• 28.01.2015 00:00
  • (2048)

 Küreselleşme olayı herkesi şaşırtmaya devam ediyor! 20.Yüzyıl kalıntısı bütün o değer yargıları,  bilgiler- bilimler 21.Yüzyıl değerleri karşısında adeta işe yaramaz hale geliyorlar! Sadece  “Erdoğancı” olduklarını ilan eden yazarlar-ideologlar ve de “ekonomistler” de değil, bu arada “solcular” ve “ötekiler” de  şaşırdılar ne diyeceklerinil-ne yapacaklarını!!. Alın size o “ötekiler” grubundan bir örnek!..

Bakın, G.Uras[1]bugünkü yazısında Euro’nun Dolar karşısında değer kaybetmesi olayını nasıl değerlendiriyor-ya da değerlendiremiyor!!

“..Doların değer kazanması, Euro’nun değer kaybetmesi “bugüne kadar kabul edilmiş - ekonomiye yön vermiş ilkelere aykırı”dır.[2] Ama bir gerçek var: Dolar değer kazanıyor, Euro kaybediyor. Dolar Euro çapraz kuru ne olacak? Unutalım 1 Dolar 1 Euro olur mu, olmaz mı’yı... Dolar’ın değer kazanması, Euro’nun değer yitirmesi “normal” midir?  Ekonominin çarkları nasıl işliyor? Ülke paraları birbirlerine karşı nasıl değer kazanarak kaybediyor?
1) Temel bir teori vardı. Ülke paralarının değerini cari açık veya fazlanın belirleyeceğine inanılıyordu.
-  ‘Kur, cari işlemler dengesini sıfıra götüren bir mekanizmadır’ deniliyordu.
-  Bu teoriye göre ülkelerin cari açığı ne kadar büyür ise, parası o kadar değer kaybediyor. Tersine cari fazla veren ülkelerin parası değer kazanıyordu.
2) Bu teoriyi “modası geçmiş” olarak niteleyenlere göre ise, kuru tayin eden cari açık veya fazla değil. Sermaye hareketleri. Para hangi ülkeye akarsa o ülkenin parası değerlenir.  Bugün yaşananlar, sermaye hareketlerinin kuru belirleyen ana etken olduğunu gösteriyor.[3]

Neden söz ediyoruz? İki dev ekonomi var: ABD ekonomisi ve Avrupa Birliği (AB) ekonomisi. İki ekonominin de milli geliri (GSYH) dolar olarak  17 trilyon doların biraz altında. (Şimdilerde Euro ile belirlenen AB ülkeleri toplam milli gelirinin dolar karşılığı gerilemiş durumda.)
İki dev ekonominin milli geliri (katma değer yaratma gücü) eşit ama... Aması var.
-  ABD ekonomisi her ay 25 - 40 milyar dolar dış ticaret açığı (ithalat ile ihracat arasındaki fark) veriyor. Buna karşılık AB  ülkelerinin aylık toplam dış ticaret fazlası 20 - 25 milyar euro.
-  Ekonomilerde paranın kıymetini etkileyen en önemli gelişme ödemeler bilançosunda cari hesapların (olağan döviz gelirleri ile giderleri arasındaki farkın) durumu. ABD ekonomisinde 12 aylık cari açık 388 milyar dolar. AB ekonomilerinin 12 aylık cari hesap fazlalıkları ise 324 milyar dolar. (The 
Economist, 17 Ocak 2015)
-  ABD ekonomisi milli gelirinin yüzde 2.3’ü büyüklüğünde cari açık veriyor. AB ekonomilerinin toplam milli gelirinin yüzde 2.4’ü büyüklüğünde cari hesap fazlalığı var.
Bu tabloda doların değer kaybetmesi, euro’nun değer kazanması gerekirken neden tersi bir gelişme içindeyiz? N’oldu da böyle oldu?..”  

