• 6.02.2016 00:00
  • (1861)

 http://www.sabah.com.tr/gundem/2016/01/04/odtu-solu-diye-bir-sey-yok-fasizm-var

Aşağıdaki paragraf, kendisi de ODTÜ’lü bir sosyolog olduğu söylenilen sayın Nurhayat Kızılkan’la  Sabah Gazetesinde yapılan röpörtajdan…

“ODTÜ solu itidalli değildir, bence her zaman aşırı olmuş. Sol şu anda PKK çizgisindeki Kürtleri en has devrimcilerdir diye tanımlıyor ve garip olan şu ki bu tanımı yapanlar da genellikle Türkçüler aslında!...Böyle bir tanım yapmak suretiyle sol ideolojik kimlik üzerinden Kürtleri seküler Türkçülüğe eklemiş oluyorlar. Sol bakış açısına sahip bu Kürtler, sol üzerinden Kürtleri "feodal" görerek ve göstererek, Kürtleri sol söylem içinde asimile ediyorlar. Sol adına güçlenmiş bir toplumsal yapı var ve bu yapı resmi ideoloji ile yakın siyasal ve ekonomik ilişkiler içerisindedir. Ancak değişime kendini kapadı ve özgürlükler konusunda muhafazakar oldu, özgürlükçü bir performans göstermedi. Bence bu manada bakıldığında ODTÜ, PKK sempatizanı tek tipçi Kürt solunun da "kalesi" olmuş durumda. Solculuk adı altında tek tip bir Kürt milliyetçiliği, ya da tersi yani seküler Kürt milliyetçiliği adı altında solculuk yapılıyor”...

Sayın Kızılkan’ın ne demek istediği   anlaşılıyor,  zaten olay açık. Bu kadarıyla söylenilenlere ben de katılabilirim. Yani, Türkiye'de bu "sol" denilen şey bir tür jöntürk devrimciliğinden-yeni tipten ittihatçılıktan başka birşey değil. Ama bunun ötesinde sayın sosyolog olayı bilimsel düzeyde ele alarak bir tahlil-açıklama yapma zahmetine falan katlanmıyor.  Sık sık yanlış bir şekilde kullanılan kavramları çarpıştırarak günlük politikaya malzeme sağlamak amacıyla bazı saptamalar yapmakla yetiniyor!...

Bir kere öyle her önüne gelen şiddet kullanana "faşist" demek doğru değildir!...

"Jakobenlik" ve "faşistlik", bunlar Türkiye'de en çok yanlış kullanılan kavramlar!...

Bir 20.Yüzyıl ideolojisi olan faşizm,  burjuvazinin-finans kapitalin içinden  egemen kanada karşı altta güreşen bir  grubun "anti kapitalist" sloganlarla ortaya çıkıp „milliyetçiliği“ de kullanarak tarihsel kökenlere atıf yapıp ("stratejik zihniyete" sahip çıkıyor görünerek!!) bir „yeniden diriliş“ sloganıyla üste çıkma çabasıdır!... Dünyanın yeniden paylaşımı mücadelesinde geri kalmış Almanya-İtalya vb.gibi ülkelerde hayat bulan bu ideoloji  Marksizmle birlikte 20. yüzyıla damgasını vuran en önemli ideolojik akım olarak tarih sahnesinde yer alır.

Jakobenlik ise, Fransız ihtilali sonrasında ortaya çıkan radikal bir akımdır... Burjuva devrimci bir süreçten bahsetmeden, „radikal“ diyerekten her önüne geleni „Jakoben“ olarak tanımlamak, Jakobenliği  tarihsel özünden-anlamından soyutlayarak  bir tür „aşırılık“ olarak kullanmak doğru değildir… Örneğin, bu mantıkla bugün bir PKK’ya ya da, öteki solcu gruplara da „jakobenler“ denilip çıkılıyor işin içinden  ki bu çok yanlıştır…

Pozitivist  toplum mühendisliği anlamında  devrimciliğinin  jakobeni jirondeni olur mu?!...

