• 17.11.2015 00:00
  • (2197)

 DÜNYA BİR YANA SAYIN ERDOĞAN ÖBÜR YANA... TÜRKİYE DÜNYAYA VE KAPİTALİZME MEYDAN MI OKUYOR!!...

Sayın Erdoğan'ın G-20 toplantısındaki açılış konuşması, dünyaya akıl vermeye kalkarak kapitalizme alternatif yeni bir sistem hayali kuranların hoşuna gitmiş olabilir!... Ama azıcık üzerinde düşününce bunların  içi boş popülist sloganlar olduğu ortaya çıkar!... Şöyle ki;

1- "Biraz az kazanın, öbür tarafa kim götürebiliyor ki" diyor sayın Erdoğan!!...

Kapitalizm öyle kimin ne kadar kazanacağına kapitalistlerin kendilerinin karar verdiği-verebildiği iradi olarak işleyen bir sistemmiş gibi,  “biraz az kazanın ve yoksullarla paylaşın” diyor sayın Erdoğan!!...

Kapitalizmin objektif-toplumsal yasaları vardır... Ve hiçbir kapitalist “ben daha az kazanayım” diyemez!... Çünkü böyle bir düşünce kapitalizmin varoluş-isleyiş yasalarına aykırıdır...

2- Gene şu faiz meselesi!!.. "Batı'da faiz bu kadar düşükken bizdeki faizlerle kim yatırım yapar" diyor sayın Erdoğan!!...

Bu da gene içi boş bir söylemdir!... O “Batı” denilen ülkelerde bizde olduğu gibi bir enflasyon ve cari açık sorunu yok ki!... Tam tersine, “cari fazla” sorunu var oralarda ve adamlar enflasyonu düşürmeye değil, biraz da olsa arttırmaya çalışıyorlar!... Bizde ise, biliyorsunuz  yüksek bir enflasyon ve cari açık sorunu var! Yani bizim dışardan gelecek ekstra bir dövize ihtiyacımız bulunuyor.

Sen bütün bunları yokmuş gibi düşünerek faizleri iradi bir şekilde- Devlet eliyle- Batı'da olduğu gibi sıfırlamaya kalkarsan ne olur biliyor musunuz, dışardan gelen döviz akışı birden kesilir ve sen de cari açığını kapatamaz hale gelirsin!... Sonuç, faizleri düşüreyim derken onu daha da yükseltmek zorunda kalmaktır!...

Peki bunları bilmez mi bizimkiler?

Kerameti kendinden menkul o "Danışmanlar" var ya, işte onlar  ideolojinin o kahredici mekanizmasını kullanarak kapitalizme meydan okuyan "yeni alternatif" (aslında eski Devletçi) sistemler yaratıp bunları sayın Erdoğan'ın önüne koyuyorlar ve o da bunları son derece samimi, babacan bir tavırla dile getiriyor, bence olay budur!...

Bu türden çıkışları kimse akıl hocalığı, dünyaya akıl öğretme falan olarak yorumlamasın, çünkü  komik oluyor!!..

İkinci bir konu da Ali Koç’un açıklaması:

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, "Eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir" diyor!...

Biz ne kadar orijinal teoriler yaratma meraklısı bir ülkeyiz yahu!!..

Şaka gibi, ama Türkiye’de kapitalizmin gelişme diyalektiğinden kaynaklanan çok önemli bir duruş-ifade bu!!... “Solcuların” ve işçi aristokratlarının Koç’a neden laf söyletmediklerinin gerekçesi  bu duruşta saklı olsa gerek!!...

Peki bu ne hikmettir mi diyorsunuz:

Yukardan aşağıya Devlet eliyle kapitalist yetiştirme mekanizması-pozitivist anlamda burjuva devrimciliği-üzerine çok yazdım... Türkiye'de "solculuk" da aynı mekanizmaya bağlı olarak ortaya çıktığı için bunların arasında (Devletçi burjuvalarla "solcuların" arasında) aşağıdan yukarıya gelişen Anadolu kapitalizmine karşı “aynı şeye karşı olmaktan” kaynaklanan bir tarihsel Devletçi ittifak var!...

Tabi burada, "solcularla" Devlet-Devletçilik arasındaki ittifakın temeli aynı zamanda ideolojik-yani üretim araçlarının mülkiyetinin işçi sınıfı adına devlete ait olması ilkesinden kaynaklanıyor... “Nasıl olsa o da devletçi” diyerekten arada bir ittifak zemini böyle oluşuyor!... Bütün o MDD-UDD, hatta "Sosyalist Devrim" teorilerinin altında yatan ideolojik temel budur... 