Yazı devam ediyor:

„..Böyle geldi, böyle gider mi? Normal olarak gitmemesi gerekir.
-  Dengeler bozuldu. ABD ekonomisinin güçlenmesi için ihracatının artması gerekir. Güçlü dolar ekonomide büyümeyi frenler. Euro ülkelerinin ihracatta rekabet gücü artar. ABD’nin cari açığı daha da büyür. AB ülkelerinin cari hesapları daha çok fazla verir.
-  Yüzer gezer fonlara yön verenler, gerçek dışı kur hesaplarının sürdürülemeyeceğinin bilincinde, para trafiğinin yönünü değiştirir. Bu durumda Euro ineceği yere kadar iner ama indiği noktada uzun süre kalamaz. Ekonominin temel ilkeleri Dolar - Euro kurunun normale dönmesini sağlar.”[4]

İşte, yazara göre  olayın açıklanması-çözümü  bundan ibaret!. Daha ileri gitmeden önce şimdi size  bir aktarma daha yapacağım, onu da çok dikkatli okuyun lütfen:[5]

„.. Bugün artık bir ülkenin (uluslararası) ekonomik gücünü salt ihracat oranları ile ölçmek mümkün değil! Global değer yaratma zincirlerinin giderek artması gerçeği temelinde artık önemli olan,  “ne yapıldığı”, ihraç edilen metada ne kadar “ülke içinde yaratılan katma değerin” bulunduğudur. Bu bağlamda maddi üretimin Gelişmiş Ülkeler’den Gelişmekte olan Ülkeler’e doğru kaydığını görürken, endüstrileşmiş ülkelerin,  global üretim zincirlerinin başında ve sonunda bilgi sermayesiile yer alma eğiliminde olduklarını  tesbit ediyoruz. Bu, maddi üretim yerine, örneğin makinaların kurulması, kullanılması, bakımı, gözlemlenmesi, bilgi üretimi, danışma ve belgelendirme vs. hizmetleri şeklinde oluyor. Bu anlamda aşağıdaki “iPhone global üretim zinciri” bizlere, hesaplamaların “katma değer yaratılması” kıstasına göre yapılması durumunda ABD’nin “ticari dengesi”nin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

                                   

                

Değişik ülkelerden „toplanan“ tam 1875 parçadan oluşan iPhone’nun Çin’de Taiwan kökenli Foxconn  fabrikasında biraraya getirilerek üretilip ABD’ye getirilmesinin ülkeye maliyeti, resmi uluslararası ticaret istatistiklerine göre 2009 yılı itibarı ile şöyle:[6]

Kaynak: The Supply Chain of the iPhone and Trade in Value Added, Yuqing Xing, Asian Development Bank Institute: http://www.adbi.org/files/2013.05.08.cpp.sess3.3.xing.supply.chain.iphone.pdf(İndirme tarihi:10.01.2015)

 

 

           

“..iPhone’nin Apple tarafından satış fiyatının tahminen 700 $ civarında olduğunu düşünürsek, yukardaki rakamlardan anlaşılacağı üzere, üretimin büyük oranlarda ana ülkeden “dışarıya” kaymasına rağmen yaratılan katma değerin önemli bölümü ana ülkede kalıyor. Yukardaki maliyet fiyatının (178,96 $) son tüketici satış fiyatlarına (tahminen 700,-$) oranı bu gerçeği gösterir.Dizayn, konsept ve ARGE’ye bağlı olarak bilgi üretimi gibi daha ziyade ABD’de meydana gelen değer oluşumları,   Apple firmasının kâr payı, ilgili teknolojiler üzerindeki patent hakkı payları[7]  ve sürümden elde ettiği gelir de hesaba katıldığında „global değer yaratımı“nın önemli bölümünün -ekonomisinde bundan dolayı oluşan her türlü dış ticaret açığı“na rağmen- ABD’de kaldığını söyleyebiliriz”..

“2009 yılında Çin’de üretilen 11,3 milyon iPhone’nun ihraç tutarı (Çin’den ABD’ye ihraç ediliyor) tam 2,02 milyar dolar. Bundan, üretim için Çin’e diğer ülkelerden gelen ithal metaların değeri olan 121,5 milyon dolar çıkarıldığında ülkenin (Çin’in) bu işten ABD karşısında dış ticaret artısı 1,9 milyar dolar oluyor (tabi bu rakam aynı zamanda ABD’nin Çin’le olan ticaret eksisi anlamına da geliyor). Oysa Çin’in iPhone katma değer yaratımına maliyet açısından sadece %3,6 oranla (6,50 $) yer aldığını görüyoruz. Bu durumda, hesaplamalar eğer „yaratılan katma değer“ bazında yapılırsa, ABD’nin Çin ile olan iPhone ticaretindeki “açığın”, milyarlarca dolardan hemen  çok aşağılara iniverdiğini görürüz. Çünkü bu durumda ABD’nin Çin’den yaptığı  ithalat 11,3 milyon x 6,5 $ = 73,45 milyon dolar oluyor..“!..

