• 7.02.2018 00:00
  • (2012)

 “Popülizm teorisinin duayeni” Chantal Mouffe: “Günümüzün siyaset-sonrası

dünyasında, sağ popülizmin tek panzehiri sol popülizmdir” diyor!..

http://medyascope.tv/2018/07/02/populizm-teorisinin-duayeni-chantal-mouffe-gunumuzun-siyaset-sonrasi-dunyasinda-sag-populizmin-tek-panzehiri-sol-populizmdir/ )

Chantal Mouffe’nin söylediklerinin özeti şu: Artık o eski “sağ” ve “sol” partiler ve siyasetler arasında bir fark kalmadı. Bunlar bir şekilde “uzlaştılar”. Bu nedenle, yükselen “sağ popülizme” karşı ancak  “sol bir popülizmle” karşı konulabilir...

Şu doğru: 21. Yüzyıl koşullarında artık 20. Yüzyıl kalıntısı o eski  “sağ” ve “sol” akımlara yer kalmamıştır!.. Kalmamıştır, çünkü   bunlar artık  ayaklarının altından kayıp gitmekte olan zemini temel aldıkları için farklı  siyasetler üretemiyorlar...

Şuraya bakın,  tek tük istisnaların dışında artık o eski grevlere falan bile yer kalmadı!.. İşverenler, “daha fazla israr ederseniz  fabrikayı söker başka bir ülkeye giderim” dediği an akan sular duruveriyor!.. Çünkü, herkes biliyor ki, öyle kuru bir blöf  değil bu!.. Hani nerde sosyal demokrat siyasett mi  diyeceksiniz,  sözü, “zenginlerden daha çok vergi alacağız” demeye falan mı getireceksiniz, bunlar da bitti!.. O zaman da  işverenler gene  diyorlar ki, “iyi peki, biz de tası tarağı toplar şartların uygun olduğu başka bir ülkeye gider üretime orada devam ederiz; çünkü  başka türlü  küresel rekabet ortamında şansımız kalmıyor”!.. Hadi bakalım kolay gelsin!.. Her tarafın “solcu” olsa ne yazar!!

Ama sadece  sosyal demokrat ya da onun da solunda siyaset yapan  örgütler -siyasi partiler- için mi böyle durum? Ötekiler, yani klasik “sağ” partiler ne alemdeler, onlar siyaset üretebiliyorlar mı?..

“Berlin Duvarı yıkıldı, artık Sosyalist sistem falan kalmadı, bütün bunlar kapitalizmin kesin zaferidir”  diyerek gaza basan ve  küresel serbest rekabete entegre olan klasik “sağ” partiler de  şaşkın bugün; çünkü  artık onlar da anladılar ki, küresel serbest rekabet ortamı gelişmiş ülkelerden yana  sonuçlar üretmiyor; bu süreçten daha çok gelişmekte olan ülkeler kazançlı çıkıyor!..

Bugünkü şu gazete manşetine bakın: “ABD yönetiminin Çin'den ithal edilen 34 milyar dolar değerindeki 800'den fazla ürüne yüzde 25 ek gümrük vergisi uygulamaya resmen başlaması ardından Çin'den de yanıt gecikmedi. Çin Dışişleri Bakanlığı ABD'ye misilleme tarifelerinin yürürlüğe girdiğini ilan etti”...

http://www.milliyet.com.tr/ve-ticaret-savasi-resmen-basladi--ekonomi-2701554/

(Daha bunun gibi sayısız haber var gazetelerde. AB ile ABD’nin arası bile açıldı. Orada bile “ticaret savaşları” gündemde... Bırakın AB’yi, Türkiye bile ABD’ye karşı misilleme yapıyor!..)

E peki sonuç?  Sonuç ortada! Artan ticaret açığıyla (cari açık), yatırımların durmasıyla birlikte artan işsizlik ve pahalılık insanları giderekten mevcut siyasi partilerden soğutuyor. “Bunların hepsi aynı, bunlar bizim derdimize çare bulamazlar” duygusu giderekten kitlesel bir hal almaya başlıyor... İşte size gelişmiş ülkelerde yükselen  “sağ popülizmin” yeşerdiği toprak; işte, örneğin bir Trump’u Amerika’da başa getiren potansiyelin birikimi süreci, işte bütün Avrupa ülkelerinde yükselen “yeni sağın” ortaya çıkış zemini... O, “yabancı düşmanlığı, göçmen karşıtlığı” falan buz dağının su yüzündeki görünen kısmı!.. 1960’larda  göçmen işçi alımı için olmadık çabayı sarfeden gelişmiş ülkelere ne oldu ki, bunlar  -ve buralarda  yaşayan insanlar- bugün artık göçmenlere karşı seslerini yükselterek  siyaset sahnesine çıkan  “yeni sağ” politikaların arkasından gidiyorlar?..

