikilemde, yani şiddetin tırmandırılmasında buluyor, bunu biliyoruz; ama bir nokta daha var ki, o da  dış dinamik olarak ABD politikalarıyla  -Trump faktörüyle- ilişgili!..

Daha önceki bir yazıda, hem Türkiye’yi elde tutabilmek açısından, hem de Suriye politikaları açısından, bir süre sonra ABD’nin pekala PKK’ya „silah bırakma“ yönünde baskı yapabileceğinden bahsetmiştik!.. Görülüyor ki, gelinen noktada bu artık çok zor!.. Çünkü işin içine şimdi bir de Irak faktörü  girdi!..

Son günlerde Irak ve İran’da olup bitenleri izliyorsunuzdur sanırım… Bunları burada tekrarlamayacağım… Ama bakın, Irak'ta olup bitenlere dikkat edin, eğer yarın Irak'ta İran yanlısı şii güçler ağır basmaya balarsa, o zaman 20. yüzyıl kalıntısı ABD politikaları  açısıdan geriye tek bir alternatif kalacak: Kendi politikalarının uzantısı olarak kullanabilecekleri bir "Kürt kartına-açılımına"  destek olmak!.. Ne demek istediğim anlaşılıyor sanırım!.. PKK içinde halâ kör bir şiddet anlayışına yönelik seslerin yükselebilmesinin altında güvendikleri başka faktörlerin de olması gerekir diye düşünüyorum!..

Bu durumda ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:

Bir yanda, şiddet yanlısı 20. yüzyıl kalıntısı milliyetçi-solcu fanatik bir PKK çizgisi (ve tabi onun Türk destekçileri) + etki-tepki prensibine göre bunun vazgeçilmez gıdasını -varoluş koşullarını- oluşturan Siyah-Beyaz Türk jakoben milliyetçi anlayışlar  + anti İran ve  „İsrail'in güvenliği“ gerekçesine dayanan, gene 20. Yy. kalıntısı bir ABD politikası!..

Diger yanda ise, Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun bütün demokrasi güçlerinin demokratik işbirliğine dayanan „tarihsel bir uzlaşma“ platformu... İş buraya doğru gidiyor...

Tabi burada, önümüzdeki süreçte, Türkler’i ve Kürtler’i çok büyük sorumlulukların  beklediğinin altını çizmemiz gerekiyor... Türkler'in, bir an önce jakoben Devletçi milliyeti yeni Osmanlıcı siyasetin etki alanından çıkmaları ne kadar acil bir görev olarak ortada duruyorsa, Kürtler'in de yarın ABD nin önlerine  koyacağı, göz boyayıcı, rüşvet yerine geçecek öneriler -Kürtler’i,  „Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan da edecek“, ya da, „yağmurdan kaçarken doluya tutulacak bir noktaya“ getirecek öneriler- karşısında o kadar uyanık olmaları  gerekiyor…

Ne demek mi istiyorum? Örneğin ben, daha önce, Barzani'nin Kuzey Irak'taki bağımsızlık Referandumu’nu -önerisini- demokratik bir talep olarak desteklemiştim.  Onların bu yöndeki taleplerine prensip olarak  gene  karşı değilim ama, böyle bir talep şimdi yeniden,  bu kez ABD destekli olarak,  ABD’nin  yeni politikalarının bir gereği olarak  gündeme getirilirse -ki buna hiç şaşırmayın- o zaman işler değişiyor tabi!..

İşte tam bu noktada Kürtler’in sorumluluğu daha da büyüyor, büyüyecek... Ya geleceklerini ABD -ve İsrail- politikalarına bağlayarak, eski "zayıf halka" teorilerinin peşine takılıp kısa vadeli  „devrimci“ çıkar hesapları yapacaklar, ya da, bütün bir Ortadoğu'yu kapsayacak şekilde yeni demokratik politikalar oluşturabilmeye -bu yönde yeni ittifaklar içinde yer alabilmeye- doğru adımlar atacaklar...

Kısacası, önümüzdeki süreçte Türkler’i ve Kürtler’i zorlu bir imtihan süreci bekliyor!.. Türkler, kendi içlerindeki milliyetci-Devletçi-yeni Osmanlıcı-fetihçi anlayışlarla hesaplaşırken, Kürtler’in de 20. yüzyıl kalıntısı bir  "devrimci halk savaşı"vb. gibi şiddete yönelik milliyetçi-„solcu“ hayallerle daha açık bir şekilde hesaplaşmaları -aralarına mesafe koyabilmeleri- gerekecek...

Evet, bu noktada HDP çok önemlidir, ama onları  da bu yeni süreçte  önemli görevler bekliyor... Çünkü, onların da bir an önce, zhinlerindeki eskiden kalma -Türk yoldaşlarıyla ortak olan- 20. yüzyıl kalıntısı "solcu" anlayışları  temizleyerek, nasıl bir dünyada yaşadığımızı unutmadan demokrasi mücadelesine yönelik daha cesur ve kararlı politikalar üretebilmeleri gerekiyor...