• 25.10.2015 00:00
  • (1930)

 Çetin Altan üzerine hep güzel şeyler söylendi, söyleniyor. Doğrudur, o haketti de bunu. Ne de olsa  İlhan Selçuk’la beraber 60 sonrası bizim kuşağın düayenlerindendi... Ama tabi o, daha sonra İlhan Selçuk’tan çok daha ileri gitmeyi başardı...

İyi güzel de, bütün bunlar işin özünü değiştirmiyor! Soru hala ortada:  “60 sonrası bizim kuşak” dediğimiz o kuşak nasıl bir kuşaktı? Tabu sanki, 60 ‘lardan; hele hele 68 ‘lerden falan bahsettin  mi, bu kuşakları eleştirmeye kalktın mı  sanki “kutsal bir şey nasıl tartışılır” der gibi  kimseden çıt çıkmıyor!... Bu konulara hiç girilmiyor, neden dersiniz!

Nedeni belli aslında!   Türkiye’nin entellektüel hayatı bugün hala 60 sonrası düzeyi aşamadı da ondan! Yani hala o “modern-solcu”-jöntürklük aşamasındayız. Çetin Altan da işte  bu süreçte  21.Yüzyıl’a özgü modern  jöntürklüğün öncülüğünü yapan kalemlerden biriydi.

Örneğin, 20.Yüzyılın,  “soğuk savaş döneminin  sona erdiğinin, küreselleşme sürecinin bambaşka dinamikleri barındırdığının, insanlığın  artık eski  Marksist paradigmayı aşarak “Bilgi toplumu” adı altında modern sınıfsız bir topluma doğru evrildiğinin farkındaydı o... Bütün bunların farkındaydı ama, iş Türkiye’ye ve Türkiye toplumunun tarihsel evrimine geldiği zaman daha ileri gidemedi ve durdu. Durdu, çünkü o da diğer jöntürk nesli gibi bu topraklara yukardan indirilen o paraşütün içinden çıkıp geliyordu! Sadece o da değil,   bizim kuşağın hepsi-hepimiz öyleydik. Pozitivist-toplum mühendisliği mantığı, o yukardan aşağıcı bakış hepimizde vardı...  

Görünüşte çok benzer şeyler yazıyor, söylüyorduk. Bu yüzden de hep kendisiyle ve Altan kardeşlerle ilişki kurmaya çalışmıştım bir zamanlar; ama olmadı, buna hiç yanaşmadılar! Çünkü onlar da biliyorlardı ki, benzer şeyler söylüyor olsak bile durduğumuz yer farklıydı!... Ne kadar  modernleştirilmiş bir söylem altında olsa da onlar hala eski  “Batıcı-solcu” bir ruh haline-bunun belirlediği bir duruşa sahiptiler. Ki bu da onları, bütün muhalif söylemlerine rağmen bana göre  eski Devletçi safların içinde tutuyordu... Bugün de öyle değil mi?  

Sadece Ç. Altan’ın açtığı yoldan ilerleyen “ittihatçı-solcu liberalleri” kastetmiyorum; bugün bir de güya bunlarla tam zıt bir konumda olan  eski Tarafçı yol arkadaşları var. Hepsi de atıyorlar, tutuyorlar... tam bir politik salata yaptıkları. Kimisi tartışmasız bir numaralı Erdoğancı oldular, kimisi de  anti-Erdoğan fanatiği!... Ama dikkat edin bunların hiçbirisi  kendi duruşlarının tarihsel, toplumsal ve de sınıfsal nedenleri konusunda bir şey yazmıyorlar, neden acaba?... Sadece slogan savaşı  ve nefret söylemi yaptıkları...

Ama olsun, gene de şunu unutmamak gerekiyor ki, biz buyuz işte. Eldeki malzeme  budur. Ve daha ilerisi de buradan bu malzemenin içinden çıkacaktır, çıkıyor. Yalnız şunu unutmayalım ki, bu süreç  gittiği yere kadar-yani jöntürklük dünyası, ruh hali sona erene kadar-böyle gidecektir. Yani onlar hep bir adım ileri atacaklar,  sonra benim gibi birileri de çıkıp onları eleştirerek, “olmadı bir adım daha” diyecek!...

Aramızda sanki hep bir “gerçek” ve gerçeğin fotokopisi gibi  fark var! Bunu hep hissettim, şu an da öyle!...

Ama sakın Çetin ustanın dediği gibi  enseyi karartmayın, ben hep onu yapmaya çalıştım...