“..Bugün artık bir ülkenin (uluslararası) ekonomik gücünü salt ihracat oranları ile ölçmek mümkün değil! Global değer yaratma zincirlerinin giderek artması gerçeği temelinde artık önemli olan,  “ne yapıldığı”, ihraç edilen metada ne kadar “ülke içinde yaratılan katma değerin” bulunduğudur. Bu bağlamda maddi üretimin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere doğru kaydığını görürken, endüstrileşmiş ülkelerin ise, global üretim zincirlerinin başında ve sonunda bilgi sermayesi ile yer alma eğiliminde olduklarını tespit ediyoruz. Bu, maddi üretim yerine örneğin makinaların kurulması, kullanılması, bakımı, gözlemlenmesi, bilgi üretimi, danışma ve belgelendirme vs. hizmetleri şeklinde oluyor. Bu anlamda  “iPhone  global üretim zinciri” bizlere, hesaplamaların “katma değer yaratılması” kıstasına göre yapılması durumunda ABD’nin “ticari dengesi”nin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor..“[8]

Bütün bu „hesap hatalarının“ özünde  küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan informasyonun  ve bilgi üretimi süreçlerinin  demokratikleşmesiyle ilgili olduğu apaçık ortada değil mi? Çünkü eskiden-20. Yüzyıl koşullarında durum böyle değildi, hesaplar böyle yapılmıyordu!. O iki kutuplu dünyada  informasyon ve bilgi üretimi süreçleri Batı’da büyük tekellerin, Doğu’da ise  (devletin diyeceğim ama, aslında  Sosyalist Sistemi daha işin başında  kısır kalmaya mahkum eden) o garip „Diyalektik Materyalizm“[9]anlayışının ideolojik kontrolü altındaydı. İşte, „duvarların yıkılmasının“ anlamı budur!. Yıkılan o „duvarlar“  „tekelci kapitalizmin“ duvarları olduğu kadar, „İşçi Sınıfı Bilimi’nin“ ideolojik duvarlarıdır da![10] Halbuki eskiden ne kadar kolaydı işler, işte şu kadar ithalatın var, şu kadar da ihracatın; ihracat eksi ithalat eşittir cari açık, ya da tersi tabi!.. hesap buna göre yapılıyordu!. Halbuki bugün böyle değil, görüyorsunuz.

Bugün önemli olan  klasik anlamda üretim olmadığı gibi laf-hamaset üretimi de değil (!) NE KADAR BİLGİ -ve KATMA DEĞER- üretildiği önemli bugün!. Bunun için de, ne yapıp yapıp, bütün o antika „Milli Eğitim“ politikalarını falan kökünden  değiştirmemiz gerekiyor!.  Kökünden diyorum, çünkü  eğer kendi kendimizi kandırmak istemiyorsak, bu değişim „sözde değil özde“ olmak zorunda!. Yani öyle, „Kemalist nesiller“ yetiştirmenin yerine „İslami nesiller yetiştirmeyle“ falan bu işi çözemezsiniz!

Bakın, Zeki çalışmasında ne sonuca varıyor: „Tüm bunlardan ne sonuç çıkarıyoruz: Kendini (genişleterek) yeniden değerlendirmek üzere ihraç edilen sermaye, artık ya direk olarak (rekabet şartları nedeniyle) hiçbir engel koymadan, kaçınılmaz bir şekilde teknolojiyi de  beraberinde getiriyor; yada, bir yerden sonra, başka türlü ayakta kalma şansı olamayacağı için, en nihayetinde onu da (ileri teknolojiyi de)  gittiği ülkelerde  üretime sokuyor. Bu  ise, kaçınılmaz olarak, Gelişmekte olan Ülkelerde de-gecikmeli de olsa, üretici güçlerin ve üretimin gelişmesinin önünü açıyor. İşte, 21. yüzyıl global ekonomisini 20. Yüzyıl’ın „enternasyonalleşme“ sürecinden ayıran fark, „Gelişmekte olan Ülkeleri“ her açıdan „Gelişmiş Ülkelere“ yaklaştıran diyalektik budur!“[11]

O halde;

 

1.    Önce, yok „yabancı sermaye“ imiş, yok „milli sermaye“ imiş  falan gibi  o eski terminolojileri kaldırıp bir tarafa atacaksınız! Çünkü artık sermayenin millisi yabancısı diye birşeye yer kalmamıştır. Sermaye artık küresel bir karaktere sahiptir, o kadar.

