• 20.06.2013 00:00
  • (2500)

 Bakın R.Koç ne diyor: "Dünyamızda iç dinamikler değişmiş ve güç odakları kaymıştır. Amerikan ekonomisi yavaş yavaş kalkınırken, Avrupa ekonomisi tersine küçülmekte ve Euro bölgesinde alarm zilleri çalmaktadır. Çin'in yavaşlaması, Japonya'nın hala sıfırda olması ve de Hindistan'ın artık büyümemesi, dünya ekonomik parametrelerini aşağıya çekmektedir. Ülkemiz dünya krizini ağır bir fatura ödemeden atlatmıştır. Tarihinde ilk defa IMF'e bütün borçları ödemiş ve helalleşmiştir. Başka dış borçlarımız ve cari açık devam ediyor olsa dahi bu çok önemli bir başarıdır. Ekonomimiz bu yıl yine nispeten sevindirici bir büyüme sergileyecek ama buna rağmen ülkemizin dış gelişmelerden etkilenmemesi mümkün değil."

Kim söylüyor bunları? Devletin kanatları altında gelişmis, bütün darbeleri desteklemiş olan Devletçi burjuvazinin en önde gelen temsilcilerinden birisi!.."Dünya degişti artık" diyor, "iç dinamikler değişmiş, güç odakları kaymıştır" diyor R.Koç ve de ekleyerek, Türkiye'nin iyi yolda olduğunu söylüyor..

E, simdi ne yapacağız? Hayır bunların hiç bir anlamı yoktur diyerek intikam çığlıklarıyla yola devam etmeye mi çalışacağız? Kime faydası olacak ki bunun? Bu yolda gaz verenlere söylüyorum, Allah akıl versin!!..Buna hedef şışırmak-şaşırtmak denir!. Karşında hala firsat kollayan pusuya yatmış bir Ergenekon çetesi, Devlet sınıfı varken, yeni anayasa yapımı, Kürt sorununa kalıcı  çözüm getirmek gibi devasa sorunlar varken, tarihsel-toplumsal gelişme sürecinin (hepsinden önemlisi de küreselleşme sürecinin) getirip yanıbaşına koyuverdiği, en azından şu geçiş döneminde ittifak yapabileceğin, yapman gereken güçleri elinin tersiyle itemezsin!..Neymiş efendim, onların bankası varmışta berikinlerin-Anadolu burjuvalarının yokmuş!..Bu mudur şimdi burjuva devriminin önündeki en önemli sorun?..Anadolu burjuvalarıyla İstanbul burjuvaları arasındaki sınıf savaşında saf tutmak mıdır şu anki  sorunumuz!..Hep o eski  ittihatçı-“solcu”, tahrip etme, yok etme anlayışının kalıntıları bunlar..Hadi Koçları vb. yok ettik, başka Koçlar çıkmayacak mı onların yerine!..Mesele bu değil ki!..Kapitalizm altında yaşıyoruz, bunu hiç kimse unutmasın..Hiç kimse, sivil toplum muhalefetinin yolunu saptırmaya çalışmasın, demokrasi mücadelesiyle burjuvazinin iki kanadı arasındaki mücadeleyi biribirine karıştırmasın...

Bakın, Erdoğan’la konuştuktan sonra ne diyor TÜSİAD başkanı:

“Türkiye'nin 30 yıldır süren şiddetten, terörden arındırılmasıyla ilgili çözüm sürecine ilişkin beklentilerini Başbakan Erdoğan'a anlattıklarını söyleyen Yılmaz, Başbakan'ın bu konudaki kararlılığını gördüklerini ifade etti.

Yılmaz, "Türkiye'nin huzura, barışa kavuşması bakımından bu süreç çok önemli. İnşallah sürecin memleketin hayrına, barışın ardından yapacağı büyük sıçramaya vesile olacağına hemfikir olduk. Gerek bölgesel, gerek ulusal anlamda kalkınmamızda TÜSİAD'ın rolüyle ilgili sayın Başbakan'ın görüşlerini aldık. Başbakan, TÜSİAD'a bu konuda önemli görevler düştüğünün altını çizerken, biz de bu konudaki detaylı çalışmalarımız, hazırlıklarımız hakkında kendisine bilgi verdik" ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin, çözüm sürecin konuşulup konuşulmadığını sorması üzerine Yılmaz, "Tabii ki TÜSİAD'ın bu konudaki hazırlıklarından bahsettim. Bu konuya ilişkin yapacağımız çalışmaları kendilerine arz etme fırsatı bulduk" yanıtını verdi.

Yılmaz, "Sürece ilişkin herhangi bir endişe belirttiniz mi?" sorusuna ise şu yanıtı verdi: "Hayır. Sürece ilişkin endişemiz yoktur, sürece ilişkin inancımız vardır. Hepimizin sürece ilişkin inancı vardır. Ülkede barışın gelmesi ve bu toplumun huzura kavuşması ve bu huzurla refah sıçraması yapmasının arifesindeyiz inşallah."

TÜSİAD ile hükümet arasında daha önce yaşanan polemiklerin toplantıda gündeme gelip gelmediği"nin sorulması üzerine de Yılmaz, "Gayet yararlı, faydalı, kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik" dedi.

