• 26.06.2015 00:00
  • (3952)

  “ANTİ EMPERYALİZM” SÖYLEMİYLE  FALAN  MASKELENMEYE  ÇALIŞILSA DA BUNUN ADI RESMEN DEVLETÇİ MİLLİYETÇİLİKTİR!

7 Haziran seçim sonuçlarından ders çıkarmakmış, “biz nerede hata yaptık” falan diyerek aklını başına toplamakmış, bunlar hep hikaye!... Bir kere o virüs girmiş beyinlere, çaresi yok!... Azıcık eti budu kanlanan bir ülkenin, “vay anasına ben ne imişim” demeye başladığı an ortaya çıkan bir kendi nefsini kutsama hastalığıdır bu; dünyanın kendi  etrafında döndüğünü düşünme çağına özgü bir ergenlik dönemi “hastalığıdır”! 

Adına ister  “milliyetçilik” deyin, ister  benim dediğim gibi “yeni tipten Devletçi bir milliyetçilik”, sonuçta hepsi aynı kapıya çıkıyor.  Ancak, terminolojide ayrım yapmak şunun için önemli; Türkiye öyle sadece aşağıdan yukarıya doğru gelişerek bugünlere gelen bir ülke değil. İkili bir yapısal gelişme yanımız var bizim. Yukardan aşağıya doğru Devlet eksenli olarak gelişen yanımız ve aşağıdan yukarıya doğru Anadolu burjuvazisi eksenli olarak gelişen yanımız. Bu yapısal ikilik, iki tip milliyetçiliği de beraberinde getiriyor.

Kökleri ittihatçılığa-Kemalizme kadar uzanan yukardan aşağıya doğru gelişen milliyetçiliğin temsilcisi bugün MHP ve öteki “ulusalcılardır”.  Aşağıdan yukarıya doğru Anadolu burjuvazisi eksenli olarak gelişen yeni tipten  milliyetçilik ise AK Parti’nin içinde palazlanıyor.  Ancak, ne zaman ki AK Parti Devleti ele geçirmeye başladı, o andan itibaren, bunların arasında, aynı Devletçi ekseni paylaşmaktan kaynaklanan paradigmal bir yakınlaşma da ortaya çıkmaya başladı. Ama henüz daha aradaki senkronizasyonu da tam olarak sağlamış değiller. Aralarında şu an varolan çelişki de bununla ilgili zaten... Dikkat ederseniz, varolanı -Devletçi, merkeziyetçi yapıyı- olduğu gibi muhafaza etme konusunda hiçbir ayrım yok aralarında. Sadece, onu genişletme, büyütme konusunda, yapısal farklılıklardan kaynaklanan stratejik  ayrılıklar söz konusu...

Batı’yla ilişkiler konusunda, yukardan aşağıya doğru, Devleti temel alarak  gelişen milliyetçiliğin temsilcileri daha temkinli. Çünkü onlar, tarihsel tecrübelerine dayanarak “Batı”-“emperyalizm” falan nedir, ötekilere göre bunları daha iyi biliyorlar!  Aşağıdan yukarıya doğru gelişen yeni tipten Devletçi milliyetçiler ise daha gözü dönmüş -jakoben- bir ruh haline sahipler!.. 

Bu ikincilere göre,  bugün halâ ortada -19. ve 20. Yüzyıllar’da olduğu gibi- bütün kötülüklerin nedeni olan bir “Batı” var, “emperyalist bir Batı”. İsterseniz buna eski “solcu” terminolojiyi kullanarak “finans oligarşisi” falan da diyebilirsiniz!.. Bunlar, “üst akılı” temsil eden bu “emperyalistler” oturuyorlar, kendi egemenlik alanlarını koruyabilmek için gizli servisleri aracılığıyla örgüt mühendisliği yaparak PKK, IŞİD vb. gibi taşeron örgütleri  kurup-kurdurup bunlar  aracılığıyla, “tavşana kaç tazıya tut” mantığıyla malı götürüyorlar! Kim ki emperyalist sömürü  mekanizmasına  karşı çıkarsa, karşısında bu türden taşeron örgütleri buluyor!... Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu sıkıntıların nedeni de bu aslında.  Örneğin, Türkiye, ne zaman ki kendisi için bir ülke olmaya karar vermiş, bu yönde adımlar atmaya başlamıştır, karşısına  hemen  bir PKK belası çıkarılır!...

