• 10.02.2016 00:00
  • (2141)

 Toplum mühendisliği“ ile yukardan aşağıya yeni bir toplum inşa edemezsiniz; yeni bir toplum ancak yeni üretim ilişkileriyle birlikte, bu ilişkilerin ürünü olan bir sivil toplum insiyatifinin eseri olabilir…

İÇİNDEKİLER:

GİRİŞ:1

DEĞİŞİM NEDİR, “DEĞİŞEN” NEDİR?...3

BİR SİSTEM NASIL DEĞİŞİR?...5

BİR DIŞ ETKENE BAĞLI OLARAK BİR BAŞKA TÜRLÜ DEĞİŞME!..8

“SİSTEM MÜHENDİSLİĞİ” VE YAPAY SİSTEMLER...9

EVET, “TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ” NEDİR,  VAR MIDIR BÖYLE BİRŞEY?. 10

KONTROL-YÖNETME BİLİMİ VE TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ!...15

KONTROL BİLİMİ VE YÖNETME MEKANİZMASI...17

SINIF MÜCADELESİ VE KONTROL BİLİMİ18

GİRİŞ:

Bu konuda çok yazdım; ama öyle anlaşılıyor ki, daha çok yazmaya devam edeceğiz!...

Geçen hafta bir makale yayınlamıştım (http://www.aktolga.de/a113.pdf ). Orada şöyle diyorduk:

“Önce şu linkini verdiğim videoyu bir izleyin, bir kaç dakika, fazla vaktinizi almaz”!...

https://www.facebook.com/william.tseng.39/videos/859846780714985/?fref=nf

Sonra şöyle devam etmiştik:

“Bütün bunların hepsi ne için?... O kuş o yuvanın içine yumurtasını bırakacak, belirli bir süre onun üzerinde kuluçkaya yatacak ve sonra da o yumurtanın kabukları kırılarak yavru kuş ortaya çıkacak...

Kim öğretiyor bütün bunları böyle yapmasını ona-o kuşa?

Hiç kimse!... Bunun adı, varoluşun özü olan kendi diyalektik inkarını yaratarak-yaratırken (izafi bir gerçeklik olarak) gerçekleşmedir... Kendini, kendi neslini üretmek başka nedir ki?... Yeninin, eskinin içinde, onun diyalektik anlamda inkarı olarak gelişmesi sürecidir bunun adı...

Bizim yere göğe sığdıramadığımız "devrim" denilen şey de budur işte, yani yeni olanın eskinin içinden çıkıp gelmesi olayıdır!... 

Yoksa,  gene bir sistem olarak sınıflı bir toplum söz konusu olduğu zaman, eski sistemin içinde "ezilenlerin" egemenleri altederek-yani sistemi altüst ederek- onun yerine kendi egemenliklerini kurmaları değildir devrim!... Bunun adı en fazla “isyan” ve isyancıların iktidarı ele geçirmesi olabilir!... Yani isyan  devrim değildir!... Yeni olan, eskinin içinde gelişip olgunlaşacak ve sonra da onun yerini alacak, devrim budur!... 

Ya "devrimci" olmak, o nedir? “Devrimci” kimdir biliyor musunuz, yumurtanın içinden kabukları kırarak çıkan o civcivdir devrimci!...

Ama unutmayın, bunun da ön şartı o yumurtanın içindeki gelişme, devrim için olgunlaşma sürecidir. Yoksa, kendisine "devrimcinin görevi devrim yapmaktır" misyonunu biçen "halkın devrimci öncülerinin" toplum mühendisliği faaliyeti değildir devrimcilik!...

Peki ya mücadele, devrim olsun diye oturupta bekleyecek mi o civciv!?...

Elbette hayır!  Siz sanıyormusunuz ki yumurtanın içindeki  civciv oturupta öyle doğacağı günü “bekliyor”!... Mücadele-doğmak için mücadele- onun- varoluş kavgasının- özünde vardır... Gelişmenin kendisi bir mücadeleyi içerir zaten!... Varolan bir zeminin-kabukların diyelim-içinde geliştikçe kabuklar sana dar gelmeye başlar...Kabukların kırılarak  yeni bir dünyaya ayak basmak ise ancak bu gelişmenin-mücadelenin-belirli bir aşamasında olur... Bu durumda “yeni” olan, yani doğum halinde olan o bebek hem olayın nesnesi, hem de “devrimci” olarak öznesidir...“

