• 27.06.2013 00:00
  • (2523)

 Şu Gezi olayları bir yerde iyi oldu aslında! Herkese oyunda-eğer bunu bir satranç oyununa benzetirsek-nerede, hangi noktada bulunduğunu hatırlattı! Karşı taraf-yani ulusalcı Kemalist cephe-kendi içindeki sağlı sollu  bütün fraksiyonlarıyla birlikte-dışardaki ulus devletler koalisyonu müttefiklerini de  arkalarına alarak-  bir anda, hiç beklenilmeyen bir anda “şah” deyiverdiler!.

O an Erdoğan’ın içine girdiği ruh halini üşünebiliyor musunuz! Daha bir hafta önce IMF’ ye olan borcu bitirmiş, büyük bir gururla bunu ilan etmişsiniz. Üçüncü köprü ve yeni hava alanı ihaleleri daha yeni  tamamlanmış. Kanal İstanbul için son adımlar atılmak üzere. Faizleri iyice düşürmüşsünüz. İsrail özür dilemiş.  Obama’yla görüşeli daha bir ay bile olmamış, Gazze’ye gitme planları yapıyorsunuz, neredeyse Filistin sorununa da çözüm getirmekten bahseder hale gelmişsiniz!.

Ve Gezi, yani ŞAH!..Ve bir anda herkes MAT havasına giriveriyor! CNN İnternational’in sekiz saat Taksim’den canlı yayın yapması ne demek biliyor musunuz!..Bir anda, hükümet düştü düşecek  havası yaratılıveriyor!.Sadece Almanya falan da değil, AB Konseyinden ABD Dışişlerine kadar bütün bir Batı-ulus devletler dünyası sanki böyle birşeyi bekliyormuşcasına hemen atlayıverdiler Gezi’nin üstüne! Ve vurun abalıya, Erdoğan’a! Adamın Sultanlığı mı kalmadı, Hitlerliği mi!..Bütün o “barış süreçleri”, demokratik anayasa çalışmaları falan  unutuluverdi de faşist ilan ediliverdiler adamı bir anda!  Lafa geldi mi ya, “finans kapital,  finans kapital” derler, işte finans kapital dünyası budur, finans kapital solculuğu da budur!..

Öylesine büyük bir şok etkisi yarattı ki bu olay,  herkes şaşkına döndü!  “Şah” diyenlerin kendileri  bile şaşırdılar bu işe! Çünkü   bu kadarını  onlar bile beklemiyorlardı aslında!.  Ama sonra, “vay anasına be, biz neymişiz de haberimiz yokmuş” havasına girerek, kendilerinden  o kadar emin bir ruh haline girdiler ki, bu noktadan sonra   kimse kendini saklama gereğini bile duyma ihtiyacını  hissetmedi artık! Kimisi, bir anda, “devrim oluyor” havasına girerken, kimisi de, açıktan “çapulculuğunu” ilan ediverdi!  Kimin sağcı, kimin  solcu, ya da, kimin   “M.Kemalin askeri”, kimin  “Marksist” olduğunun da bir anlamı kalmıyordu artık!.Nasıl olsa herkes “özgürlük” savaşçısı değil miydi! “Oyun bitiyor” havasına giren bütün o aktörler, bir anda, suratlarındaki maskeleri indirerek  sarmaş dolaş hale geliverdiler!. Tek bir hedef vardı artık önlerinde, Erdoğan!  Ve hep bir ağızdan “şah” diyerek devrim türküleri söylemeye başladılar!..

Sınıf mücadelesinde yenildikleri yetmiyormuş gibi, Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi, aslında kendilerinin yarattıkları bu  sorunları-fay hatlarını- harekete geçirerek sistemi destabilize etme  çabaları da hiçbir sonuç vermiyordu artık!. “Çözüm Süreci” falan derken, “yarın bir de Kürt sorununu  çözer de “başkan” oluverirse, artık ömür billah bu Erdoğan başımızdan gitmez” diye düşünen Devletçi cephe unsurları bir süredir karamsar bir ruh haline girmişlerdi. İşler bu hale gelince eskiden darbe falan gelirdi akla, ama şimdi o da mümkün değildi artık! Seçimi, halkın oylarını alarak iktidara gelmeyi ise  zaten  unutmuşlardı. “Cahil halktan”, “göbeğini kaşıyan” insanlardan beklentileri kalmamıştı artık! Böylece, “ne olacak bizim bu halimiz” diye diye, herşeyi  içlerine atarak biriktirdikleri  negatif enerjiyle patlamaya hazır bir barut fıçısı haline gelmişlerdi!.