Aynı oyun  bugün  bütün o eski Osmanlı ülkelerinde de oynanmaktadır.  Bir yanda emperyalist Batı, öte yanda da buna karşı kurtuluş savaşı vermeye çalışan  bütün o eski Osmanlı ülkeleri... Dikkat ederseniz  öyle yerli egemenler-egemen Devlet sınıfı falan yoktur bu tahlillerin içinde.  IŞİD gibi örgütler de hep bu mücadelede kullanılan yapay-taşeron örgütlerdir. “Batı”,  kendi çıkarlarının korunması için -ve de tabi İsrail’in güvenliği için- bu türden örgütleri kullanarak  bölgeyi yeniden şekillendirmekte, sınırların yeniden çizilmesini istemektedir.. Bu nedenle, yapılması gereken,  canımızı dişimize takarak, sırtımıza birer “kefen giyip” Batı’ya karşı  “ikinci bir kurtuluş savaşı” için  mücadeleye girmektir...

Aşağıda, K. Tayiz ve C. Ertem’in makalelerinden  alıntılar var, önce bunları bir okuyun isterseniz, sonra tartışmayı bunları da dikkate alarak devam ettirelim:   K. Tayiz’den başlıyoruz:

Batı'nın yüz yıl önce Ortadoğu için kurguladığı siyasal sistem büyük sarsıntı geçiriyor. Yani başımızda büyük bir kargaşa hüküm sürüyor. Hakimiyetini kaybeden Batı'nın en büyük silahı ise kaos ve çatışma. Batı önce kaosu bölgeye saldı, sonra da düzen kurucu olarak inisiyatif aldı. Afganistan, Irak ve Suriye örneği ortada. El-Kaide, Taliban ve IŞİD gibi örgütler, bugüne kadar hep Batı'nın müdahaleci varlığını meşrulaştırıcı bir işlev gördü. Önce gözü dönmüş şiddet grupları sahada beliriyor, ardından Batılı devletler. Batı'nın elinin altında hep hazır tuttuğu bir Pandora kutusu var.  

Batı'nın Türkiye için tutumu da farklı olmadı. Seçilmiş hükümetle arası bozulduğunda yıllardır elinin altında hazır tuttuğu Pandora'nın kutusunu açıverdi. Bütün kötülükleri AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üzerine saldı. Gezi ayaklanması ve paralel darbe girişimiyle önce gözdağı verdi. AK Parti'yi teslim alamayınca da yüz yıl önce kurulmuş bir saatli bombayı, Kürt kartını devreye koydu. IŞİD üzerinden PKK, PYD ve HDP'yi aktörleştirdi. Türkiye'deki destekçilerini AK Parti'ye karşı bir araya getirdi. AK Parti ya teslim olacak ya da Türkiye kaosa ve çatışmaya terk edilerek bölünmeye sürüklenecek! Batı, Türkiye'yi bu tehlikeli seçenekle karşı karşıya getirmeyi başardı. (http://www.marmarayerelhaber.com/kurtulus-tayiz/35414-pandoranin-kutusu-acilinca)

Bir de C.Ertem ne diyor ona bakalım şimdi:

“... düzenli ulusal orduların yapamadığını paramiliter örgüt ve yapılar yapıyor. Bu taşeron paramiliter örgüt ve yapılar, ülkelerin ve bölgenin özelliklerine göre, “sağ” ya da “sol” maskeli olabiliyordu. Kimi, “sol” bir şehir ve kır silahlı örgütü, kimi de DEAŞ gibi, düzenli orduya yaklaşan taşeron yapılar olabiliyordu. Afrika’daki paramiliter örgütler, El-Kaide gibi şehir ve kırda örgütlü  terör yapıları ve DEAŞ gibi düzenli ordu seviyesinde paramiliter örgütler... 
İşte DEAŞ, yeni paylaşım savaşının en çarpıcı ve en mükemmel aracı ve tasarımı olarak ortaya çıktı. DEAŞ, yeni pazar ve paylaşım savaşıyla ve sınırların yeniden Batı’nın eski hegemon güçleri tarafından belirlenmesinin aracıdır... 

