• 5.08.2013 00:00
  • (2947)

 "Mısır’daki olayları “darbe” diye nitelemeyen ABD’den Kahire’deki yeni yönetime en net destek geldi. Kerry, “Orada sivil yönetim var. Demokrasiyi geri getiriyorlar” dedi"..

Daha önce gene DYH’de çıkan bir yazıda (“Kime karşı mücadele edeceğiz, Ulus devlet küresel sermaye ilişkisi”) şöyle demiştik:

“Bugün dünyamızda bütün diğer çelişkiler içinde  (Türkiye’den Suriye’ye, Mısır’a, Brezilya’dan Endonezya’ya kadar, sağda solda olup biten bütün o altüstlüklere de damgasını vuran) temel çelişki hep ulus devletlerle küresel sermaye arasındaki çelişkidir. Çünkü,  Amerika’dan AB ülkelerine kadar Batı’nın bütün o gelişmiş ülkelerinin bugün en önemli sorunu, küreselleşme süreciyle birlikte ulusal niteliğini kaybederek “küresel sermaye” haline gelen  (ve gelişmekte olan ülkeler denilen ülkelere kaçan) sermayeyi  tekrar  eski ulusal sınırlarının içine geri getirebilmek, bütün o yatırımlarını falan, eskiden olduğu gibi gene ülke sınırları içinde yaptırabilmektir..

Ama, senelerdir uğraşıyorlar, bunu bir türlü başaramıyorlar. Çünkü, üretim maliyetlerini bir türlü sermayenin göç ettiği ülkelerdeki seviyelere indiremiyorlar. O zaman ne yapacaklardı, ne  kalıyordu geride? Madem ki maliyetleri düşürerek sermayeyi tekrar geriye getiremiyorlardı,  onlar da sermayenin gittiği  ülkelerdeki yatırım ortamını bozmaya, buraları sermaye için elverişli olmaktan çıkarmaya çalışmalıydılar!  Tabii bunu yaparken de, buralarda,  varoluş koşulları bakımından çıkarları kendileriyle birleşen sınıf ve tabakalarla işbirliği yapmaları gerekecekti. Peki kimdi, hangi sınıftı-sınıflardı bu mücadelede onlarla işbirliği yapacak-yapabilecek- olanlar; çıkarları, varoluş koşulları buna uygun olan sınıf-sınıflar hangileriydi? Tabii ki,  gelişmekte olan ülkelerdeki ulus devlet yaratıcısı Devlet Sınıfı geliyordu en başta. Böylece, gelişmiş ülkelerin ulus devletleriyle, sermayenin gelip yerleşmeye çalıştığı gelişmekte olan ülkelerin ulus devletleri (bunları yöneten elitler, Devlet Sınıfları) tam bir kader ve işbirliği içine giriyorlardı. Bunlardan birisi kaçan sermayeyi geriye getirmeye çalışırken, diğeri de, gelip içerde çöreklenen küresel sermayenin, kendisine (eski egemenlere, ulusalcı Devlet Sınıfına) rakip yeni bir burjuvaziyle birlikte içe kapalı eski düzeni değiştirerek onu küresel rekabete açmasından  rahatsızdı.   

İşte, ABD‘sinden AB ‘sine kadar, bütün o Batılı ulus devletleri, Mısır’da Mursi’ye karşı Mubarekler ile,   Mısır’daki en büyük tekelci-Devletçi holding olan Orduyla işbirliğine götüren sürecin mantığı budur. Devlet Sınıfı + Devletçi burjuvazi + bu sistemin ürettiği devşirme kadrolar + batılı ulus devletler ittifakı, Mısır’da olup bitenleri açıklamaya yetiyor!. Suriye’de Esad’ın arkasında duran da gene aynı 20.yy kalıntısı bu “ulus devletler” ittifakıdır. Bizdeki bütün darbelerin (en son da 28 Şubat’ın) ardındaki ittifak da budur. Bugün bile halâ, Türkiye’deki ulus devletçi muhalefetin gönlünde yatan bu türden bir ittifaka dayanarak yeniden iktidara gelebilmektir..”

