• 23.11.2017 00:00
  • (2159)

  NATO NEDİR… O BİR  SOĞUK SAVAŞ ÖRGÜTÜ DEĞİL MİDİR?..

PEKİ 20.YÜZYILIN SOĞUK SAVAŞ KOŞULLARINDA DÜŞMAN KİMDİ?.. SOVYETLER-RUSLAR  DEĞİL Mİ?..

O HALDE DEVAM!..

Bu durumda Ruslardan S-400 füzeleri alan, Şanghay İşbirliği Örgütüne katılmaktan bahseden bir Türkiye ve onun lideri sayın Erdoğan Natocular’ın gözünde "düşmanla işbirliği” yapmış olmuyor mu?.. Adamlar olaya böyle bakıyorlar! Durdukları yer 20.Yüzyıl  zemini olduğu için, olaya böyle bakıyorlar… Ve tabi sürece oradan bakınca  görünen de-Türkiye’nin ve sayın Erdoğan’ın görünümü de- böyle oluyor!.. Kendimizi aldatmayalım, olay budur!..

Peki bu durumda ne yapacağız?.. Bir kere önce şunu bir kavrayalım, öyle bağırıp çağırarak, „anti emperyalist“ nutuklar atıp, olayı  20.Yüzyıl ruh haliyle değerlendirerek- „Amerikaya karşı savaş falan ilan ederek“(!)- bu problemi çözemeyiz!!.. (Şaka değil, gerçekten böyle düşünen fanatikler  var!..)  

Bakın ben size söyleyeyim, bu gidişle yakında AKP-MHP ‘lisinden “solcusuna”, “sağcısına” ve “Atatürkçüsüne” kadar bütün Türkiye’nin milliyetçileri  68'in Dev-Genç’ lileri haline dönüşerek(!)  „hey Dev Genç’li Dev Genç’li, savaş vakti yaklaştı, al silahını eline emperyalizme karşı“ diyerek sokaklara dökülecek!!.. Chavez tipi bir milliyetçi-solculuğun tepe yapması için çok az zaman kaldı!!.. Hatta daha da ileri giderek, ben size bu işin varacağı uç noktayı bile söyleyeyim!..  Ne dersiniz,  bir süre sonra   mezardan Deniz  falan da çıkarılarak,  iş   iade-i itibar noktasına da  vardırılır  mı!?.. O zaman  kafayı yeme sırası artık herhalde  “solculara” gelir!!..

Şimdi soruyorum ben,  milliyetçiler mi  Dev-Gençli-solcular haline geliyorlar, yoksa dünya mı tersine dönmeye başladı!?.. (Doğu Perinçek’in son söylemlerini hatırlayın!..)

Aslında olay bambaşka tabi!.. Mesele, Nato'nun bir 20.Yüzyıl örgütü olmasıyla ilgili… Ama birileri halâ bunu, bu gerçeği algılayamıyorlar! Artık 21. Yüzyılda yaşamadığımızı kabul etmek istemiyorlar! Çünkü onlar için bu,   soğuk savaş kalıntısı eski  statükonun-saltanatın sona erdiğini kabul etmek anlamına gelecek!..  

Peki  biz ne yapmalıyız?  Onlar 20.Yüzyıl kalıntısı eski statükoyu savundukça, bizim de  her fırsatta  onlara  Berlin Duvarı’nın  artık mevcut olmadığını,   dost-düşman anlayışının değiştiğini,    Nato'nun da, Birleşmiş Milletler Örgütü’nün de küresel dünyanın gerçeklerine uygun olarak  yeni bir anlayışla   yeniden örgütlenmesi gerektiğini  hatırlatmamız, bu yönde çaba sarfetmemiz gerekiyor. Nasıl ki "dünya 5 ten büyüktür" diyerek BM'in 21. Yüzyıl koşullarına uygun hale getirilmesini, yeniden örgütlenmesini savunuyorsak, aynı şekilde, Nato'nun da,  çok kutuplu hale gelen bir dünyada, artık eskiden olduğu gibi    20.Yüzyıl statükosunu savunan  bir örgüt  olarak kalamayacağını, onun  Birleşmiş Milletlere bağlı, terörizme karşı bir  örgüt  olarak yeniden organize edilmesi gerektiğini savunmamız gerekiyor. Yoksa öyle- Nato bize şunu dedi, bunu dediyle bu iş yürümez... Batı düşmanlığı yapmadan, bulunduğumuz mevzileri, konumu muhafaza ederek-arkamıza 21.Yüzyıl dinamiklarini alıp- kurumların içinde  onları dönüştürme mücadelesi vererek ilerlemeliyiz... Öyle olmalı ki, Nato'yu halâ bir soğuk savaş örgütü olarak muhafaza etmek isteyenler  meşruiyet çizgisinin dışına düşsünler...