Şimdi ise yaptıkları tam olarak şudur; bütün bu bölgede mikro devletçikler oluşturacaklar, bu mikro devletçikler, Avrupa’da Almanya egemenliğindeki “derin AB”ye ve tabii Okyanus ötesinde de ABD’ye bağlı olarak devam edecektir. Bakın, doksanlı yıllarda Almanya’nın Balkan ve Doğu Avrupa coğrafyasında yaptığı “Balkanlaştırma” stratejisi, tam şimdi Ortadoğu koşullarında Suriye ve Irak’ta uygulanıyor. Miloseviç’in Bosna’daki katliamcı ordusu ile DAEŞ arasında çok fark yoktur. Ancak koalisyon uçaklarının yardımı ile kurulmaya çalışılan Kürt mikro devletçiği de hiçbir zaman egemen olamayacaktır. Bunun iktisadi şartları yoktur ilk önce... Bugün ne Alman Balkanlaştırması sonucu Avrupa’da ortaya çıkan ne de Ortadoğu dahil, dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan/çıkacak olan etnik temelli mikro devletler günün gereklerine uygun bir kapsam ekonomisi geliştirip, konvansiyonel olanı aşabilir. Bu devletler, kaçınılmaz olarak, 20. yüzyıldan kalma “eski” sermayenin ancak oyuncağı olurlar ki, zaten bunun için ortaya çıkarılıyorlar... 

Tabii ki, Suriye’nin Türkiye sınırındaki yeni oluşum yeni bir pazar ve enerji kapışmasıdır ve bu Türkiye’nin şimdiki-gelecekteki etkinliğine karşıdır. 

Aynı şekilde, Almanya’nın, tam şu sıralar, Türkiye karşıtlığı da aynı nedenledir. 
Almanya, Doğu Almanya’yı içine aldığı 1990’dan beri, Doğu Avrupa ve Balkan coğrafyasını kendi arka bahçesi ve doğal sömürgesi olarak görüyor. Doksanlarda Yugoslavya’nın parçalanması Almanya kökenli bir Balkanizasyon sürecidir ve aslında bir post-nazi işgalidir...”. 

(http://www.marmarayerelhaber.com/cemil-ertem/35413-yeni-tbmmnin-gormesi-ve-yapmasi-gereken)

 Bu noktaya nasıl gelindi?  İnanılması gerçekten çok zor!

Yani şimdi şu yukarda yazılıp söylenilenlerin anlamı nedir; “solcu” bir maskeyle piyasaya sürülüyor olsalar da Devlet eksenli yeni tipten  bir milliyetçilik anlayışı değil midir bütün bu düşüncelerin altında yatan!  Küreselleşmeymiş, 21. Yüzyılmış, yeni bir dünyaya doğru yelken açmakmış,  artık gelişmenin, ilerlemenin,  dünya pazarlarında daha fazla yer tutabilmenin yolu eskiden olduğu gibi savaşlar değil, daha iyi kalitede malları -katma değeri daha yüksek olan malları- daha ucuza üretmekmiş, bütün bunların hepsi “hikaye” bu mantığa göre!... Çünkü,  geçerli olan halâ eski paradigmadır!  Ortada halâ 19.-20. Yüzyıl kalıntısı bir “üst akıl”,   “emperyalist bir Batı” vardır!  Ve bu “üst akıl”, eski sömürge ve yarı sömürge ülkeler uyanmaya başladıkça bunların üzerine kendi kurdurduğu “paramiliter- taşeron” örgütleri sürmektedir!...

