• 12.10.2019 00:00
  • (391)

 Evet, “solcular”, savaşa hayır demedi diye CHP’yi eleştiriyorlar, hatta bazıları daha da ileri giderek  Kılıçdaroğlu’nu “davayı” satmakla bile suçluyorlar!..

Bence bunun aslında kendini aldatma, ya da "solun" namusunu kurtarmak için kendini ikna etme çabası olmanın ötesinde hiçbir anlamı yok!.. Yok, çünkü CHP de henüz daha -başörtü konusundaki birkaç olumlu özeleştiriden başka- çok fazla  değişen bir şey yok!.. Siz, MHP ile “kim daha çok milliyetçi” yarışına girenlerle ittifakı bile normal karşılıyorsunuz,  hiçbir talep ileri sürmeden, hiçbir pazarlık yapmadan gidip oyunuzu bunlara veriyorsunuz... sonra da tutup aldatıldık, satıldık diye ağlıyorsunuz!..

Ama cevabınız hazır biliyorum: Hemen diyeceksiniz ki,  “hayır efendim, biz  onlara, gerici faşist  cepheye karşı oldukları için oy verdik”!..

Biliyoruz biz bu hikayeleri!.. Dün, “bir yanda gerici faşist Demirel var, öte yanda 27 Mayıs  Devrimi’nin  devamı olan  Gürler, biz elbette ki Gürler’den yanayız” diyerek   adeta 12 Mart’ın oylandığı 1973 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Gürler’i destekleyen  zihniyettir bu!.. Benim hep “sol” derken bunu tırnak içine almama neden olan DEVLETÇİ zihniyet!..

Dün Facebook’da bunları yazdığım zaman iyi niyetinden hiç şüphe duymadığım eski “solcu” bir arkadaşım bana diyor ki, “tamam da Münir, Devletçi olmayan başka bir parti var mı ki onu destekleyelim”!..

E, PEKİ O ZAMAN NE Mİ YAPALIM?..

Bir kere önce şunu bir kavramamız gerekiyor: SOL demek, SOLCU olmak demek, her şeyden önce bir sivil toplum gücü olmak demektir. Sivil toplum ise, DEVLETE BAĞLI olmayan, varoluş koşulları DEVLETÇİLİKTEN kaynaklanmayan örgütlü güç  anlamına gelir... Bu nedenle, sol-solcu olabilmek için önce oturup biz ne istiyoruz,   nasıl yönetilmek istiyoruz, KÜRT SORUNU derken bundan ne anlıyoruz, bu konudaki önerilerimiz nelerdir bunu bir belirlememiz  lazım... kısacası nasıl bir ANAYASA İSTİYORUZ bunu ortaya koyabilmemiz lazım... Önce bu bir yapılsın ki,  ittifakmış,  “faşizme karşı birlikte” olmakmış vb... bunlar, bu türden siyasetler ancak ondan sonra bir anlama sahip olabilir... Siz bunları yapmayın, bilinçaltınızdaki Osmanlı artığı  zihniyetle  -her koşulda “Beyaztürkler   ilerici”, “ötekiler gerici” zihniyetiyle- yola devam etmeye çalışın, ondan sonra da sol’dan solculuktan bahsedin!..

Tamam, “yetmez ama evet” diyerek bir zamanlar AK Partiyi’de destekledik, ama o zaman ortada bir neden vardı, bir demokratikleşme programı vardı ve desteklenen şey de bu idi... Ama şimdi öyle bir durum var mı, soruyorum?..

Bir İyi Parti ile bile ittifak yapabiliyorsunuz yahu, kendi içinizde bunu bir sorgulayın bakalım önce!.. MHP’yi daha az faşist buldukları için onlardan ayrılanlar bile sizin “müttefikiniz” olabiliyorsa  Kılıçdaroğlu’nu niye suçluyorsunuz ki!.. Kılıçdaroğlu oturupta size şunu şunu yapacağım, ülkeyi demokratikleştirmek için şöyle bir program izleyeceğim diye  söz mü verdi? Onun için mi ona oy verdiniz!!.. Açık söylüyorum, samimi değilsiniz!..

Kendine “sol-solcu” diyenlere sesleniyorum, PKK tutupta “Devrimci Halk Savaşı” ilan ettiği zaman kaçınız tutupta bunu eleştirdiniz (benim gözümden kaçanlar varsa onlar hariç tabi!..) “Devrimci özerklik” diyerek şehirleri, kasabaları silahlı güçleriyle kuşatırlarken hanginiz buna karşı durdunuz?.. Durmadınız, neden? Çünkü orada söz konusu olan “Kürt özgürlük hareketiydi”, öyle değil mi?.. Ve siz şimdi de tutmuş savaşa evet dedi diye müttefikiniz Kılıçdaroğlu’nu eleştiriyorsunuz!!..