Nedir şimdi bütün bunların anlamı? Bükemedikleri bileği öpme yarışına mı giriyorlar İstanbul burjuvaları? "Zoru görünce imana mı geldiler” diyorsunuz? “Aslında değişen birsey yok, bunlar rol yapıyorlar,  sakın aldanmayalım, fırsat düşmüşken ömüklerine  basalım" diye mi düşünüyorsunuz!..

Ben bu görüşlere katılmıyorum. Ben diyorum ki, küreselleşme koşulları İstanbul burjuvalarını da etkileyerek onları da belirli bir noktaya getirmiştir artık..Düşünün bir kere, o Anadolu burjuvaları bile nerelerdeydiler daha önceleri. Şimdi bir Erdoğan  Erbakanla halâ aynı yerde mi duruyor halâ?..Ama sen tutarda intikam peşinde koşarak adamların üstüne saldırırsan, onlar da, savunma psikolojisi içinde, “ben de capulcuyum” diyerek karşına çıkmaya çalışırlar!!..Yani, sadece karşımızdakilerin yanlışlarını görerek bir yere varamayız!..Şunu unutmayalım ki, amaç daima üzümü yemek olmalıdır..Bunu aslında en iyi kavrayan ve şimdiye kadar uygulayan da AK Parti ve Erdoğan olmuştur. Bu nedenle, benim derdim daha ziyade şu son zamanlarda ortaya çıkan o "yol göstericilerle"!..Erdoğanı da onlara fazla kulak verdiği için eleştiriyorum zaten!..Nitekim, görüyorsunuz işte, bu strateji İstanbul burjuvalarını savunma psikolojisiyle sokakla birleştirdi!..Bir anda “çapulcu” olup çıktılar hepsi!!..Yoksa bu muydu istenilen!..Adamlar diyor ki, anayasa konusunda, barış süreci konusunda işbirliği yapmaya hazırız..E..”yok sen faiz lobisisin-sen finans kapitalistsin seninle işbirliğini yapmıyoruz” mu diyeceğiz!..Ben bu yolu son derece tehlikeli buluyorum!..Yokuş asağıya inerken arabaya gaz vermeye-verdirmeye benzetiyorum bunu!.

Tamam, yarın yeni anayasa yapılarak yeni bir Türkiye inşa edildikten sonra da aradaki çelişki devam edecektir. Yani, öyle görünüyor ki İstanbul burjuvalarıyla Anadolu burjuvaları arasındaki çelişki hiç bitmeyecek. Bunlardan biri iktidarda olursa diğeri mutlaka muhalefete destek verecek bu doğru; ama buradan yola çıkarak hiçkimse şu geçiş aralığında bu çelişkiyi başat hale getirmeye   çalışmasın. Unutmayın ki, Anadolu burjuvaları olarak siz ne kadar onların üstüne varırsanız onları da o kadar eski müttefiklerinin yanına itmiş olursunuz!  Sanırım bu da kimsenin işine yaramaz!

Gün, “bak, zoru görünce  dize geldiler, bu nedenle, hep tepelerinden yumruğu eksik etmeyelim, onlara soluk aldırmayalım” günü değildir. Ortak noktaları öne çıkararak devrimin yolunda ilerleme günüdür. Bakın Kürtler de orada sabırsızlanıp duruyorlar haklı olarak,  ne olacak bizim durumumuz diye!. Siz burada biribirinizi yemeyle vakit kaybederken yaklaşan tehlikenin farkında bile değilsiniz. Yarın bir de onlar da eklenirse koroya o zaman görürsünüz hanyayı Konyayı!..Dua edinde bu sefer barış beklentisiyle onlar işin dışında kaldılar!  Hem sonra, bir yandan  Türkiye’nin önünü kesmeye çalışan uluslararası bir tezgahtan bahsediyoruz, ki doğrudur bütün bunlar, diğer yandansa kendi içimizde biribirimizi yemenin hesapları içindeyiz. Aklımızı başımıza toplayalım!

Bazılarının kafasında hep  “yok etme”, “onun yerine geçme” anlayışı var! Ama bu mantık her durumda geçerli  değildir!. Evet, Batı’da feodal toplumdan kapitalist topluma geçerken,  iki sistem arasındaki çelişki uzlaşmaz bir çelişkidir. Bu yüzden de, tıpkı yumurtadan çıkan o civcivin kabuklarını kırması gibi burjuvazi de feodal kabukları kırarak hayat hakkı bulabilmiştir kendisine. Burjuva devriminin programı Batı’da bu türden bir mantık üzerinde gelişir, bu doğrudur. Ama, bu diyalektiği bize, içinde yaşadığımız Türkiye toplumuna uygularken çok dikkatli olmak gerekiyor. Bu durumda, artık ortada  kırılması gereken tek bir kabuk vardır. O da Osmanlı artığı  Devletçi yapıdır. Bunun dışında, geçmişte onun içinde onun bir parçası olarak gelişmiş olsa da bugün   bu yapıya ters düşen, ya da onunla arasında çelişkiler bulunan herkesle ittifak yapabilmek gerekiyor.