Madalyonun gelişmekte olan ülkeler tarafına geçmeden önce,  Chantal Mouffe’nin bütün bu gelişmeler -sağ popülizm- karşısında “başka çare kalmadı” diyerek önerdiği “sol popülizme”de bir bakalım ve pratikte böyle bir alternatife -“panzehire”- yer olup olmadığını görelim!..

Soruyorum ben şimdi, “sağ popülist” akımların karşısında ne diyecek  “sol popülizm”? Örneğin, alın bir Fransa’yı, ya da Almanya’yı, ne diyecek buradaki “sol popülistler”?.. Lafı hiç uzatmadan ben size söyleyeyim: İster “sağ”-milliyetçi motiflerle süslenmiş olsun, ister 20. Yüzyıl kalıntısı “sol”-“solcu”, “devrimci”, “ilerici” terminolojiyle donatılmış olsun bunların da varacağı yer aynıdır... “Aman hoş geldiniz sefa getirdiniz” mi diyecek bunlar göçmenlere!? Ya da, işverenlere zılgıdı çekerek “beğenmiyorsan çek git” mi diyebilecekler!?..  Yoksa  işverenleri, “aman ha fazla ileri gitmeyin,  işçi sınıfı devrim yapar” diye mi korkutacaklar!? Tabii ki bunların hiçbirisi!!.. E, o zaman nasıl “sol popülist” olacaksın ki!?

Ya “gelişmekte olan ülkeler” mi dediniz? Buralarda da durum hiç iç açıcı değil!..

Gelişmiş ülkeler, “bu küreselleşme, küresel serbest rekabet oramı bizim aleyhimize çalışıyor” diyerek frene basmaya başlayınca buralarda da işler tersine dönmeye başladı ve giderekten buralardaki siyaset de popülist bir kulvara girdi...

Dikkat ederseniz burada ortaya çıkan popülizmin artık “sağ” mı yoksa “sol” mu olduğundan bile bahsetmedik; çünkü,  gelişmiş ülkelere reaksiyon olarak  ortaya çıkan gelişmekte  olan ülke popülizmi aynı anda hem “sağdır”, hem de “sol”!! Sakın ha, aynı anda “sağ” ve “sol” nasıl olunuyor falan demeye kalkmayın!.. Söyleyin bana şimdi, Venezuella’nın izlediği siyaset “sağ”mı yoksa “sol”mu?.. Venezuella çok mu uzak, Türkiye’ye dönelim isterseniz; şu an izlenen “Reisci” siyaset sizce “sağ”mı yoksa “sol”mu!?..

Eğer kendinizi “sağcı” olarak görüyorsanız bu soruya “tabii ki sağ”, “solcu” olarak görüyorsanız da “elbette ki sol” diye cevap vereceksiniz!!  Öyle değil mi!?.. E peki hangisi doğru bunların diye bir şey  yok bence!!  Çünkü, aynı anda hem “sağ” “sağcı”, hem de “sol” “solcu” bir siyaset bu!! Hepsi bir yana, adamlar   resmen Amerika’ya AB’ye meydan okuyorlar, ötesi var mı bunun?.. Biz 70’lerde aynı sloganları söyleyerek sokaklarda yürürken “kahrolsun komünistler” diyerek bize saldıranlar bugün  neredeyse o sloganlara sahip çıktılar!.. Sayın “Başdanışmanlara” bakın bir, bunlar da kendilerini halâ  “sol”-“solcu” olarak görmüyorlar mı?.. “Hayır onlar artık solcu falan değiller” diyerek olayı “sol” içi bir tartışmaya çevirebilirsiniz tabi, ama bu da gene benim yazdıklarımı doğrulayacaktır!!