Bakın bu süreç son derece tehlikeli bir süreçtir... Bir zamanlar Ermenileri de yutan  süreçtir bu!  Bugün PKK’ yi destekleyen Amerika’nın yerinde o zaman Ruslar ve İngilizler vardı... “Yürüyün” diyorlardı Ermeni örgütlerine!.. “arkanızda biz varız” diyorlardı!.. ve de onları silahlandırıyorlardı”.. Ne oldu sonra, bir kalemde Ermenileri satıverdiler!..  O Ermeni devrimcileri ki,  1908’e giden yolda  Jöntürklerle birlikte ortak bir Osmanlı kimliğiyle birlikte yaşamı savunan  devrimcilerdi onlar... ama sonra, madem ki arkamızda “Düvel-i Muazzama” var, o halde Allah bize “yürü ya kulum” dedi diyerek  kulvar değiştirmekte bir sakınca görmemişlerdi!.. Sonra da tabi İttihatçılar’ın Devletçi milliyetçiliği hortladı ve arkasından olanları biliyoruz!.. Yani bu işler öyle tek yanlı olmuyor...

“Kürt partisiymiş”, “Türk partisiymiş”,  “İslamcıymış” vb... Kültürel MAHALLEERİMİZİN içine gecekondu inşa eder gibi siyasi parti oturtarak bir yere varmak mümkün müdür?.. Tamam, herkes gene kendi mahallesinde otursun, ama bir yandan da bizim artık bir mahalleler topluluğu değil bir TOPLUM olduğumuz unutmasın!..

İyi güzel de bu işler böyle lafla olmuyor ki!.. Ben bunları zaten yıllardır söylüyorum!..  İsterseniz BAHSE GİRELİM,  radikal bir dönüşüm olmadıkça, yarın ortalık durulunca herkes gene gidip kendisine yakın bulduğu  mahallenin  içinde  bir yer tutacak, ve gidip gene onun kanatlarının altına girecek!.. Ortak payda olan o antika  DEVLET, DEVLETÇİLİK,  Devlet anlayışı  yerinde durduğu sürece başka yolu yoktur bunun!.. Ama ben  gene aynı şeyleri söylemekten bıkmayacağım... (Bakın bu söylediğimi hiç unutmayın...)

AMA İSTERSENİZ GENE BAHSE GIRELİM, yarın bütün o "solcu" Kürtler de gidip gene aynı  şekilde Devletin "Beyaztürk" Devletçi-"solcu" kanatlarının altına girecekler!.. Geçmişte de hep böyle olmadı mı zaten!.. YANİ MAHALLECİLİK anlayışı  yerinde  kaldığı sürece ister "BEYAZTÜRK" milliyetçi-SOLCU OLUN,  İSTER "BEYAZKÜRT"  milliyetçi-SOLCU hiç farketmiyor!..

”Beyaztürkler” açısından istenen ne biliyor musunuz: Eski  güzel günlere geri dönmek!!.. Birçokları, "her şey çok güzel olacak" sloganını bile  bu şekilde yorumladılar... YALAN MI? “Ötekiler”, yani  yeni tipten Devletçi “Siyahtürkler” haline gelenler ise, “şimdi artık sıra bizde” diyerekten, “restorasyoncu”, reaksiyonist bir anlayışla geri dönerek son yüz yılı sil baştan yeniden yaşamak istiyorlar!..

Şunu unutmayalım, Osmanlı artığı o antika Devlet ve Devlet anlayışı  her dönemde  kendisine bir “beka” kalkanı yaratarak ayakta kalabilmiştir... HDP ‘ye söylüyorum... demokratik siyaset mi diyorsunuz, o zaman bütün o  20. Yüzyıl kalıntısı  ideolojilerle- ideolojik çözüm anlayışlarıyla  olan bağınızı keseceksiniz!.. Silahı ve şiddeti içeren her türlü çözüme karşı olduğunuzu bir değil, belki on kere, yüz kere tekrarlayacaksınız... Nasıl bir anayasal düzen istediğinizin altını çizeceksiniz... Ve de birileriyle İTTİFAK yaparken buna dikkat edeceksiniz... Yoksa öyle, “Beyaztürk” “solcu” yoldaşlarınız gibi, “gerici faşist Erdoğan’a karşı güç birliği” falan hikayeleriyle bir yere varamazsınız!.. Dün Demirel’di o “gerici faşist” hedef, bugün Erdoğan, yarın da pekala bir başkası  -Kılıçdaroğlu bile- olabilir!.. Ve siz de hep böyle birilerine karşıyız diyerek başka birilerinin kuyruğunda dolaşır durursunuz!.. Yok kardeşim yok, öyle ben “Kürt partisiyim” demeyle falan olmuyor bu işler!.. O zaman ötekiler de tutuyor, biz de “Türk partileriyiz” diyor ve iş bitiyor!!.

Evet, artık ne  o eski "güzel günler" geri gelecek, ne de Devleti ele geçirince Devletleşererek “Siyahtürk” haline dönüşenlerin istedikleri gibi “parantez kaplanarak” küllerinden yeniden yaratılan bir Osmanlı’nın yolunda, Abdülhamid’in idealleri doğrultusunda yolumuza devam edeceğiz!..
Tek bir çözüm yolu var artık önümüzde: Ya, tarihsel bir uzlaşma anlayışıyla içinde bulunduğumuz mahallelerin duvarlarını aşarak, yaşamı devam ettirme mücadelesine bundan sonra ancak çok kültürlü bir toplum halinde devam edebileceğimizin bilincine varacağız, ya da  ideolojik hale gelen mahalle savaşlarıyla birbirimizi tüketeceğiz... Aklımızı başımıza toplayalım...