Yazıya eleştiri çok sevdiğim bir hapisane arkadaşımdan geldi. Şöyle diyor:

„O halde neden oturup saatlerce makale yazıyorsun, akıl fikir veriyorsun, bırak herşeyi toplumsal haline kendi kendine yürüsün, kendi dialektiği içerisinde evrimleşsin ve devrimleşsin, maddenin düşünen ve tasarlayan beyninin ürettiği bilgiyi de çöp tenekesine atalım, bireyin tarihte rölünün üstünü çizelim, herşey kendi dialektiği içerisinde civcivlerini çıkarsınlar!  Çocuk doğum evleri düşünen maddenin bizzatihi kendisine bilinçli bir müdahalesidir! Salt anne karnından gelmekte olan bebeğe müdahele etmekle kalmıyor,  DNA’lara, kromozonlara, spermalara, yumurtalara ve döllenme süreçlerine de müdahale ediyor ve son derecede başarılı sonuçlar alıyor... Yani  tıpkı tanrı gibi ''zar atmıyor, işleri şanşa bırakmıyor'',  Bugünün modern burjuvazisi modern bilimi de hizmetine sokarak toplumsal mühendisliğin kurallarını  kullanarak pekala  başarılı olabiliyor!  Bunun en iyi örneği medya ve okullar,  üniversiteler, internet ve modern sosyologlar,  modern psikologlar vs... Bunların her biri modern toplum mühendisliğinin kurallarını uygulayan her biri modern birer imam ve papaz   değilde nedirler ki!?”...

Yani şunu diyor arkadaşım: Sen toplum mühendisliği faaliyetlerine karşı çıkıyorsun ama, görüyorsun özellikle günümüz koşullarında bu  mümkündür. Bireylerin ve halkın devrimci öncülerinin insiyatifiyle bir toplumu değiştirmek, insanlığın ürettiği bilgilere göre yeni bir toplum yaratmak mümkündür. Devrimcinin görevi bu bilinçle devrim yapmaktır!...

Önce bir not: Gerçekten, ben niye yazıyorum, neden bu kadar emek harcıyorum, başka işim mi yok benim? Yoksa ben de insanlara birşeyler “öğretmeye”, “akıl fikir vererek” kerameti kendinden menkul bir güçle  toplumu değiştirmeye mi çalışıyorum!?  Yani, benim yaptığım da arkadaşımın dediği gibi  özünde bir tür toplum mühendisliği faaliyeti midir yoksa!?

Arkadaşım yanılıyor; eğer   böyle düşünüyorsanız siz de yanılıyorsunuz tabi!... O aşamalar çok geride kaldı benim için!!... Benim amacım bir “öğretmen” edasıyla insanlara  birşeyler anlatıp- “öğretip” onları “devrimci fikirlerle” programlayarak     bir tür toplum mühendisliği faaliyetine zemin hazırlamak, bu şekilde   toplumu değiştirmek falan değil!!... Peki o zaman neden mi  yazıyorum, ne midir bunca çabanın amacı?... İnanın  benim hiçbir sübjektif iradi rolüm-“seçme hakkım”-olmadı bunda; hayat  beni aldı, yoğurdu ve başka hiçbir  seçenek bırakmadan (kendi bilincini-bilgisini yaratırcasına) ne yapmam gerektiğini önüme koydu, olay gerçekten budur!... Bu sürecin ayrıntılarını ve nasıl geliştiğini merak ediyorsanız  bütün çalışmalarımın toplandığı sitenin önsözüne dönmeniz gerekecektir,  orada herşey var!... http://www.aktolga.de/pref_turk.html

DEĞİŞİM NEDİR, “DEĞİŞEN” NEDİR?...

Bu evrende “varolan” herşey kendi içinde  bir sistem değil midir? O halde, yukardaki soruyu şöyle de sorabilirdik: Sistem nedir,  bir sistemin değişmesi ne anlama gelmektedir?...

Aşağıdaki satırlar “Sistem Teorisi’nin Esasları’ndan”[1]:

“Kendi aralarında bağlaşım-ilişki halinde olup, birbirlerinin varlık şartı olan; yani ancak bu bağlaşımın-ilişkinin sonucu olaraktır ki, biribirlerini yaratarak,  biribirlerine göre bir varlığa sahip olabilen gerçekliklerin (ki bunları biz PARÇA ya da ELEMENT olarak tanımlıyoruz) meydana getirdiği bütüne bir SİSTEM denilir.

