• 11.08.2013 00:00
  • (2656)

 “Peki bu liberaller gerçekten ne yapmaya çalışıyor? Bu kadar gözyaşının ve vicdan gösterisinin arkasına saklamaya çalıştıkları aslında önemli bir şey var: Makas değişikliği” diyor Kurtuluş Tayiz dünkü yazısında..

Yazı güzel, o biraz kavgacı,  son noktayı koyarak kestirip atan dili hariç, içeriğine ben de katılıyorum; zaten herşey herkesin gözlerinin önünde olup bitiyor..ama!..

Birincisi, bu "makas değiştirme" olayı-belki Kurtuluş yeni farkediyor ama, aslında yeni birşey değil!..Daha 2008 yılında bunun altını çizmeye çalışıyordum ben!. O dönem yazılan "İttihatçı Liberalizm" ( www.aktolga.de/m19.pdf ) başlıklı yazı-ve diğerleri- halâ  sitede duruyor!..Hatta, bazı yazılar-AA ve Taraf eleştirileri- "yazık olacak bu kadar birikime" diyerek uyarıyla karışık bir sitemle de  bitiyordu!.Bütün mesele onları-“liberalleri”- kafamızda nereye koyduğumuzla ilgili aslında! Benim için eskiyle yeni arasında bir bağlantı kayışı onlar! “Liberallerle” ilişki demek, Batı’yla, o eski mahalle ve paradigmayla ilişki demek benim için!..Bu nedenle, bu feedback kanallarından vazgeçmenin-bunları koparıp atmanın  demokratik devrim sürecine  bir faydası olacağını düşünmüyorum ben! Tam tersine,  onları eleştirelim, eğer maskeyse yüzlerindeki, maskeyi de indirelim, ama diğer yandan da,  onların çıkışlarını-amaçları provokatif de olsa-demokratikleşme sürecini hızlandırmak için bir kaldıraç olarak kullanalım!..Örneğin, “bu barış sürecinden birşey çıkmaz” mı diyorlar, bu yönde provokatif davranışlar mı ortaya koyuyorlar, sadece,  “siz niye böylesiniz”, niye “makas değiştirdiniz”  diye onları eleştirmekle kalmayalım, bir yandan da, onların  eleştirilerini süreci daha da hızlandırmak için bir baskı unsuru  olarak ele alalım! “Liberallere” karşı mücadelenin yolu gerçekten liberal tavırlar-davranışlar ortaya koyabilmekten geçiyor!   

Limanla olan  bağlarını tam olarak çözmediği-çözemediği halde,  konjönktüre-ve de, kuvvetli bir şekilde esen rüzgâra- bağlı olarak limandan  açılmaya başlayan bir gemiye benziyordu “liberaller” gemisi!.Geminin kaptan köşkünde oturanlar sonra bir  baktılar ki, limandan çok açılıyorlar, süreç mahalleden kopma noktasına  vardı   varacak! İşte o zaman anladılar  kesin bir karar vermek gerektiğini ve frene bastılar!..

Ama, bu noktada karar verirken  ayaklarına  dolanan ve onları geriye doğru çeken bağlar sadece o, Türkiye'ye özgü  batıcı-laikçi “mahallenin” bağları  değildi..Bunlarla birlikte,   bilinç altında refleks düzeyinde de olsa, eskiden kalma   "solculuğa" ilişkin dünya görüşü ve ideolojik bağlar da rol oynuyordu..Bu iş (“solculuk” anlayışı) sonunda bir şekilde  devletçi bir sistemi kurmaya sonuçlanacaksa  eğer, neden devletçilikle-devlet sınıfıyla bağları tamamen koparsınlardı ki!..Ben bunları daha o zamanlar açık açık yazmaya çalışmıştım..Hatta bazı yazılar hep “inşallah ben haksız çıkarım” diye bitiyordu!..