2.    Hemen bunun ardından da,  o eskimiş „emperyalizm“ teorilerini  bir tarafa  bırakmanız gerekiyor! Çünkü artık beğenmediğiniz „ihraç edilmiş olan o sermaye“ beraberinde bilimi, tekniği.. kısacası üretici güçleri geliştirici unsurları da getiriyor. Yani işler  öyle eskiden olduğu gibi degil artık!. Tamam, onun amacı gene artı değere el koymak, gene azami kâr yasası onu hareket ettiren güç; ama  o, bu amaca ulaşabilmek için bu kez kaçınılmaz olarak başka yöntemlere başvurmak zorunda kalıyor artık; ve de o azami kâr’ı  elde etmeye çalışırken sen de bundan nemalanıyorsun!.. Su seviyesi bileşik kaplarda eşitlenme yönünde gelişiyor!

3.    „Stratejik zihniyetimizi“  yeniden üretmeye çalışırken „ecdadımız“ diyerek  Sultanlar’ın peşine takılıp kısır bir antika devlet anlaşıyla kendimizi sınırlamak yerine,  gerçek anlamda ecdadımız olan o Horasan Erenleri’ne, onların yaratıcı ruh haline-tasavvuf anlayışına- sahip çıkarak bu ruhu günümüz koşullarında modern bilimin ışığında yeniden üretmeye çalışalım.. Doğu-Batı çatışmasından (medeniyetler çatışmasından) medet ummak yerine-emperyalizme karşı mazlum halkların öcünü almaya çalışan kahraman rolünü  oynayarak Batı’yı altetmeye çalışmak yerine- Doğu-Batı sentezini yakalamaya çalışalım! Yok efendim Batı medeniyeti çöküyormuşta, onun yerine İslam-Doğu yükseliyormuş falan!!.. bunlar boş intikamcı laflardır. Bunları bir yana bırakarak Batı’nın ve Doğu’nun iyi-güzel olumlu olan özelliklerini alıp bunları    21. Yüzyıl paradigmasıyla yoğurarak yeni bir sentez yaratmaya, o „mazlum halklara“ bu sentezle önderlik yapmaya çalışalım biz.. Nasıl mı diyorsunuz? İşte benim cevabım:  http://www.aktolga.de/m37.pdf !..

    


[1]Aslında yazılarını çoğu zaman değer vererek okurum!..

[2]“Erdoğancı” ideolog geçinen bazı “ekonomistler” ve yazarlar bunu Avrupa’nın-bütün bir Batı’nın çökmesi, Doğu’nun zaferi olarak açıklamaya çalışıyorlar.  Artık “emperyalizme karşı mücadele” bayrağını “solculardan” bunlar devraldı ya!!..

[3]Bu, diğerine göre daha akla yatkın ama, sermaye bugüne kadar Avrupa’ya aktığı için mi Euro bu kadar değerliydi acaba!!  Sermaye Avrupa’ya aktığı için mi Avrupa halâ cari fazla veriyor!?.. Ya da, küreselleşmeyle birlikte sermaye gelişmekte olan ülkelere doğru akmaya başlayınca neden hemen bunların paraları  değer kazanmaya başlamadı! Bunlar hep tek yanlı ve  20.yy dünyasında işlerin nasıl döndüğüne dair bilgiler!! Dikkat ederseniz sermaye anlayışı hep eskiye ait; 21. Yüzyılda bilginin de  sermaye olarak bir işleve sahip olduğu anlayışı  eksik burada..

[4]http://www.milliyet.com.tr/ne-olacak-bu-euro-nun-hali-/ekonomi/ydetay/2003792/default.htm

[5]Zeki Alptekin, „TTIP, CETA, TPP vs. vs.:Tarihsel kontexte „serbest ticaret anlaşmaları “nın global ekonomik gelişmelerdeki yeri“, S. 27:

www.aktolga.de, “Araştırma, İnceleme” bölümünde.

[6]Wall Street Journal, 15.12.2010: Not Really 'Made in China', The iPhone's Complex Supply Chain Highlights ProblemsWith Trade Statistics

[7]Ki bu iPhone’da, değerinin yaklaşık %25`ni kapsadığı tahmin ediliyor. (Bkz.: Volkswirtschaft, Das Magazin für Wirtschaftspolitik 6-2013, CH-Bern, S. 48)

[8] Alptekin, a.g.ç

[9]http://www.aktolga.de/m23.pdf

[10]M.A “Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimlerinin Esasları” http://www.aktolga.de/t5.pdf s.286

[11]Z. Alptekin, ag.y., S. 30