Hiç kimse “Türkiye’de artık bu türden şeyler olmaz” diye kendi kendini aldatmasın! Duvarlar yıkıldıktan sonra bir süre ne olup bittiğinin pek farkına varamayan,  küreselleşme denilen olayı tek kutuplu dünyada kendi hakimiyetlerinin gerçekleşmesi olarak gören gelişmiş ülkeler, ne zaman ki sermaye kendilerini terkederek gelişmekte olan ülkelere doğru akmaya başladı, işte ancak o zaman olayın boyutlarını daha iyi kavramaya başladılar. Daha önceleri “demokrasi” falan diyerek gelişmekte olan ülkeleri destekleyen gelişmiş  ülkelerin ulus devletleri baktılar ki işin rengi değişik, o andan itibaren birden frene basarak yeni bir politika izlemeye başladılar..

“Orada-Mısır’da- sivil yönetim var. Demokrasiyi geri getiriyorlar..”

Şaka değil bu sözler ‘ABD’nin dışişleri bakanı Kerry’e ait!..

Peki, ne olacak  şimdi o, bütün  olup bitenleri ABD’deki  "bilgisayarcılarla silahçılar" arasındaki mücadeleye indirgeyerek  açıklamaya çalışan teoriler?. “Bilgisayarcıların”

yönetimindeki ABD (Obama’nın ABD’si) Mısır’daki darbeye destek veriyor!!.. Aynı şekilde, o ittihatçı liberallerin yere göğe sığdıramadıkları demokrasi şampiyonu örnek Batı medeniyetinin temsilcisi AB de darbenin-darbelerin arkasında!.. Nedir bütün bunların anlamı?.. Nasıl açıklayacağız bütün bunları o eski paradigmayla!..

Sakin bana "Kapitalizmin Gelişmesinin Eşit Oranda Olmaması Kanunu’ndan" bahsetmeyin!.. Sen kimsin, nesin ki!..Etin ne budun ne senin!.. Bu türden hayaller peşinde koşanların ve de onlara, gerçekleşmesi mümkün olmayan bu türden hayaller için ideolojik önderlik yapmaya çalışanların hiçbir şansı yoktur!. Benim derdim Türkiye ile, bu arada “Türkiye de gümbürtüye gitmesin” diye didiniyorum ben! Türkiye, bir zamanların Almanya’sı değildir!!.. O iş, belirli bir çağın işiydi!.. O defter kapandı artık!..

Evet, doğrudur, bir yanda silahçıları vb temsil eden Neo Con’lar, diğer yanda da bilgisayarcıları vb. temsil eden Obama yönetimi var; ama bunların ikisi de son tahlilde ABD ulus devletinin içindeki unsurlardır, yani bir Obama da ABD ulus devletinin temsilcisidir-onun çıkarlarının koruyucusudur son tahlilde.. Alın bir Apple'i, cirosunun sadece dörtte birini ABD de yapıyor Apple; yani sadece bu dörtte birin vergisini alabiliyor ABD ulus devleti ondan!.. Geri kalan kısım küresel piyasalarda gerçekleşiyor.. Yani, ABD ulus devleti pastanın sadece bir kısmına hükmedebiliyor!.. Nedir şimdi bir Apple, ulusal bir firma mıdır? Alın bir Siemens'i, Alman ulusunun çıkarlarına göre faaliyet gösteren bir firma mıdır o da halâ?..

İşte küreselleşme böyle birşeydir! Bu nedenle, Obama ABD’sinin Mısır politikası, ya da, AB’nin Mısır veya Türkiye politikası bir ulus devlet politikasıdır. Ha, ulus devletin içindeki kanatlardan biri daha çok savaşçıdır da, öteki de savaş olmasın ister, bu ayrıdır; yani, arada hiçbir fark yoktur falan demek istemiyorum!.. Altını çizmek istediğim şey şu: 21.yy'a damgasını vuran, ulus devletin kendi içinde bulunan kanatlar arasındaki çelişki değildir.. 21.yy’ ın en önemli gerçeği sermayeyle ulus devlet arasındaki bağın-etle tırnak ilişkisinin kopmuş olmasıdır!.. Sermaye'nin -finans kapital'in - artık ulus devletin koruyucu kabuklarına ihtiyacı kalmamıştır. O, yani sermaye artık kozasını delerek kendi kanatlarıyla uçup giden bir kelebek gibidir.. İçinde yasadığımız sürece damgasını vuran esas çelişki budur. Gelişmiş ulus devletler ne yapıp edip sermayeyi yeniden eski anavatanlarına geri getirmenin bir yolunu aramaktadırlar.. Gelişmekte olan ülkelerin kendilerine rakip olarak çıkmalarını engellemenin tek yolunun bu olduğunu görmüştür onlar..