Ama hepsi bu kadar değil!. Madalyonun bir de öbür yanı var!..Sevgili Tayiz işin bu yanına hiç değinmiyor..Çünkü bu arada sadece "liberaller" değil, daha birçok şey "makas değiştirdi"!.. En başta Batı'nın o gelişmiş ulus devletleri makas değiştirdiler!..Soğuk savaşın bitiminden sonra-duvarların yıkılmasından sonra- onlar sanmışlardı ki, artık dünya tek kutuplu, kapalı bir av alanı haline geldi-gelecek!..Adına küreselleşme denilen şey,  ABD ‘nin önderliğinde, AB ile birlikte Batı'nın-Batı medeniyetinin kesin zaferidir!..Batılı yaşam tarzı bütün dünyayı kuşatacak, bunun adı da “küresel devrim” olacaktı!..Olaya böyle bakıyorlardı onlar!..Bir süre de bu algıları değişmedi!..Örneğin, bir Apple, bir Siemens gidiyordu, Çin de, Brezilya'da, Türkiye'de yatırımlar yapıyorlardı, Batı medeniyetinin herşeyi belirleyici güçlü çocuğu finans kapital dünyanın dörtbir yanına koşturuyor, Batı adına oraları da fethediyordu!..Bu türden rüyalar içinde yaşadılar hep!..Ama sonra bir de baktılar ki, bunların hepsi hayalmiş!.. Gerçekte olan meğer bambaşka bir şeymiş!! Evet, kuş-sermaye- kafesten uçuyordu, bu doğruydu, ama bu uçuşun   kafesin sahibine bir hayrı olmuyordu ki! Kuş artık geriye gelmiyordu çünkü!. Onlara da artık avuçlarını yalamaktan başka birşey kalmıyordu geride!.Üstelikte, zaman geçtikçe kuşla  kafesin eski sahipleri biribirlerine daha çok yabancılaşıyorlardı..Kuş, her geçen gün, artık  kendi kanatlarıyla uçmaya başladığını, o eski koruyucu kafeslere ihtiyacı kalmadığını ilan ediyordu!..İşte o an, değişen paradigmanın farkına vardı Batılı ulus devlet yöneticileri!..Bir Erdoğan bile artık onlara-Batı’ya-kafa tutar hale gelmişti de birşey-bir darbe bile- yapamıyorlardı!.."Bir kedim bile yok" der gibi, artık darbeci bir generalleri bile kalmamıştı ortalıkta!!..Ne oluyordu...nasıl bir küreselleşmeydi bu böyle!!..Tunus, Libya, Mısır derken Suriye’de uyandılar VE FRENE BASTILAR!! Siz buna isterseniz “makas değiştirme” kararını verdiler de diyebilirsiniz!..

Bakın, görüyor musunuz "makas değiştirenler" sadece o "liberaller" değilmiş demek ki!..

Ama bitmedi, “makas değişimine” kalkışan  başka birileri daha var!!..

Bu arada, küresel demokratik devrim sürecinin başını çeken "gelişmekte olan ülkeler" burjuvaları da, kendilerini halâ eski dünyada sanarak-eski dünyanın kerameti kendinden menkul şeyhleri sanarak-onlar da makas değiştirme sürecine-denemesine giriştiler!!..

Çünkü aslında onlar da içinde bulundukları süreci tam olarak anlayamamışlardı!..

Küreselleşme süreci öyle bir konjönktür yaratmıştı ki onlara, bu süreç onların varoluş koşullarına uygun olduğu için hiç düşünmeden hayatın önlerine çıkardığı bu fırsata balıklama atlamışlar, bunu bir  can simidi olarak kabul ederek, ötesini berisini düşünmeden  denize açılma sürecine girmişlerdi onlar da!..Biraz yol aldıktan sonra, etleri butları biraz kanlanıpta kendilerine gelmeye başlayınca da sandılar ki, bütün bu olup bitenler sadece onların kendi marifeti!..Yani, katedilen bütün o mesafeleri, “vay anasına be, biz ne imişiz” diyerek kendi nefslerine maletmeye başladılar onlar da!. "Biz ne imişiz de haberimiz yokmuş" havasına girerek,  kollarına taktıkları o yüzgeçleri bir yana atmaya, herşeyi kendilerine yontmaya başladılar!..Alın size bir “makas değiştirme” denemesi  daha!..

Ne dersiniz, çok mu karamsar bir tablo çıktı ortaya!..Bence öyle değil!..Bütün bunlar sürecin doğasında olan şeyler aslında!..Hayat önce, bütün o sınama-yanılma yöntemlerini de içererek yaşanılıyor.. Bilinç denilen şey ise daha sonradan geliyor!..Bu nedenle, korkmaya gerek yok bence!..Hem sonra, "makas  değişiminin de" bir sınırı var artık!..Makas da değiştirsen tekrar  o eski sahillere ulaşmak hayal oldu çoktan! Çünkü, o kritik nokta aşıldı bir kere!.Yani artık istesen de-ki isteyenler çok(!)-artık geri dönüşü olmayan bir süreç bu!..Hata yapan, yaptığını anlayan-geri dönüşün daha büyük bir felakete yol açacağını  görerek-tekrar geri dönecektir!..Bundan hiç kuşkunuz olmasın!..

Bu söylediğim sadece "liberaller" için değil herkesi için geçerlidir..Bu nedenle, sakın öyle hemen paniğe kapılarak, ya da sekter tavırlar geliştirerek kapıları kapamaya kalkmayalım!

Herkes durduğu yeri iyi tanımlasın yeter!..Hiç bir zaman, durağın tapusunu çıkarmaya çalışarak buradan kendimize mülk yaratmaya çalışmayalım!!.. Daha geniş düşünmemiz gerekiyor.. Çünkü yeni, sadece yeniye ait olan güçler onu istedikleri için eskinin içinden çıkıp gelmiyor!..Eskinin güçleri de artık eskiden beri varolanı bir arada tutamaz hale geldikleri için, eskiyi tekrar geri getirmeleri mümkün olmadığı için doğum gerçekleşiyor..Düşünsenize, kafası çıkmış bir çocuk var ortada!..Artık onu çıktığı yere gerisin geriye sokabilir misiniz!!.. Böyle bir şey annenin de sonu olurdu!..