•  
  • (1567)

 İPİN UCUNA BİR TAŞ BAĞLAYIP DÖNDÜRMEYE BAŞLIYORUZ, NE OLUR?..

Önce doğadan bir örnek verelim; ipin ucuna bir taş bağlayarak  döndürmeye başlıyoruz, ne olur?

Fizik kitaplarında, “düzgün dairesel ivmeli hareketi” açıklarken kullanılan ipe bağlı taş örneğinden bahsediyorum. Elimize bir ip alıyoruz. Ucuna da bir taş bağlayıp, başlıyoruz döndürmeye!.

 

Bu mekanik bir sistemdir. Elimizle taş arasında oluşan bir sistem. Aradaki ip de bağlantıyı sağlıyor. Sabit bir hızla döndürmeye devam ediyoruz taşı... Sonra birden ipi bırakıveriyoruz elimizden! Ne olur? Taş fırlar gider! “Üzerinde hiç bir kuvvet kalmadığı için, en son halini, hareketini muhafaza ederek atalet hareketine başlar”...

Olayın açıklamasışöyle:  Elimizle taşı döndürürken, aynızamanda, ip aracılığıyla onu etkileyip, bir kuvvetle   elimize doğru  çekerek onun ileri doğru  fırlayıp gitmesini  engellemiş oluyoruz. Böylece hem onun dönmesini, hem de belirli bir yörünge üzerinde kalmasını sağlıyoruz. Taş ise, bir yandan elimiz tarafından bir kuvvet harcanılarak çekilirken, diğer yandan da,  mevcut atalet hareketini muhafaza ederek fırlayıp gitmek istediğinden (özgürce hareket etmek istediğinden), bu iki etkenin birleşik sonucu olarak yörüngede kalıyor.

Fizik kitaplarında “düzgün dairesel ivmeli bir hareket” olarak tanımlanan olayın özü budur. Açıkça görüleceği gibi, taş bu hareketini zorla, elimizle ve ip aracılığıyla uyguladığımız bir kuvvetin etkisiyle özgürlüğü elinden alınarak yapmaktadır (Buradaki taşın durumunun, toplumsal bir sistem sözkonusu olduğu zaman bir kölenin durumuna benzediğinin altını çizelim).

Böyle bir sistemin işleyebilmesi, sürekliliğinin sağlanabilmesi için her an bir enerjinin harcanması, bir iş yapılması gerekmektedir. Bir an için kolumuz “yorulur” da bunu yapmazsak-yapamazsak-, sistem durur. Taş yörüngeden çıkar fırlar gider (Bir Spartaküs çıkar ve köleler özgürlüklerine kavuşurlar)!..

İşte, doğada-ve aslında bütün sistemlerde-  “yorgunluğun” esası budur! Dikkat ederseniz burada “yorgunluk” sistemi ayakta tutmak için sürekli enerji harcayan “kendinde şey merkezi varoluş instanzıyla” ilgili bir durumdur. Çünkü taşın “yorulmak” gibi bir lüksü yoktur!.. O, belirli bir kuvvete tabi olarak-ona biad ederek- hareket etmektedir...

Şimdi bir yukardaki örneği düşünün, bir de gözünüzün önüne bir elektron ve bir protondan ibaret basit bir hidrojen atomunu getirin ve onu düşünün.

İlk bakışta burada da benzer bir durum vardır!.. Elektron atomun çekirdeğini oluşturan  protonun etrafında dönüp durmaktadır. Ama dikkat ederseniz burada proton elektronu döndürmek için bir enerji falan sarfetmiyor! Eğer öyle olsaydı bir süre sonra o da,  enerji kaybederek “yorulacağı” için, döndürmekten vazgeçecek, ve elektron da  pat diye onun üstüne düşüverecekti!.. Ama  biliyorsunuz öyle olmuyor; iyi ki de olmuyor!!.. Yani ne o proton  elektronu döndürmek, belirli bir yörünge üzerinde tutmak için  bir enerji sarfediyor, ne de tabi yoruluyor!.. Görüyorsunuz bütün o doğal denge ve tabi bu arada bizim varoluşumuz da buna bağlı!..