Bu durumda tabi, teoriye göre karşı çıkılacak olan o "kapitalizmi" de Devletçilik dışı bir kanaldan gelişmeye çalışan Anadolu kapitalizmi oluşturuyor!!... Mesele burada, tarihi ittifakın zemini bu!!... 

Bizde bu "Devletçi burjuvazinin-kapitalizmin"  ne olduğuna, nasıl geliştirildiğine dair iki link veriyorum:

htt://www.aktolga.de/m43.pdf
http://www.aktolga.de/m32.pdf

Tabi küreselleşme süreciyle birlikte bu yapısal oluşum bence artık sınıf mücadelesinde belirleyici olmaktan çıktı- çıkıyor... Çünkü, Özal'la birlikte küresel süreçlere açılmaya başlayan eskinin Devletçi burjuvaları da artık çıkarlarını küresel süreçlerde buluyorlar. Ve giderekten bunların Anadolu burjuvalarıyla olan çelişkileri  makas değiştiriyor, burjuvazinin kendi içindeki çelişki haline dönüşüyor ( büyük-orta ya da küçük olanlar arasındaki klasik çelişki)...

Bir önceki süreşte Devletin-Devlet sınıfının doğal müttefiki olan Devletçi burjuvalar artık çağ dışı kalan bir Devletçilik taraftarı değiller... Baksanıza, şu sıralar Devletçiliğe sahip çıkma olayı da daha çok “Devleti ele geçiren” (artık onlar mı Devleti ele geçirdi, yoksa Devlet mi onları bu ayrı bir konu!! ) öteki burjuvalara kalmış görünüyor!!...

Ama unutmayalım, şu anın görevi burjuvazinin kendi içindeki çelişkileri kurcalamaktan değil, farklı kanallardan gelişerek günümüze gelen Türkiye kapitalizminin güçlerinin-sivil toplum güçlerinin-20.yy kalıntısı antika Devletçi duruşlara karşı birliğini savunmaktan geçiyor!...Çünkü, bundan sonrası için çözüm burjuvazinin kendi içindeki birliği sağlayarak burjuva devriminin ikinci aşamasına geçişi gerçekleştirmek  olacak... İsçi sınıfının birliği de-sivil toplumun birliği de- ancak böyle bir süreç içinde mümkün değil midir...

Bir diğer konu da Kürt Sorunuyla ilgili:

SORUNUN ÖZÜ NEDİR?..

Remzi Kartal: Sorunun özü, devlet ve AKP'nin Kürt halkının kolektif haklarını kabul etmemesidir” diyor.

http://www.marmarayerelhaber.com/Her-Taraf-haberleri/4865-Remzi-Kartal-Sorunun-ozu-devlet-ve-AKPnin-Kurt-halkinin-kolektif-haklarini-kabul-etmemesidir#.VkiZfGThCqS

Doğrudur, madalyonun bir yanında böyle yazıyor olabilir; ama öteki yanında da, Kürtler adına hareket ettiğini söyleyenlerin Kürt halkının kollektif haklarının ancak pozitivist yöntemlerle elde edilebileceğini düşünmeleri yatıyor sanıyorum!... 
http://www.aktolga.de/a37.pdf

Ve bu iki duruş birbirlerine güç katarak birbirlerinin varoluş gerekçesini oluşturarak birlikte varoluyorlar!...

Örneğin, parlamentoya seksen milletvekili soktuktan hemen sonra, daha yeni parlamento bile toplanmadan "demokratik özerklik" adı altında pozitivist anlayışa göre "devrimci bir halk savaşı" ilan etmek Devletçi duruşu da güçlendirmiş ona meşruiyet sağlamıştır...

Bence, her iki tarafın da kendi duruşunu gözden geçirmesi gerekiyor... Adem-i Merkeziyetçi bir yeniden yapılanmaya, örneğin özerkliğe evet, ama pozitivist yöntemlerle hayata geçirilmeye çalışılan çağ dışı bir "komünal yapılanmaya" hayır!... Bu ikisi aynı şey değildir!... Çünkü, 21.Yüzyılın problem çözme yöntemi aynı zamanda bir paradigma sorunudur da... Bunu kavramadan, 20.Yüzyıl kulvarlarında koşmaya çalışırsak  en iyi ihtimalle kendimizi  patinaj yapar halde buluruz, bunu unutmayalım...