Bunlar güzel sözler değil mi!..  Düşünün- AK Parti iktidarıyla birlikte o ilk on yıl Türkiye işte bu yolda ilerliyordu. Öyle ki,  elinde adeta bir bayrak gibi  21.Yüzyılda insanlığın vicdanını temsil eden „yumuşak güç“ silahını tutarak  bu yeni sürecin yolunu açar hale gelmişti… Bir „Arap Baharı“ neden ve nasıl ortaya çıkmıştı, kimi rol modeli alıyordu, bütün o Osmanlı artığı ülkelerde demokratik devrim ateşi nasıl tutuşmaya başlamıştı  sanıyorsunuz? Bir Obama 2008 de seçilir seçilmez ilk ziyaretini neden Türkiye’ye yapmıştı acaba?.. Açın internetten Obama’nın TBMM’deki konuşmasına bakın… Türkiye’nin üstlendiği yeni rolden herkes memnundu o zaman. O zaman „üst akıl„ bizden yana mı işliyordu yoksa?..

Dikkat edin,  o zaman Türkiye 20. Yüzyılın egemenleriyle o eski kulvarda, (onların güçlü olduğu o alanda) „bilek güreşine“ falan soyunmuyordu! Sessiz sedasız  21. Yüzyıl kulvarlarında, kendi yolunda ilerliyordu!.. Bunun meyvalarını da toplayarak tabi!.. Açın bakın, o yıllarda Türkiye’ye giren küresel sermaye miktarına bakın… „AK Parti iktidarı döneminde Türkiye üçe katlandı“ diyoruz, doğrudur, peki bu ne zaman ve nasıl olmuştur?..

Tek bir soru size:  Bu süre içinde Türkiye’ye-direkt yatırım için- en çok küresel sermaye hangi ülkeden  gelmiş biliyor musunuz, bugün en kavgalı hale geldiğimiz ülkeden...  22 Milyar dolarla Hollanda’dan(!), sonra da sırada Almanya, Avusturya vb var… Şimdi bunların hepsiyle kavgalıyız!.. Ya Arap ülkeleri mi? Açın bakın, onlardan ülkeye gelen sermayenin hepsini toplasanız bir Almanya’nınki kadar etmiyor!..

http://www.hurriyet.com.tr/galeri-turkiyeye-en-cok-yatirim-yapan-ulke-belli-oldu-40466662

Ne oldu bize böyle, neden, önce „patinaj“ yapmaya, sonra da o eski kulvara dönerek, orada 20. Yüzyılın egemenleriyle, onların güçlü olduğu  alanda,  hiç kazanma şansımızın bulunmadığını bile bile bir savaşa girmek zorunda kaldık?.. Amacımız üzüm yemek mi, yoksa „kefen giyerek“ yola çıkıp  bir kahraman olarak „dava uğruna şehid düşmek mi“?..

Son beş yıldır bunun nedenlerini ve rotayı tekrar eski haline döndürebilmek için nelerin yapılması gerektiğini bıkmadan usanmadan yazıyorum… Ancak varılan nokta ortada… 

Milliyetçiliğin her türlüsünün el üstünde tutulduğu bir ortamda,  yakında „yerli- milli“ ve de Atatürkçülerle, milliyetçi solcuların elele vererek   hep birlikte sokaklarda Dev-Genç marşlarını söylemeye başladıklarını  da görürseniz hiç şaşırmayın demiştim!! Dikkat edin, Türkiye gittikçe Venezuellalaşıyor…

Evet, „Çevre’nin“ „Merkez’e“ doğru yürüyüşü, şimdiye kadar hep ikinci sınıf insan yerine konmuş olan „Türkiye’nin zencilerinin „ siyasallaşması iyi birşeydir; başından beri bunu  destekledim.  Ama  şimdi bu süreç   yükselen  aşırı  özgüven patlamasıyla  yoldan çıktı ve jakoben  milliyetçi bir rotaya oturdu… İnşallah, akan sular durulana kadar maliyet daha da artmaz!.. Ben diyorum ki,  Türkiye’nin potansiyelleri bu engelleri  aşmaya da  yetecektir… Enseyi karartmayın!..