• 19.05.2019 00:00
  • (1233)

  AK Parti hareketi,  içinde “Anadolu burjuvazisini” de barındıran ve kendilerini “Türkiye’nin zencileri”  olarak ifade eden  “Çevre” unsurlarının, arkalarına küresel rüzgarları da alarak “Beyaztürk” Devletçi-“Merkez”e doğru yürüyüşünü temsil eden demokratik devrimci bir KOALİSYON hareketi olarak doğmuştu... Türkiye’nin  demokrasi güçleri   o zaman  bu koalisyonu desteklemişlerdi.

Kendi varoluş koşullarını  “Beyaztürk” Devlet sınıfının  koruyucu kanatları altında bulan eskinin Devletçi büyük burjuvaları da Özal’la birlikte başlayan dışa -küresel süreçlere- açılma sürecinin artık kendileri için daha avantajlı hale geldiğini farkederek AK Parti’yi iktidara taşıyan   bu koalisyonun -önceleri sessiz kalarak, ama daha sonra  aktif bir şekilde- destekçisi oldular...

Sonra sürecin nasıl geliştiğini ve bugün gelinen noktayı hepimiz biliyoruz... Önce küresel dinamiklerle ilişkiler gevşedi, şimdi de başta büyük burjuvazi olmak üzere koalisyonun içerdeki destekçileri  huzursuz!..

Bakın Ruşen Çakır bugün gelinen noktayı nasıl özetlemiş: Şu videoyu önce sonuna kadar bir izleyin...

https://medyascope.tv/2019/05/17/erdogan-ve-buyuk-sermaye-yollar-ayriliyor/?fbclid=IwAR2MFOJXYVfCQTXpoTGDgJ1Vovn9As_FEa3qdgt6zeXSl-Wi5dq58EL0-nQ

Peki TÜSİAD Ne demişte ipler böyle birden kopma noktasına gelmiş[1]:

“TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan, konuşmasında demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu yaparak kısa vadede sorunların çözümü için ‘ekonomide liberal piyasa düzeni, kural temelli uluslararası sistemle olan ittifak’ çıpalarının kullanılması gerektiğini söylemiş...

Özilhan'ın konuşmasının TÜSİAD'ın 'demokrasi, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, insan hakları, akademik özgürlükler, liyakat ve ifade özgürlüğü' çağrısı yapan  bölümü salondakilerden büyük alkış almış... "Demokrasi işler kılınırsa, hukukun üstünlüğü tesis edilirse ekonomimizin performansı yükselecek" diyen Özilhan,  “Türkiye’nin 2023 hedeflerinden uzaklaştığını, 2002-2007 dönemindeki parlak günlerine bir türlü geri dönemediğini söyleyerek “küresel Rekabet Endeksi, işgücü piyasası verimliliği, enflasyon, yargı bağımsızlığı, basın özgürlüğü gibi göstergeler konusunda Türkiye’nin son sıralarda yer aldığını” belirtmiş.

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz...

Evet, dün,  bütün darbelerin arkasında duran o “Beyaztürk” Devletçi burjuvaziyle, onların temsilcisi durumunda olan TÜSİAD’cılarla birlikte saf tutmak -bunun adı “solculuk” da “sağcılık” da olsa- gericilikti!    Ama bugün, Özal’la birlikte dünyaya açılan,  küreselleşme süreciyle bütünleşerek    sırtındaki Devletçi kabuğu sıyırıp atan ve  bu yeni  kimlikleriyle önceleri  demokrasi mücadelesinde fiilen AK Parti’nin temsil ettiği koalisyonun içinde yer alan,  daha sonra da  içine girilen   “yerli-milli” içe  kapanmacılığa   karşı duran   İstanbul’un  büyük burjuvalarının duruşu   ilericidir...

