• 24.12.2018 00:00
  • (1409)

 NEREDEN BAŞLAMIŞTIK NERELERE GİTTİ İŞİN UCU

68’den bu yana ideolojik teorik bir arkeoloji çalışması

Münir Aktolga

Aralık 2018

“KAPİTALİST OLMAYAN YOL”LA,  JÖNTÜRK SOLCULUĞUNUN “BAĞIMSIZLIK”

ANLAYIŞI ARASINDAKİ İLİŞKİ!..

Şimdi önce size bir video izleteceğim[1]!  Bizim kuşağın, yani 68 Kuşağının olağan yürüyüşlerinden-mitinglerinden biri bu (yürüyüş kolunda kendimi göremedim ama, o gördüğünüz gençlerden birinin de  ben olduğumu düşünebilirsiniz; yani eleştirirken kendimi onlardan ayırmıyorum!)... 

Elimizdeki  pankartlara, kullandığımız sloganlara, söylediğimiz marşların sözlerine dikkat edin! “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye”... “Gün doğdu hep uyandık siperlere dayandık, bağımsızlık uğruna da al kanlara boyandık”...”Yolumuz devrim yolu gelin kardaşlar gelin, yurdumuza Yankee dolmuş vurun kardaşlar vurun”... “Tanklarıyla toplarıyla gelseler dahi bağımsız olacak Türkün ülkesi”... İçine girilen süreci, o zamanki ruh halini  en güzel açıklayan, en belirleyici olan ise tartışmasız “Dev-Genç marşı”!.. “Ey Dev-Genç’li, ey  Dev-Genç’li savaş vakti yaklaştı, al silahını eline emperyalizme karşı”!..

Peki,  aradan elli yıl geçtikten sonra, o zaman bu hareketin içinde birinci derecede rol alan  insanlardan biri olarak   soruyorum ben şimdi; 1960 sonrasında Türkiye,  Vietnam falan gibi  eline silahı alıpta bağımsızlık savaşı verecek kadar Amerikan emperyalizminin işgali altında bir ülke mi idi?  Bir yanda “karşı devrimci”, “ABD emperyalizminin işbirlikçisi” bir iktidar, bunun karşısında ise, Kemalistlerden solculara kadar uzanan “anti emperyalist bir  millici güçler”  cephesi mi vardı!?..

Eğer durum böyle idi ise, o zaman bugünkü durumu nasıl izah edeceğiz? Dikkat edin, o zaman bizim kullandığımız sloganların hemen hemen hepsini bugün “Ak-troller” denilenler  kullanıyorlar!!

“Bağımsızlık”tan,  “emperyalizme  karşı II. Milli Kurtuluş Savaşı” vermeye kadar bizim  bütün sloganları onlar  sahiplenir hale geldiler! Bizim zamanımızda  bizim cephedekiler “millici güçler”, ötekileri ise “gayrımilliler” olarak tanımlanırken, şimdi işler tersine dönünce, bizim “gayrı milli” olarak işaret ettiklerimiz kendilerini  “yerli-milli”, bizim eski “milliciler” de  “gayrı milli” olarak ilan edilmeye başlandılar!.. Aradaki fark bu!!.. “Dış düşman” ise, gene aynı “Batı”, yani  Amerika  ve AB ülkeleri!.. Şimdikiler, önceleri bunu, “üst akıl” falan diye diplomatik bir dille ifade etmeye çalışıyorlardı, ama son zamanlarda onlar  da artık dillerinin altındaki baklayı çıkararak aynen bizim eski sloganlarla konuşmaya başladılar!.. Resmen Amerika’ya ve bütün Batı’ya savaş açtık sanki!.. 

Düşünebiliyor musunuz, her dönemde toplumun yarısı kendisini “milli”, karşı tarafı “gayrı milli” olarak görürken, aynı anda her iki cephe de karşı tarafı  bir “üst akılın” içerdeki uzantısı olarak ifade ediyor!.. Sizce normal midir bütün bunlar?..  

Ama hepsi bu kadar da değil! Bir yandan, kendilerini  Türkiye’nin “Zencileri” olarak ifade edenler böylesine  “yerli-milli” bir havaya girerken, diğer yandan bir de bakıyoruz, dünün  “anti emperyalizm”, “bağımsız Türkiye” söylemlerini dilinden düşürmeyen “Beyaztürk-solcuları”,  bugün  tam  tersi kutba geçerek neredeyse bütün bu sloganları  unutuverdiler ve Amerika’ya, AB’ye falan adeta laf söyletmemeye başladılar!! Sadece “Beyaztürk-solcular”da  değil, baksanıza, PKK bile artık öyle değil mi!? Amerika onlar için de, “emperyalist” söyleminin nesnesi olmaktan çıkmadı mı artık!? Üstelik  ABD açıktan onlara silah yardımı da yapıyor ve ileride kurulacak olan “komünal yapının” “polis gücü” olarak eğittiklerini bile açıklıyor![2]  Anlaşılan, paçası sıkışan, siyaset üretemeyen, kendisine düşman bir  “üst akıl” yaratıp hayalet taşlayarak ayakta kalmaya çalışıyor; ama işine gelince de bukalemun gibi  tam tersi kılıklara giriveriyor!!.. 