Daha önce şöyle demiştik:  “Çözüm süreci” falan derken olayı öyle sadece PKK’nın silahlı elemanlarının yurtdışına çekilmesi olarak falan görmeyin!. Çözüm süreci’nin asıl önemli yanı Kürtlerin-Kürt muhalefetinin saf değiştirmesidir; bugüne kadar Devletçi-Kemalist cephenin içinde çeşitli feedback yöntemleriyle  bir tür tutsak olarak tutulan  Kürt muhalefetinin  zincirlerini kopararak,  Anadolu burjuvazisiyle birlikte burjuva devriminin saflarına katılmasıdır.. Bu olay o kadar önemlidir ki, ülkedeki bütün sınıf ilişkilerini, kuvvet dengelerini altüst edecek boyuttadır. Devletçi cephe kurmayları bütün bunların farkındalar aslında, ama ellerinden  birşey gelmiyor. Nasıl gelsin ki, bir yanda hiçkimsenin karşı çıkamayacağı bir “barış süreci”, diğer yanda ise kuru milliyetçilik, bölünme edebiyatı! Tabii ki halk barış yanlısı olacaktı. Yapacak birşey kalmıyordu ortada. Bugüne kadar kurdukları kontrol mekanizması zemininin hızla ayaklarının altından kaydığını gören Kemalist elitler, ne yapsak etsek de bu gidişi durdursak diye kıvranıp duruyorlardı!..

İşte, tam bu noktada,  Gezi kalkışmayla birlikte, “isyan” geleneği içinde yoğrulmuş-şekillenmiş Kürt muhalefetine son  bir olta daha atılmış oluyordu!. Öyle bir alternatif yaratılıyordu  ki onlara, ya AK Parti’nin- “henüz daha ne olduğu belli olmayan” “çözüm sürecinin” yanında duracaklardı, ya da, eski yol arkadaşları  “solcu”  isyancıların peşine takılarak ittihatçı cephede yollarına devam edeceklerdi..

Benzer bir süreç-aktif hale getirilmeye çalışılan “Alevi sorunu”   fay hattı için de geçerlidir. Yüz bine yaklaşan ölü sayısıyla halâ devam eden bir iç savaş yaşanıyor yanı başımızda,  hergün yüzden fazla insan halâ ölmeye devam ediyorlar. Ve,  kadın, erkek, çocuk, ihtiyar iç savaştan kaçıp gelen yüzbinlerce insanı barındırmaya çalışan bir Türkiye’nin başbakanını o diktatörle kıyaslayan bir muhalefet anlayışıyla boğuşuyor Türkiye. Ağızlarını açtılar mıydı ya demokrasiden, barıştan, savaşa karşı olmaktan başka laf çıkmayan o solcular, demokratlar hani neredeler, neden bu insanlara sahip çıkmıyorlar? Şimdiye kadar hangi solcu-demokrat lideri gördünüz o göçmenlerin kampında, onlarla dertleşen, onlara destek vermeye çalışan..hepsi sahte, hepsi ikiyüzlü bunların. Bırakınız destek olmayı  bir yana, bu konuda en demokrat, en insancıl-örnek tavrı-politikayı sergileyen hükümeti bile dinci-mezhepci bir politika gütmekle suçluyor bunlar. Ve bütün güçleriyle Türkiye’yi de bir mezhep savaşı içine çekmeye çalışıyorlar.  Kürtlerden hayır yok, onlar bizi sattı, bari Alevileri kaçırmayalım telaşına girdiler!