(“sol” popülizm deyince Türkiye’de hemen aklımıza -haklı olarak- Ecevit solculuğu geliyor değil mi? Ya peki şu an, “sağ popülizme karşı alternatif olarak başka çare kalmadı” denilerek “ince ince” piyasaya sürülmeye çalışılan  popülizmi nereye koyacağız!? Ona da şimdiden bir yer hazırlasanız fena olmaz!!)

Sözü uzatmayalım; bugün artık 20. Yüzyıl’daki anlamlarıyla “sağ”-“sol” diye bir şey kalmamıştır!..      

Eskiden ne kadar kolaydı bu işler!! Bizim zamanımızda -yani 20. Yüzyıl’da-  bir “ezenler” vardı -“sağ”, “sağcılar”-, bir de “ezilenler”. Bunlara da  “sol”-“solcular” denilirdi!  “Devrim” deyince de bundan, “ezilenlerin ezenleri alaşağı ederek politik iktidarı almaları” anlaşılırdı!.. Şimdi, 21. Yüzyıl’da ise, bunun yerini, küreselleşme sürecine karşı  olan bütün  ideolojik akımların  (artık 20. Yüzyıl’da kalan   “güzel günleri” geri getirmeye çalışan eski dünyanın egemenleri ulus devletçi güçlerin, ve     küresel dinamiklere karşı onlarla ittifak kurarak eski zeminlerde  ulusal düzeyde  “çözüm” arayışı içinde olan eskiden kalma “sol” güçlerin)  “sağ”, bilgi toplumuna giden yolda küresel demokratik devrimden yana olanların ise “yeni sol” olarak yer aldığı,  yeni bir devrim anlayışı alıyor. Bilgi üretmenin, üretilen yeni bilgilere dayanarak daha iyi kalitede malları daha hızlı ve ucuza mal edebilmenin  devrimci bir faaliyet haline geldiği, modern sınıfsız bir dünya toplumuna doğru gidişi hedef alan  yeni tipten bir devrim anlayışı ve sürecidir bu!..

POPÜLİZM NEDİR?..

İster “sağ” ister “sol” şekliyle olsun tek cümleyle popülizm, sınıflı bir toplumda "yönetilenlerin" dünya görüşü, onların, “yönetenleri altederek iktidarı ele geçirme” ideolojisidir. Bize özgü bir deyimle "ayakların baş olması" ideolojisidir...

 

Ne yazık ki bizler- 20. Yüzyıl kalıntısı "solcular" işçi sınıfının ergenlik dönemi ideolojisi olarak işçi sınıfı popülizmini hep "devrim-devrimcilik" sandık...

Dünyaya, "her şey kendi zıttıyla birlikte varoluyor ve sonra da onun tarafından altediliyor" inancıyla bakarak (bu ifadeyi mekanik bir şekilde yorumlayarak) sübjektif idealist bir hayal alemi yarattık kendimize!!.. Ama burada “biz” derken sadece bizleri kastettiğimi sanmayın, unutmayın ki bir zamanlar dünyanın üçte biri bu türden popülist bir ideolojiye dayanarak "sosyalist" adı altında bir dünya sistemi haline gelmişti!.. Peki sonra ne oldu, ya da olanlar neden oldu?..

Yukardaki şekile dönersek, toplumsal düzeyde DEVRİM B'nin A'yı altetmesi olayı değildir!.. Devrim, tıpkı ana rahminde gelişen bir çocuk gibi B'nin temsil ettiği toplumun ana rahminde gelişen yeni bir sisteme ait unsurların süreç içinde eskinin içinden doğuşu -çıkıp gelişi- olayıdır... Yani bir civciv veya bir çocuk, ya da yeni bir toplum biçimi eskiden beri varolanın içindeki -gene eskinin içinde kalan- bir "değişim"-altüstlük olayı değildir... O, “eskiden” bağımsız-toplumsal DNA’ları ondan farklı bir oluşumdur- 20. Yüzyıl dünyasının içinden başka türlü çıkış yolu bulamadığı için   “sağ popülizmin tek panzehiri  sol popülizmdir” diyerek kolayca “Popülist devrim teorisinin duayeni” ünvanını kazanan Chantal Mouffe’nin kulakları çınlasın!..Bu konuda daha geniş açıklamalar için: http://www.aktolga.de/m23.pdf