Peki, madem ki ortada hareket ettirici, döndürücü bir kuvvet yok, o halde elektron nasıl ve neden dönüp duruyor protonun etrafında?.. “Göklerden gelen karar” mı sağlıyor bunu? “Dön” deyince dönüyor mu elektron?..

Konunun burada ayrıntılarına girmeyeceğim, isteyen linkini verdiğim çalışmaya girip bütün ayrıntıları öğrenebilir: “Doğada Sistem Gerçekliği ve İnformasyon İşleme Süreci”  http://www.aktolga.de/t3.pdf

Burada altını çizmek istediğim nokta şudur ki, bütün doğal sistemlerde (bir atomdan tek bir hücreye, çok hücreli bir organizmadan, topluma kadar bütün doğal sistemlerde) her sistem, iç ve dış dinamiklerin ilişkisi içinde belirli bir DENGE DURUMU olarak ortaya çıkar. Ve bu durumda, hiçbir objektif kuvvetin baskısı altında olmaksızın-zora tabi olmadan- objektif izafi varlığını sürdürür. 

Ancak bir durumdan bir başka duruma geçilirken, yani mevcut denge halinden bir başka denge haline geçilirken-o geçiş aralığındadır ki, işler biraz farklı görünür.  Bu durumda,     eski denge bozulduğu, ama henüz yeni bir denge hali de tam olarak oturuşmadığı için,  kaosa benzer bir durumla karşılaşırız o kadar. Fizikte “ivmeli hareket” olarak adlandırılan bu geçiş hali oluşumu, doğada ve toplumda,  her durumda,  eskinin içinden yeninin çıkıp gelme aralığına denk düşen geçici bir izafi varoluş hali olarak karşımıza çıkar...

Doğal denge içinde, belirli bir  üretim ilişkisiyle kendini üreterek varlığını sürdüren bir toplumu düşünün; burada işler hiçbir zaman o ipe bağlı taş örneğinde olduğu gibi belirli bir kuvvete tabi olarak yapılmaz (köleci sistem hariç!) Sistemin kendi içindeki çelişkiler, sınıf mücadelesi başkadır. Bunlar sistemi baskı altında tutan dış kuvvet rolünü oynamazlar, iç dinamiklerin işleyişiyle ilişkili şeylerdir bunlar. Ancak kölelerin  “üretim aracı” statüsünde olduğu köleci sistemlerdedir ki, merkezi otorite-tıpkı ipe bağlı  taş örneğinde olduğu gibi- köleleri zorla çalıştırmakta, sistemi bu şekilde ayakta tutmaktadır.  Ama ne  kadar?..

İşte, toplum sözkonusu olduğu zaman “yorgunluk” olayı burada ortaya çıkıyor...  Antika yapılarda bu çelişki iç dinamikler aracılığıyla çözülemediği için onu “barbarlar” denilen tarihsel devrimci atalarımız  çözüyorlardı. Allaha şükürler olsun ki, artık bireyi esas alan kapitalist ilişkilerin hakim olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bu durumda,  “göklerden gelen bir irade” sonucunda ortaya çıkan bir Mesih ve ona    “biad-tabi olma” anlayışı üzerine oluşan antika-jakoben  yapılar, geçiş aralığı geride kalıpta yeni denge durumu oturuşmaya başlayınca   fonksiyonunu kaybederler;  iç dinamikler aracılığıyla özgür insan ilişkilerinin egemen olduğu yeni bir denge durumu olarak yeni bir işleyiş başlar...

Türkiye toplumunun şu an içinde bulunduğu geçiş döneminin- toplumsal ergenlik döneminin- özü budur... Endişeye gerek yok!