Öyle görünüyor ki artık  roller değişmiştir. Demokratik devrim sürecinin bu yeni aşaması küresel dinamiklerle birleşen iç dinamik unsurlarının ilerici, içe kapanmacı,  reaksiyonist-restorasyoncu bir Devletçiliğe teslim olanların  ise  gerici olarak yer alacakları  bir süreç olacaktır...

Çünkü:

Evet, dün, yani 20. Yüzyıl koşullarında, bizim de uğruna ölümlere gittiğimiz o    “tam bağımsız ve gerçekten demokratik  Türkiye” sloganı (içe kapalılığı  ifade etse de) “milli kurtuluşçuluğu” öne çıkardığı için bir ölçüde “ilerici” yanları olan bir slogandı; ama bugün,  21. Yüzyıl’ın küreselleşme koşullarında küresel süreçlerden soyutlanma anlamına gelecek “yerli-milli” bir “tam bağımsızlığı” savunmak artık  gericiliktir.  “Gerçekten demokratik bir  Türkiye” bugün ancak küresel demokratik devrim  süreçlerinin içinde yer almakla gerçekleşebilir...

Evet, dün, 20. Yüzyıl dünyasında, tekelci kapitalizme-emperyalizme karşı “ulusal bağımsızlık” mücadelesi vermek, sonuç itibariyle yerel despotların başa gelişiyle sonuçlanan içe kapalı-Devletçi bir yapıyı ortaya çıkarsa da -büyük tablodaki anlamı açısından- bir yerde “ilericilikti”; bugünse “ilericilik” artık  „ulusal bağımsızlığı“ savunmak adına Devletçi-çağ dışı bir düzenin bekçiliğini yapanlara, küresel demokratik devrime karşı ulusal duvarların arkasına gizlenenlere  karşı da   durabilmektir...

Evet, dün, sermaye yetersizliğine çare olarak bulunan “Devletçiliği” -„kamu iktisadi teşebbüslerini“- desteklemenin, “tarihsel devrimci” bir dinamiği desteklemek adına belki “ilerici” bir yanı vardı; ama bugün “ilericiliğin” ölçüsü artık  Devlet tekelciliğine karşı durmak, serbest piyasayı ve küresel dünyaya açılmayı desteklemektir!..

Dün, kapitalizmin tekelci aşamasında -emperyalizm aşamasında- “sermaye ihracı” sömürgeciliğin, yeni sömürgeciliğin ayrılmaz parçası olduğu için, o zaman buna karşı  çıkmak “ilericilikti”. Bugün ise, tam tersine,  “emperyalizme karşı” olmak adına   ulusal duvarların arkasına gizlenerek küresel sermaye düşmanlığı yapmak (bu,  “yerli-milli”lik adı altında da olsalar!..)   gericiliktir!..

Ey, küresel bir dünya sisteminin doğmakta olduğunu göremeyen 20. Yüzyıl kalıntısı  “ulusalcılar-milliyetçiler” ve de ulusalcı “solcular”- kapitalizm küresel bir dünya sistemi haline geldi artık! Yani sermaye küreselleşti. Sermayenin ulusu kalmadı! Artık “ulusalcı” nutuklarla sizi uyutanlar, sizin “yerli-milli” veya „ulusal-sermaye“ dedikleriniz, küresel rekabet mücadelesine girmek istemeyen, ulusal duvarların arkasına gizlenerek kendi tekelci konumlarını muhafaza etmeye çalışan bezirgânlardır. Bugün, içinde yaşadığımız küreselleşme sürecinde, „kim ki bir taş üstüne  taş koyuyorsa, niyeti, menşei, „ulusal kökeni“ ne olursa olsun  o hoş geldi sefa geldi ülkemize” demeyi öğrenmeden artık ne devrimci olunabilir, ne de çağdaş! Çünkü,  üstüste konulan o taşlardır ki,  hem yerel, hem de küresel düzeyde,   üretici güçleri geliştirerek  kapitalizmi kendini inkâra götüren  sürecinin köşe taşları onlardır!  http://www.aktolga.de/m23.pdf