Gerçekten tam bir paranoya hali bu! Gelişmekte olan bir ülkenin, olayları ve süreçleri  20.Yüzyıl  kafa yapısıyla ele alan Devletçi milliyetçilerinin ruh hali!.. Kendisini, tıpkı bir zamanların Almanya’sı falan gibi “kapitalizmin gelişmesinin eşit oranda olmaması kanununa” göre “yükselen bir kapitalist ülke” olarak tanımlayarak, dünya pazarlarında yer kapmak için gelişmiş ülkelere karşı hegemonya mücadelesine girişipte sonra hiçbir başarı şansının bulunmadığını gören milliyetçilerinin  ruh hali!..

Yahu kardeşim, atın bu düşünceleri artık kafanızdan! Çünkü dünya artık öyle eskiden olduğu gibi dönmüyor! Bakın, Türkiye bugün 160 milyar dolara yakın ihracat yapar hale geldi. Kimse çıkıpta size ürettiğiniz malları yurtdışında satabilmeniz konusunda öyle bir sınır falan koyuyor mu!? Kimse tutupta size katma değeri yüksek mallar üretmeyin diyebiliyor mu!?... Yap daha iyisini, rakiplerinle mücadele et ve arttır pazar payını, olay bu kadar basit!.. E, “cari açık” falan mı diyorsunuz, “petrolümüz, gazımız yok bizim” mi diyorsunuz! Tamam ama, onun da yolu var. Petrol, gaz kaynaklarına el koymaya çalışarak, buna göre  Osmanlıcılık falan adı altında yeni tipten milliyetçi-yayılmacı bir strateji izleyerek bir yere varamazsınız ki!... Böyle bir yol sizi ve bütün bir ülkeyi  sadece çıkmaza götürür.  Bu nedenle, sen de tut, güneşini, rüzgarını, doğal kaynaklarını değerlendirerek kapat bu açığını; yeni modern bir Eğitim Sistemi yaratarak ezberci-ideoloji peşinde koşan pozitivist gençler yetiştirmek yerine bilgi üreten gençler yetiştirmeye odaklan. Engel mi var bütün bunların önünde? Hangi “emperyalizm” engelliyor sizin bilgi üreten nesiller yetiştirmenizi?...

http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/28986-Nereye-geldik-nerede-duruyoruz-1

İkide bir tutup Almanya veya  Avrupa Birliği düşmanlığı yapmayı da marifet biliyor bunlar. Neymiş, AB Nazi işgalinin modern şekliymiş!!.. E peki kardeşim madem öyle de biz niye yırtınıyoruz bu modern „Nazi örgütüne“ girmek için!!.. Niye Almanya’ya kızıyoruz bizim AB’ye girişimize engel koyuyor diye?? Yani şimdi Almanya öteki AB ülkelerini işgali altında mı tutuyor? Yahu bunların hepsi gönüllü olarak girmedi mi AB’ye?... Yarın isterlerseler de  çıkabilirler... Ama çıkmıyorlar, çünkü AB içinde kalmak daha avantajli onlar için... Yani  bu kadar olur... İstanbul’a hava alanı yaparsın, bunu Almanya’yla kavga aracı yapmaya çalışırsın. Yok efendim doğal gaz hattı çekilir, bunu Alman emperyalizmine örnek olarak gösterirsin. Kardeşim herkes kendisi için elverişli olan ne ise onu yapıyor.  Senin o emperyalist dediğin  Almanya senin en çok ihracat yaptığın,  sana en çok turist gönderen ülke. Sana uygun olunca iyi, olmayınca “emperyalist” öyle mi?... Nedir bu şimdi, bunun adı “solculuk”mu yoksa Devletçi bir milliyetçilik mi?...

Evet, nedir o sizin  “taşeron” dediğiniz  örgütler?

Nedir  PKK, IŞİD vb.  gibi  örgütler?  Sizin,   “şeytan” olarak nitelendirdiğiniz o “Batı’nın” “bizi bölmek için”, “bizim gelişmemizi engellemek için” kurdurarak piyasaya sürdüğü “taşeron”-“paramiliter”  örgütler midir  bunlar?

