• 17.10.2016 00:00
  • (2890)

 TÜRKİYE’NİN ULUSAL GÜVENLİĞINİN YOLUNUN ORTA DOĞUNUN ÇIKMAZ SOKAKLARINDAN GEÇTİĞİNİDÜŞÜNENLERE!..

“1.DÜNYA SAVAŞI BİZİ PARÇALAMAK İÇİN ÇIKARILMIŞTI, SAVAŞ HALA BİTMEMİŞTİR!... Şimdi görevimiz ikinci bir kurtulus savaşı vererek ana gövdeden koparılan parçaları tekrar ona ekleyip emperyal büyük Türkiye’yi yeniden inşa etmektir”!...

Bu-bu anlayış- ne demektir biliyor musunuz; “Biz, Mısır, Suriye, Irak, Libya, Filistin, Balkanlar vb. gibi eski Osmanlı mülkünün parçaları olan ülkeleri bizim dışımızdaki ülkeler olarak görmüyoruz; çünkü bizler aslında tek bir vücuda ait parçalarız. Bu nedenle, bu ülkelerde olup bitenlerle ilgilenmeyi de başka ülkelerin iç ilişkilerine müdahale olarak değerlendirmiyoruz. Bunlar bizim için iç ilişkilerimiz niteliğinde olan şeylerdir” demek!..

Bu, bu ruh hali bir travmayı yansıtıyor!..  Türkiye bir süredir Osmanlı’nın parçalanışını, 1. Dünya Savaşı yenilgisini  hazmedemeyen,   yaşanılan bütün bu süreçlerin açıklamasını yapamadıkları için bunları  TRAVMATİK olaylar  olarak  bilinç altında muhafaza eden, vakti zamanı gelince  bunların   intikamını almayı ideolojik  duruş haline getiren bir zihniyetin-ideolojik bir virüsün- vesayeti altında bulunuyor...

Öyle anlaşılıyor ki,  bunlar şimdi artık o „yüz yıllık parantezi“ kapatmanın vaktinin geldiğine inanarak, büyük „restorasyon“ faaliyetine başlamış bulunuyorlar!..  Hiç kimse kendini aldatmasın, yaşanılan ve yaşanılacak olan bütün altüstlüklerin ortamını yaratan, bu türden bir kompleksle 20.Yüzyılın intikamını alarak onu yeniden yaşamaya yönelen travmatik- ideolojik bir jakobenliktir...

„Türklerin“ durumu böyle, peki ya Kürtler,  20.yy da onların yaşadıkları TRAVMALAR… bunlar öyle kolay yutulur şeyler mi idi?.. Şimdi onlar da, “gün bugündür, madem ki konjönktür elveriyor, durmak yok ileri” diyerek 20.Yüzyılı yeniden yaşamaya çalışıyorlar!..

Bu da gene tam bir akıl tutulması hali değil midir?.. Bir yandan, kendilerini  Marksizmi-Leninizmi geliştirerek dünyayı kurtarma misyonuna sahip devrimci öncüler olarak görürlerken , diğer yandan da, „düşmanımın düşmanı dostumdur“ mantığıyla  kırk yıldır  baş düşman olarak gördükleri „ABD emperyalistlerinin“ peşine takılıp gitmeye çalışan  „halkın-halkların-devrimci öncüleri“!..

Bütün bunlar normal şeyler midir sizce?.. Sizi bilmiyorum ama bence değil!..

20.Yüzyılın kapanmamış hesapları yeniden açılarak nereye varılabilir ki?.. Maddi olarak-gövdeleriyle- 21.Yüzyılda yaşayan  insanlar, zihinsel dünyalarıyla hala 20.Yüzyılda yaşadıkları için, yarattıkları travmatik-ideolojik dünyalarında  20.Yüzyılın intikamını almaya çalışarak birbirlerini tüketmeye çalışıyorlar!...

Peki Ne yapmak lazım? Bakın  isterseniz bunun cevabını bize  Cumhurbaşkanı’nın  Başdanışmanı  sayın Tanrıverdi   versin. Bu linki tıklayarak lütfen  sonuna kadar izleyin. https://www.youtube.com/watch?v=1Zi-Sbg-_Yw   

Sayın Tanrıverdi’nin önerilerine bir de  benim daha önceki bir çalışmada yer alan önerileri  ilave ederseniz  ( http://www.aktolga.de/m54.pdf )  aslında ne yapmak gerektiği apaçık ortada duruyor. Bütün mesele, iç ve dış dinamiklerin  kesiştiği varılan yeni kavşakta hangi yöne gidileceğinin belirlenmesiyle ilgili:

Ya, gittikçe daha çok MHP lileşen bir siyasetle, yeni tipten Devletçi-milliyetçi-islamcı jakoben  bir siyasetle, devrimin birinci aşamasında hapsolup kalarak,  eski Türkiye içinde restorasyona yönelik reaksiyoner bir  kısır döngü içinde  debelenip duracağız, ya da, sayın Tanrıverdi’nin önerdiği  adem-i merkeziyetçi bir yeniden yapılanmayı gerçekleştirerek  yeni Türkiye’yi inşa yoluna gireceğiz…

Türkiye’nin ulusal güvenliğininin yolunun  MHP  desteğiyle elde edilecek  „Türk tipi bir başkanlık sisteminden“ geçtiğini düşünenler,   Ortadoğu’nun çıkmaz sokaklarında ulusal güvenliğimiz için çıkış yolu arayanlar yanlış yapıyorlar. Buralardan bir yere varılamaz. Ne olacak yani, yarın Rakka’da, Musul’da  açıklanan hedeflere ulaşılsa  burada bitecek mi sorun, o zaman  ulusal güvenliğimiz daha mı artmış olacak?!.. Hiç sanmıyorum! Türkiye’nin ulusal güvenliğinin yolu buralardan değil,  yeni Türkiye’yi inşa için adem-i merkeziyetçi  bir yeniden yapılanmadan geçiyor. Bu yolda Türkiye’nin yeni tipten jakoben devrimcilere, Enver veya  Napolyon özentilerine değil, 21.yy dinamiklerini kavrayan normal insanlara-liderlere ihtiyacı var!.. İçine girilen  yeni dönemde, „Beyazların“ ve „Siyahların“ yanı sıra, yeni Türkiye’nin Melez insanlarının da seslerini daha çok duyurabilmeleri gerekiyor!..