O halde sen de ne yapacaksın? Nasıl mücadele edeceksin Batılı gelişmis ülkelerin bu stratejilerine karşı? DEMOKRATİKLEŞEREK,  KÜRESEL SERMAYEYLE BÜTÜNLEŞEREK!. Bunun başka yolu yoktur!.. Öyle, herşeyi komplo teorisine bağlayarak, “bunlar bize içerdeki işbirlikçileriyle birlikte komplo yapıyorlar” falan diye yakınarak bu mücadele yürütülemez. Bu türden anlayışlar ancak karşı tarafın işine yarar.. Bu durumda onları, daha işin başında, “herşeye kadir, her taşın altında yatan olağanüstü güçlü unsurlar” olarak kabul etmiş oluyorsun!.. Ama bu kadar da değil, hiç farkında olmadan mücadeleyi onların güçlü olduğu alanda, onların istediği şekilde kabul etmiş de oluyorsun.. Yani, daha işin başından şerefli bir ölüme razı olmuş oluyorsun!.. Bütün dünyaya, ABD’ ye, AB’ ye ayni anda savaş açmanın anlamı nedir ki!..

E peki ne mi yapacağız? Önce, olup bitenleri doğru değerlendireceğiz.. Küresel sermaye bize saldırıyor diyerek hemen ulus devlet reaksiyonlarını harekete geçirmeyeceğiz.. Küreselleşme sürecinden kopmayacağız.. Gelişmiş ulus devlet güçlerinin karşısına gelişmekte olan bir ülkenin ulus devleti olarak değil, 21.yy dinamiklerini arkamıza alarak karşı çıkacağız..Onları onların silahıyla, kafesten kaçırdıkları kuşla- o kuşa sahip çıkarak, onu besleyerek ve de bunu herkese ilan ederek- vuracağız.. Yani, mücadelenin küresel sermayeyle ve onun içerdeki işbirlikçileriyle değil, tam tersine, içerdeki 20.yy kalıntısı ulus devlet kalıntısı güçlerle olduğunu bir an için bile olsa gözden ırak tutmayacağız..

Sen tut “aman içerdeki ulusalcılar-milliyetçiler ne der” diye tereddüt ederek daha çok milliyetçi politikalar üret, ya da, demokratik süreçleri “milliyetçiler karşı çıkmasın” diye milliyetçi koruma duvarlarının içinde gıdım gıdım sunmaya çalış, olmaz bu!.. ABD’ ye, AB’ ye kafa tutmayı biliyorsun da (doğru da yapıyorsun) niye bir "tekke ve zaviyeleri yasaklayan” kanunu kaldıramıyorsun hala!.. ”Böyle bir işe kalkışırsak ulusalcıları azdırırız” diye mi korkuyorsunuz!  ABD’ nin, AB’ nin komplolarından korkmayan kahramanlar bir avuç antika ulusalcıdan mı korkuyorlar? Niye hiç korkmadan "anadilde eğitim bir insan hakkıdır" diyemiyorsunuz halâ?.. Niye halâ şu yerel yönetimleri güçlendirme olayı halledilemedi?.. ”Tamam, yavaş yavaş hepsini hallediyoruz” mu diyorsunuz!.. Ama şunu unutmayın ki bu yarış zamana karşı bir yarıştır.. Karşı taraf senin halâ çözemediğin sorunların altını kaşıyarak, onları kullanarak yürütüyor senin içindeki savaşı.. Komplo teorilerine yataklık eden sorunlar senin-bizim- halâ çözemediğimiz sorunlarımızdır..

Bu nedenle, “bize karşı komplolar düzenliyorlar” diyerek başkalarını suçlamayı bir yana bırakarak kendimize gelelim. Gelecek kuşakları, "kahramanca savaşarak haklı bir dava için öldüler" dedirtmek için değil, bu savaşı kazanmak için mücadele edelim.. Unutmayın, gelecek nesillerin kahramanlık hikayelerine değil, problem çözerek onlara daha iyi bir dünya bırakan basit insanlara ihtiyacı var..