IŞİD’i ele alalım:   Soruyorum ben şimdi,  eğer Amerika Irak’ı işgal etmeseydi böyle bir İslami-Sünni reaksiyon örgütü olacak mıydı bugün ortada? Taliban’ı ele alalım: Tamam doğru; Amerika bugün orada da,  reaksiyon olarak  ortaya çıkmasına kendisinin neden olduğu bir örgütle savaşıyor; ama bu demek değil ki, “üst akıl” dediğiniz o Amerika-Batı öyle örgüt mühendisliği yapar gibi  bu türden  örgütler kurup, sonra da  bunlarla savaşarak ülkeleri işgal altında tutuyor!!..

Diyorsunuz ki, Amerika IŞİD’i  gizli servisi aracılığıyla kasten yarattı!!... Öyle ki, amaç bu örgütü Kürtlerle savaştırarak Kürtleri öne çıkarıp bir Kürt devletinin kurulmasının yol açmak!!  Sorarım şimdi, Afganistan’ı işgali altında tutmak için kendi yarattığı Taliban’la da bir şike  savaşı mı yapıyor  Amerika!!.. Taliban, El Kaide, IŞİD, PKK bunların hepsi sahte-paralı-şike örgütler midir??  Ne kadar kolay yahu!  Otur masanın başına, koy kendini merkeze, etrafında olup bitenleri kendine göre  değerlendirerek bir dünya görüşü oluştur!!.. Senin işine yarayanlar “iyi, güzel”, yaramayanlar ise “üst akılın” sana karşı kurdurduğu  taşeron yapılar!!.. Kusura bakmayın ama bunun adı paranoyadır!!.. Kafanızda öyle bir “üst akıl” icat ediyorsunuz ki, kendi hatalarınızı, bunların sonuçlarını falan hep bu herşeye kadir “üst akıla” yükleyerek temize çıkacağınızı sanıyorsunuz!!.. Kardeşim eğer bu üst akıl böyle herşeye kadir bir meretse,  o zaman zaten boşuna sizin o “mücadeleleriniz” falan!!... 7 Haziran’dan sonra “kapitalizme alternatif İslami bir sistem” kuracaktınız da “üst akıl” onu farkederek önünüze takoz koydu, öyle mi?... Yarabbim sen akıl fikir ihsan eyle!!.. Bunları görünce insanın neredeyse o “üst akıla” Allah razı olsun diyesi falan geliyor!!... Geçin bunları geçin!... Savaş bitti, inin artık saklandığınız o dağlardan aşağıya!..      

Soğuk Savaş dönemi sona erdi ama sizin haberiniz yok!!..

Bakın, Soğuk Savaş sona erip de Berlin’deki o Duvar yıkıldığı an artık yeni bir dünya çıktı ortaya. Sizler ise, halâ savaşın bittiğinden habersiz olarak dağlarda saklanan o Japon askerlerine benziyorsunuz!... Çünkü, geç kalmış bir 20. Yüzyıl milliyetçiliği ufkunuzu karartıyor. Yeni bir dünyanın ortaya çıktığını anlamakta zorluk çekiyorsunuz!... 

Eskiden iki kutuplu bir dünya vardı ortada. Ve ülkeler de,  yaşamı devam ettirme mücadelelerini, şu ya da bu nedenle, bir tarafın koruyucu kanatları altında kalarak sürdürmek zorundaydılar. Ama, Soğuk Savaş sona erince bu durum değişti. Ülkeler ve halk grupları, etnik, dini azınlıklar, kısacası baskı altında tutulan bütün alt kimlik grupları, daha önce hangi tarafta -kutupta- yer almış olurlarsa olsunlar,  kendilerini  baskı altında tutan yapılar anlamını kaybedince  birden açığa çıkarak “biz de varız” demeye başladılar. Üzerlerini örten, onları belirli kalıplar içinde kalmaya zorlayan faktörler ortadan kalkınca bu insanlar  kendi kaderlerini kendileri tayin etmek için seslerini yükseltmeye başladılar, ortaya döküldüler... Olay budur...