O zaman  nasıl açıklanacak bu durum? Yani Amerika ve öteki Batılı ülkeler bir dönem  “Beyazlar’a”, sonra da “Siyahlar’a” göre  “emperyalist” olarak rol mü değiştiriyorlar!?.“Emperyalizm” denilen şey öyle bukalemun gibi kılıktan kılığa giren bir şey midir? Ya da, bir dönem “işbirlikçi” rolünde “Siyahlar” olurken, bir başka dönem aynı rolü “Beyazlar”mı üstleniyorlar!?.. Bu iş öyle kafası kızanın ötekine “işbirlikçi”, “emperyalist”, “faşist” diye saldıracağı bir oyun mudur!?..

Ben size söyleyeyim, bunların hepsi hikayedir; hepsi, daha önce   yaşanılan travmaların sonucunda zihinlerde yer eden   kalıntılarla ilgilidir!  “İşbirlikçi”,  “faşist” gibi kavramlar küfür gibi öyle rasgele kullanılamaz. “Emperyalizm” denilen şey de, öyle kafana göre yorumlayacağın bir “düşman” tanımı değildir!.. Sıkışan, kendine çeki düzen vermek yerine,  hemen “ötekine” “faşist” diye saldırmaya başlayarak  “emperyalizme karşı”  “yerli-milli” duruşa sahip bir kurtarıcı rolüne sığınıveriyor!.. 

İkinci Dünya Savaşı ve daha sonra ortaya çıkan dünya düzenine göre şekillenen bir  “emperyalizm” anlayışı!..

Evet, Türkiye resmen bu savaşa katılmamıştı, ama fiilen Almanlar’ın tarafında görünüyordu! Bu nedenle, savaş bitince Amerika’nın önderliğindeki savaşın galipleri yeni kurulan   BM’e katılabilmesi  için  Türkiye’nin kendi saflarında yer almasını şart koştular.  Savaş bitmeden bir gün önce Türkiye’nin Japonya’ya karşı savaş ilan etmesinin anlamı ne idi ki!? Ama, Amerika’nın başı çektiği savaşın galipleri bununla da yetinmeyerek,  Türkiye’nin “yeni dünya düzeninde”  yer alabilmesi için demokratik parlamenter sisteme geçmesini de  zorunlu görüyorlardı! Düşünün, o an bir yanda Türkiye’den toprak talebinde bulunan bir Stalin vardı, diğer yanda ise, ABD’nin yeni dünya düzeni koşulları!.. Bu şartlar altında CHP ve onun  temsil ettiği Kemalist Devlet sınıfı unsurları istemeye istemeye de olsa  demokratik parlamenter sisteme geçmeye karar verdiler!!.. Yani o an Amerika henüz daha “emperyalist” değildi!!..

Dış dinamik açısından  DP’nin ortaya çıkışını  etkileyen koşullar ve DP’nin “Amerikancılığa” terfi etmesi!..

İçine girilen bu yeni ortamda artık CHP tek başına olmayacaktı; bir yanda, savaş sırasında Almanya sempatizanı  duruş sergileyen bir CHP, diğer yanda ise,  yeni ortamın -demokratik parlamenter sistemin- ürünü olarak sahneye çıkan DP’nin temsil ettiği bir  muhalefet vardı... 1950’ye böyle gelindi. Ve DP, bu sürecin sonunda,  halkın oylarıyla iktidarı “Devlet’in asıl sahiplerinden”  alarak başa geldi...

Yok efendim, “DP işbirlikçi burjuvazi feodal mütegallibe ittifakının” örgütüymüş de, bunlar “Amerikan emperyalizmiyle ittifak yaparak iktidar olmuşlar da” (!) bunlar hep iktidardan düşen “Beyaztürk” Devlet sınıfı cephesinin hezeyanlarıdır...

Ya bugünkü durum?..

Hani şimdilerde dünün “Amerikancıları”  kendilerini “yerli-milli”, “Beyaztürkleri” ise “gayrı milli” ilan ettiler ya, yarın bakın, eğer Suriye’de Amerika’yla bir anlaşma durumu ortaya çıksın ve Amerika bizimkilere göz kırpmaya başlasın göreceksiniz birden işler gene değişiverecek!!.

Aynı bakış açısı PKK ve “solcular” için de geçerli. Bunlara göre de şimdi  “baş düşman” Erdoğan olduğundan Amerika için falan artık eskisi gibi “emperyalist” kavramını kullanmıyorlar (onlar şimdi açıkça ilan edilmese de “müttefik”!!.) Şimdi moda olan “faşizme-emperyalizme  -ve onun temsilcisi Erdoğan’a”- karşı mücadele!.. Ama bakın görün, yarın Amerika politika değiştiriverirse o zaman bunların hepsi birden gene “millici” rolüne soyunarak tarihi yeniden yazmaya,  “milli kurtuluşçuluk kartını  ötekilerden geriye almaya başlayıverirler...