Bir sistemin daha küçük alt kısımlara bölünemeyen temel birimleri olan elementleri bir araya geliyorlar, parça, ya da organ adını verdiğimiz  alt grupları oluşturuyorlar. Bu alt grupların birlikteliği de bir bütün olarak sistem gerçekliğini oluşturuyor..

Ama, bu bir “örgüt” tanımı değil midir!

Elbette ki bir örgüt tanımıdır! Çünkü, bizim “sistem gerçekliği” diye tanımlamaya çalıştığımız şey  bir örgüttür!

Peki örgüt nedir o zaman? Ve neden örgüt?

Her sistem (her örgüt), çevreden-dışardan gelen madde-enerjiyi-informasyonu değerlendire-rek işleyebilmek için gerekli olan parçaların toplamı olan bir bütündür. Ve bu işlevini yerine getirirken, getirebildiği sürece var olur. Çünkü, var olmak demek, çevreye uyum sağlayabil-mek için, çevreden gelen etkileri kendi içinde değerlendirip işleyerek ona karşı bir cevap-bir tepki oluşturabilmek demektir. Madde-enerjinin-informasyonun her özgül  var oluş biçimi (yani her sistem), dışardan gelen etkilere karşı bir tepki oluşturabilmek için gerekli olan örgütlenmeden ibarettir.  Örgütlü olarak var olmanın gerekçesi, varlığını sürdürebilmek için gerekli olan tepkiyi-cevabı ancak bir örgüt olarak gerçek-leştirebilmenin mümkün olmasıdır. Çünkü, çevrenin etkilerini değerlendirerek bunlara karşı bir reaksiyon oluşturabilmek  için gerekli olan bilgiye  ancak bir örgüt sahip olabilir. Bilgi, her durumda, bir örgütün parçaları-elementleri-üyeleri arasındaki ilişkilerle temsil edilerek kayıt altında tutulur  (store, speichern).

Bütünü oluşturan her alt grup, yani parça, sistemin dışardan gelen madde-enerjiyi-informasyonu kendi içindeki bilgiyi kullanarak işleme sürecinde belirli bir işte uzmanlaşmış bir organıdır. Ama bu organlar da,   kendi içlerinde,  belirli bir görevi yerine getirmekle uzmanlaş-mış  elementlerden oluşurlar. Bir organın çıktısı, bütün bu elementlerin örgütlü kollektif faali-yetlerinin sonucu olurken, organların (parçaların) kollektif faaliyetleri de sistemin bütününün çıktısını oluşturur. Örgüt içinde örgüt yani! İşte evrensel var oluşun sırrı budur!

Örneğin, organizma örgütlü bir sistemdir. Organlarımız bu sistemin madde-enerji-infor-masyon işleme sürecinde uzmanlaşmış alt uzmanlık grupları iken, hücrelerimiz de, hem organizmamızın  temel yapı taşlarıdır, hem de aynı zamanda, içinde bulundukları organa göre, her biri belirli gen açılım faaliyetine sahip olan uzmanlaşmış unsurlardır. Organizmanın temel yapı taşları olarak hepsi de aynı DNA yapısına sahiptirler. Ama her birinin, içinde bulundukları organa ve faaliyete göre “gen açılım örnekleri”  farklıdır (gen expression pattern).

Başka bir örnek de toplumdur. Toplumlar da organizma gibi örgütlü bir bütündür-sistemdir. Bu bütünün-örgütün parçalarını ise toplumsal üretim birimleri oluştururlar. Sistemin elementleri de insanlardır. “Her insan, içinde yaşadığı toplumun bir ürünüdür” derken anlatılmak istenilen şey, tek tek insanların  yaşam bilgilerinin,  kollektif hafızada yer alan  sistemin bütününe ait bilgilerden (ki bunlara, toplumsal sistemin DNA’ları olarak kültür diyoruz)  kaynaklandığıdır.  İnsanlar, toplumda içinde bulundukları yere göre,  bu hazineden-bilgilerden  bir kısmını kullanarak kendi kişiliklerinin temelini oluştururlar. Sonra, bunun üzerine üretim süreci içinde sahip oldukları bilgileri de oturtarak, aynen bir hücrenin organizma içindeki yerine göre belirli bir gen açılım örneğine sahip olması gibi, toplumsal kimliklerini-varlıklarını gerçekleştirirler (http://www.aktolga.de/t2.pdf ...)