Alın PKK’yı... Şu ya da bu ülke bugün onu, onun mücadelesini  Türkiye’ye karşı kullanmak için destekliyor olabilir; ama bu,  PKK’nın sırf  Türkiye’nin ayağına taş koymak için onlar tarafından  taşeron bir örgüt olarak kurdurulduğu-ayakta tutulduğu  anlamına gelmez. Böyle düşünürseniz sadece kendinizi aldatmış olursunuz. Diyorsunuz ki, “Suriye’deki olaylar PKK’yı cesaretlendirdi, bu yüzden de bir türlü silah bırakmaya yanaşmıyorlar”. İyi güzel de, siz ne yapıyorsunuz peki?..  Hepsi bir yana,  Kürt sorununu da içine alan yeni demokratik bir anayasanın yapımı konusunda en azında açık ve net  bir irade beyanınız oldu mu şimdiye kadar?... Tam adamlarla anlaşıp el sıkışmaya başlarken bir anda “Kürt sorunu da neymiş, öyle birşey yok ki” deyip masayı devirerek çıkan siz değil misiniz?... Ondan sonra da,  yok efendim “üst akılmış” da falan diye hikayeler anlatıyorsunuz!... Gördük işte,  7 Haziran’da halkımızın bu hikayelere ne kadar inandığını!... Aklınızı başınıza toplayın beyler, bu türden demagojilerle Kürtleri kaybediyorsunuz!... Kendiniz inşa etmeye başladığınız o “barış sürecini” gene kendiniz yok ediyorsunuz!... Ateşle oynadığınızın farkında mısınız?...

Gelelim  IŞİD  olayına!  O “emperyalist Batı”mı  kurdurmuştur şimdi IŞİD’ı da?... Yani ortada gene  bir “üst akıl” var ve bunlar oturuyorlar, öyle toplum-örgüt mühendisliği yaparak  Türkiye’nin ve bütün Arap ülkelerinin önünü nasıl keseriz diye düşünüp bir IŞİD  icat ediyorlar öyle mi??   Şaşarım sizin aklınıza!... 

Soruyorum ben şimdi, eğer Amerika Irak’a saldırarak oradaki yapıyı parçalamasaydı bugün IŞİD diye bir örgüt olacak mıydı ortada? Amerika Saddam’ı deviripte oradaki Sünniler’e dayanan yapıyı yıkınca, işin içine Şii olduğu için daha sonra İran da girdi ve Sünniler bir tarafa atıldılar. Sonra,  Esed de Suriye’de  olayı bir mezhep çatışması haline getirerek halkın üzerine ateş açmaya başlayınca, Sünniler  kendilerini yok olma tehdidi altında gördüler ve bütün bunlara reaksiyon olarak da  IŞİD denilen örgüt çıktı ortaya. Yaşamı devam ettirme mücadelesinin başka bir uç noktaya ittiği Sünniler çaresizlikten kaynaklanan bir ruh haliyle “kısasa kısas” diyerek  kendi  canavarlarını yaratmış oldular!... Yani öyle bir “üst akıl” tutup da paralı askerler olarak taşeron örgütler falan kurdurmuyor!!.. Bütün bu örgütlerin belirli bir alt yapısı, reaksiyona da dayansa, geçici de olsa maddi-toplumsal bir temeli var. Daha sonra başka ülkeler, başka çıkarlar da  onları kullanıyorlarmış, tabii kullanıyorlar, bu ayrı bir durum.  “Düşmanımın düşmanı dostumdur” diyerekten konjönktürel ittifaklar oluşuyor. Türkiye yapmıyor mu bunu? Yani o da kendisine ittifaklar bulmaya çalışmıyor mu? Olayı objektif olarak değerlendirebilmek lazım, yoksa kendinizi kandırmakla  kalırsınız!!..