İnsanların, ve toplumların hayatında belirli dönüm noktaları vardır. Öyle ki, o an alınan kararlar, yapılan işler artık ondan sonraki süreci belirleyen esas unsurlar haline gelirler. İşte Türkiye  şu an tam o dönüm noktalarından birinde bulunuyor. Gezi olaylarıyla birlikte “şah” diyen Devletçi cephe karşısında geri çekilmemekle ilk hamleyi savuşturan AK Parti ve Erdoğan şu an tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya bulunuyorlar. Hamle sırası onlardadır artık.  Ne yapıp edip onlar da “ŞAH” demek durumundadırlar. Ya karşı tarafın hamlesiyle “mat” olmayı kabul edecekler, ya da “şah” diyerek karşı tarafı “mat” edecekler!.

Kürt sorununa ve Alevi sorununa ilişkin, yeni anayasa çalışmalarına ilişkin hamle yapma zamanının geldiğini kastettiğimi anlamışsınızdır herhalde. Hani, “tatil geldi, daha sonra” falan yok artık, ya hemen şimdi, ya da çok geç denecek bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Meclisin çalışma takviminin arkasına saklanmak falan da kurtarmaz!. Eğer öyle ise, o zaman açık ve kesin bir dille irade beyan edilir. Erdoğan çıkar ve gümbür gümbür açıklar. Halk desteğiyse halk desteği arkanızda, karşı tarafın hamlelerini saf dışı bırakmaksa bunun için de  bundan daha iyi bir fırsatı hiçbir zaman bulamazsınız. Öte yandan, AB den ABD ye kadar bütün o ulus devlet korosunun sesini kesmenin  yolu da budur. “Türkiye diktatörlüğe gidiyor” ha, “Erdoğan Sultanlığa oynuyor” ha, alın işte size cevap diyerek hamle yapmanın tam zamanıdır şimdi!. Görelim bakalım o zaman, Kürt sorununu çözen, Alevi yurttaşlarıyla kucaklaşan bir Türkiye’nin karşısına nasıl çıkacaklar!..

“Bu bir ulus devlet kuşatmasıdır” demiştik daha önceki çalışmada. AB den ABD’ye, Rusya’dan Çin’e kadar bütün o ulus devletlerin kıskançlıkla izledikleri bir süreç bugün Türkiye’nin yaşadığı. Bu nedenle,  Türkiye’de verilen mücadele sadece Türkiye’nin içindeki bir mücadele değildir.  Türkiye, ister istemez 20.yy’la 21.yy arasındaki mücadelede bir odak noktası haline gelmiştir bugün.  İlk bakışta ürpertici bir durum değil mi..Nasıl başa çıkacak bunlarla Türkiye diye düşnüyor insan! Eğer güçse mesele,  karşı tarafın daha güçlü olduğu açık gibi görünüyor, nereye varacak bu işin sonu diye geçiyor insanın içinden!. Ama öyle değil işte. Bu mücadelede Türkiye’nin arkasında, gözünde ulus devlet gözlüğü olanların göremediği, hiçkimsenin hesaba katmadığı, belki gözle görülmeyen, ama  herşeyi etkileyerek sürece yön veren gizli bir güç var:  21.yy’ın kendine özgü rüzgarları!  O kadar ilginç bir durum ki bu, Türkiye’nin önünde başka hiçbir alternatif bulunmuyor, ya onu arkasından iten bu rüzgarla birllikte barış ve “kazan kazan” politikalarını sürdürerek yoluna devam edecek, ya da? İnsan bundan ötesini düşünmek bile istemiyor!..

İşte şu an tam o dönemeçteyiz. Hani,  Erdoğan ve AK Parti hata da yapsalar sonra hatalarından öğrenerek gene doğruyu buluyorlar, bulmak zorundalar falan diyoruz ya, bu kez öyle değil işte-  şu anda artık hata yapma şansları yok  onların. En azından, “mat” olmamak için  Şah’a karşı “ŞAH” demek zorundalar. Daha fazla sıkmayın bu toplumu artık, açın şu DEMOKRATİKLEŞME paketinizi de herkes ferahlasın!..İnanın, o üçüncü boğaz köprüsünün açılışından daha fazla etkisi olacaktır böyle bir paketin!..