Öte yandan, bir örgütün-bir sistemin-oluşabilmesi için en azından iki elemente (kişiye!) ihtiyaç vardır (A ve B gibi). Tek kişilik örgüt-sistem olmaz!  Neden mi olmaz?...

Önce,  iki kişi neden biraraya geliyor onu görelim: Evet, neden  bir araya gelir iki kişi? Ortak bir amacı gerçekleştirmek için mi? O halde, ortak bir amacı gerçekleştirmek için görev bölümü yapmaya dayanıyor işin özü.  Görev bölümü ise,  bir işin nasıl yapılacağının belirlenmesi ve sonra da bunun hayata geçirilmesinden ibarettir.

İşte size varoluşun sırrı! Bu kadar basit! Adına  ister örgüt, ister sistem deyin,  bütün varlıklar kendi içlerinde, son tahlilde, belirli bir fonksiyonun (varoluş fonksiyonunun) yerine getirilebilmesi için  yapılan bir görev bölümünden ibarettir! Her durumda esas olan,  madde-enerji-informasyon şeklinde dışardan-çevreden gelen bir etkiye karşı  o an sahip olunan dengenin (varoluş halinin) korunması olduğundan, önce, dışardan gelen  etki değerlendirilerek mevcut dengeyi koruyabilmek için ona karşı bir reaksiyon modeli oluşturulur, sonra da, hazırlanan bu reaksiyon modeli gerekli davranış biçimleri şeklinde hayata geçirilir. Varoluşun amacı budur, bu fonksiyonun yerine getirilebilmesidir; görev bölümü denilen şey de zaten bunun için yapılır. Canlıların “yaşamı devam ettirebilme mücadelelerinin” esası da budur. Gene  varoluş fonksiyo-nunu yerine getirebilmek için yapılan bir  görev bölümüne dayanmaktadır herşey.  Bu iş yapılırken de  varolunmuş olunuyor zaten..

Peki neden en az iki elemente ihtiyaç duyuluyor bunun için, neden tek kişilik örgüt-sistem olmuyor? Neden “kendinde şey varlıklar”-“mutlak gerçeklikler” yoktur bu evrende?

1-Çevreden gelen etkileri-informasyonları değerlendirerek bunlara   cevap verebilmek için bilgiye ihtiyaç vardır.

2-Bilgiye sahip olabilmek-kendi içinde belirli bir bilgiyi kayıt altında tutabilmek- için ise bir ilişki zemininde varolmak gerekir. Çünkü bilgi, ancak bir ilişkiyle temsil olunarak kayıt altında tutulabilir. İlişki olmadan bilgi de olmaz. En basit ilişki ise, ne türden olursa olsun, iki element-kişi arasındaki bağdır. Şöyle ifade edelim:

SİSTEM=A+B . İşte, aradaki o “+” işaretidir ki, A ile B arasındaki ilişkileri-bağı- ve bu ilişkilerle kayıt altında tutulan bilgiyi temsil eden de odur.

Yani, her durumda, bir A ile bir B’yi (bunlar rasgele semboller olup kendi başlarına anlamları yoktur!) bir şekilde biribirine bağlayan-bu iki unsuru biribiriyle ilişki haline getiren- şeydir bilgi. Ortaya çıkan sonuca da bir sistem, ya da örgüt diyoruz biz. Çünkü bir sistem-örgüt olarak varolan her şey belirli bir bilgiyi temsil eden bir yapıdır...

Sonuç: “Bu evrende var olan her şey, kendi içinde bir A-B sistemi iken, aynı anda, sistem merkezinde temsil olunan varlığıyla,  bir başka A-B sisteminin içinde A ya da B olarak da yer alır,  var olur”.

BİR SİSTEM NASIL DEĞİŞİR?...

“DEĞİŞEN”İN ne olduğunu gördük, şimdi de, kendi içinde (iç dinamikler olarak)  iki temel  fonksiyonu temsil eden iki  parçadan oluşan (ve belirli bir bilgiyi temsil eden)  bir sistemin nasıl “işlediğini”, bir durumdan bir başka duruma geçerken-yani DEĞİŞİRKEN-nasıl gerçekleştiğini-varolduğunu göreceğiz:

DEVAM EDECEK...