Alın şimdi IŞİD’a karşı PKK-Amerika ittifakını: Yani şimdi, sizin mantığınıza göre,  Amerika önce IŞİD adında bir örgüt yaratıyor, sonra da ona karşı mücadele ettiği için PKK’yı destekliyor öyle mi? Bütün bunlardan  amaç da Türkiye’nin önünü kesmek?? Yahu Amerika’nın PKK’yı desteklemek için IŞİD diye bir örgüt kurmaya ihtiyacı mı var? Siz gerçekten kafayı yemişsiniz!!.. Adamlar-Batılılar- korkuyorlar yahu!... IŞİD, El Kaide gibi örgütleri kendileri için, herşeyden önce kendi can güvenlikleri için tehlike olarak görüyorlar. Unuttunuz mu, önce tuttular Türkiye’yi sokmak istediler bu savaşın içine.  Eğer Türkiye “tamam” diyerek IŞİD’a karşı Suriye içinde kara harekatına “evet” deseydi, tamamdı. O zaman Kürtlere falan ihtiyaç kalmayacaktı!.. Ama Türkiye haklı olarak o bataklığa girmeyi kabul etmedi. O zaman Kürtler dediler ki, “burası bizim vatanımız, bize yardım edin biz de savaşalım”. Olay budur. E, bu savaşın sonunda orada bir Kürt devleti kurulacakmış!... O zaman sen de bu insanları yalnız bırakma kardeşim, hani sen Osmanlı’nın mirasına sahip çıkıyordun? Ne oldu şimdi? Osmanlı bir sürü otonom eyaletlerden oluşmuyor muydu?. Sen kendine en yakında duran Kürtlerden bile korkar durumdayken nasıl yeni Osmanlıcı bir yapı kuracaksın ki??

Arkadaşlar, affedersiniz ama tekrar ediyorum bunun adı paranoyadır,  Osmanlı’dan miras kalmış bir bölünme paranoyasıdır!!.. Gözünüzde öyle bir milliyetçilik gözlüğu var ki, dünyayı artık “ben” ve “düşmanlar” olarak siyah beyaz görür hale gelmişsiniz!... Daha işin başında, kaybetmeye mahkum  olduğunu bilerek  bir savaşa girmek insanı bu hale getiriyor demek ki!!...

Peki o zaman ne yapmak lazım, nedir bu işin çözümü?

Çok açık: Zamana, 21. Yüzyıl gerçeklerine uyum sağlayarak yeni, demokratik bir anayasa yapıp, adem-i merkeziyetçi bir yapılanmaya gitmektir... Başka yolu yoktur bunun! Ya, 20.Yüzyıl kafa yapısıyla Osmanlı artığı eski merkeziyetçi yapıyı-statükoyu muhafaza etmeye çalışarak zaman kaybedeceğiz, ya da olayların ve süreçlerin önünü alarak kendimizi 21. Yüzyıl paradigmasına-gerçeklerine uygun hale getirmek için iç dinamiklerimizi harekete geçireceğiz... Bunun ötesi  yoktur... Yüz yıl da savaşsak varılacak yer sonunda gene budur... Çünkü artık dünya, 1915’ten çok farklı bir dünyadır!!.. Ne yapacaksınız, Kürtleri de “tehcir” mi edeceksiniz; ya da ne bileyim,  90’lı yıllara dönerek ülkeyi yeniden umutsuz bir savaşın içine mi atacaksınız?... Ve de bütün bunları “anti emperyalizm” falan gibi “solcu” sloganlar kullanarak mı yapacaksınız!!...   

Tekrar ediyorum, tek bir çözüm yolu vardır ortada: İçerde ve dışarda tarihsel bir uzlaşmanın yolunu açarak kendi varoluş koşullarımızla 21. Yüzyıl gerçekleri arasında  kalıcı bir uyum sağlayabilmek...

Daha somut olarak ifade edersek de:  

1-Kürt sorununa demokratik  çözümü de içeren  adem-i merkeziyetçilik temeli üzerinde yeni bir anayasa yapmak,

2-Küresel sermaye çevreleriyle iyi ilişkiler kurarak Türkiye’yi  güven içinde yatırım yapılabilecek bir ülke haline getirmek,

3-Yeni bir eğitim sistemi yaratarak bilgi üreten nesiller yetiştirir hale gelmek.

İşte size üç temel nokta, üç altın anahtar. Bunun dışında gerisi boştur,  hayalet taşlayarak vakit öldürmektir, zaman kaybıdır...