Bir diğer sorun da şu "solculuk" meselesi!  Nedir Allah aşkına "solculuk", kim, nasıl tarif ediyor bunu, bir bilen var mı?!... İnsanlar nasıl oluyor da aynı anda  hem „solcu“ hem de „faşist“  olabiliyorlar?!... Eğer bu kavramları öyle rasgele bir tür küfür-karalama olarak kullanacaksak buradan nereye varılabilir?...

İşçi sınıfına dayanmadan, işin içinde işçi sınıfı olmadan onun adına yapılan bir "öncü savaşı" devrimciliği mi oluyor „solculuk“; eğer öyle ise, o zaman kimdir bu "halkın devrimci öncüleri"?!... İkide bir Marksizmden bahsediyoruz, sınıfsal kökenleri nedir bunların? Neden işçi sınıfına takmış bu insanlar, neden illa ki onu „kurtarmak „ istiyorlar?... İşçi sınıfının neden bu türden „kurtarıcılara“ ihtiyacı var, ya da gerçekten var mı? Bu insanlarla Marksizm zemininde kalarak mücadele etmek mümkün müdür? (http://www.aktolga.de/m23.pdf )  

Evet soruyorum, eğer bu insanların işçi sınıfıyla organik bir  bağı falan yoksa, bu yüzden de onlarla Marksizm zemininde kalarak tartışmak anlamsızsa,  o zaman  onlarla hangi zeminde tartışmak, ideolojik mücadeleyi hangi zeminde yürütmek gerekiyor?

Bakın ben de eski bir ODTÜ’lüyüm ve ben de zamanında onlardan biri idim; hem de o „ODTÜ’nün devrimci geleneği“ denilen lumpenleşme-dejenerasyon sürecinin yaratıldığı dönemden kalma!... Bütün samimiyetimle söylüyorum, işçi sınıfını ancak ilticacı olarak gittiğim Almanya'da bizzat sekiz yıl işçi olarak çalıştığım fabrikada tanıdım ben!!.. ( http://www.aktolga.de/m45.pdf )

İşte döndük dolaştık geldik pozitivizmin alanına!...

Örneğin Jöntürkler de („solcular“ kendilerine nasıl „işçi sınıfı devrimcisi“ olarak tanımlıyorlarsa ) kendilerini burjuva devrimcisi olarak tanımlıyorlardı; peki onlar kendilerini öyle tanımlıyorlar-görüyorlar diye gerçekte burjuva devrimcisi mi idiler?... Hangi burjuvaziyi temsil ediyorlardı ki  onlar?... Şimdiye kadar bize hep „1908’i bir burjuva devrimi olarak tanıttılar. Tabi o zaman o Enverler, Talatlar falan da Osmanlı’nın burjuva devrimcileri olmuş oluyorlardı!!.. Peki durum böyle mi idi gerçekten?  Ama eğer 1908 bir burjuva devrimi değil idiyse ne idi o zaman?... Bakın daha işin alfabesi bu ve biz hala bu türden soruların cevaplarını arıyoruz!!… (arayanlara belki yardımcı olur  http://www.aktolga.de/t5.pdf )

Bir de PKK'nın "milliyetçiliği" konusu var!...

PKK kendisini hiçbir zaman milliyetçi olarak görmüyor ki!! Onlara sorarsanız onlar Marksizmi-Leninizmi geliştirdiklerini iddia ediyorlar... "Sosyalizm" kavramı yerine konulan "Demokratik Modernite" anlayışı da zaten bu çabanın ürünü...

( http://www.aktolga.de/a14.pdf )  Yani öyle "bunlar da "Kürtçü- milliyetçi" deyip geçmek doğru değil…

Arkasında burjuvazi olmayan bir „milliyetçilik“ olur mu? Bakın ben size söyleyeyim: Arkasında burjuvazi olmayan bir „milliyetçilik“  ne ise, arkasında işçi sınıfı olmayan „solculuk“ da odur?...

O halde mesele ne mi?...

Yaza yaza benim dilimde tüy bitti ama belki okuyan olur diye bazı linkler veriyorum:

http://www.aktolga.de/a37.pdf

http://www.aktolga.de/a38.pdf

http://www.aktolga.de/m14.pdf