• 18.06.2013 00:00
  • (2548)

 BİR İDEOLOJİ NASIL YARATILIR..

Dikkat edin, amacımız “solcular” için falan değil,  Anadolu burjuvaları için bir ideoloji hazırlamaktır! Bu açıklamayı gerekli görüyorum,  çünkü biraz sonra,  ortaya çıkan ideolojinin nasıl da solculuk koktuğunu görerek  hayret edecek, “helal olsun bu solculara! Kendilerini kurtardılar şimdi de sıra Anadolu burjuvalarında, onları da kurtarmaya çalışıyorlar”  diyeceksiniz!

Önce şunu söyleyelim. Anadolu burjuvaları ticaret yapmayı, burjuva olmayı falan henüz daha yeni öğrendikleri için  kendi aydınlarını  da  daha yeni yeni ortaya çıkarmaya başladılar. Bu nedenle, popüler bir ideoloji  yaratmak için onların  güçleri henüz daha bu iş için  yeterli değil. Bu işe -ideoloji yaratma işine- uygun dışardan toplum mühendisleri ithal etmeleri gerekiyordu.  Ama biz, kimsenin tavuğuna “kış kış” dememek için  işin bu yanını bir tarafa bırakarak önce eldeki malzemeye bir göz atalım:

Kim ne derse desin, eğer problem Anadolu burjuvalarına bir ideoloji yaratmaksa  böyle bir amaç için kullanılması gereken en önemli  enstrüman-bilgi temeli İslam olacaktır. Bunun nedeni açık. Çünkü onlar, Anadolu burjuvaları Devlet Sınıfına karşı mücadelede sırtlarını ona dayayarak mesafe alabilmişlerdir. Yani İslam-din faktörü bu mücadelede bugüne kadar  kendiliğinden onlar için bir simge-bayrak olagelmiştir. Üstelikte sadece onların kendileri yaratmamışlardır bunu. Kültür ihtilali süreci boyunca karşı tarafın zorlamaları da böyle bir sonucun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Dikkat edin, burada sadece dinden, İslamdan bahsetmiyoruz; konumuz,  bir ideoloji yaratma sürecinde onun nasıl kullanılabileceğidir!. Tamam, daha önce Necip Fazıl’ın falan da var  bu türden çabaları, ama onunki-onlarınki biraz ilkeldi-“çağdışı”- kalıyordu artık!.  Yani öyle, İslamı bir ideoloji haline getirelim, “islami bir nesil yaratalım” falan  diye istek beyan etmekle  olmuyordu bu iş!.  İçinde yaşadığın sisteme, yani kapitalizme alternatif  yeni bir sistem haline getirebiliyor muydun onu; hem de öyle basit bir alternatif de değil, kapitalizm sonrası topluma yönelik bir alternatif!

Ee, peki nasıl olacaktı bu iş? Ne bileyim ben, ben çoktandır bu ideoloji yaratma işleriyle uğraşmıyorum artık. Bu yüzden, gene dönüp dolaşıp “solculara”, hem de “Marksist” solculara sormak gerekecek bu soruyu!..Ama siz merak etmeyin, zaten bazıları bu türden soruları çoktan sormuşlar bile kendilerine ve de cevaplarını  hazırlamışlar! Nasıl mı?

Hani İslam da “faize karşı” ya; tamam işte çıkış noktası neden bu olmasın!  İslam’ın karşı çıktığı faiz kapitalizm öncesi döneme ilişkinmiş falan bunlar önemli değildi, önemli olan onun da “faize karşı” olmasıydı. Kedi uzanamadığı ciğere “pis” dermiş hesabı, ülkedeki bankacılık sistemi İstanbul’un büyük burjuvalarının kontrolünde olduğu için ve de artık trenin  kaçmış olması nedeniyle, öyle yakın zamanda banka sahibi olmak falan da hayal gibi göründüğünden,  Anadolu burjuvaları açısından “faiz lobisine” karşı savaş başlığı altında başlatılacak bir imha ve ele geçirme savaşı mükemmel bir strateji olabilirdi!. Bu bir. İkincisine gelince, faize karşı başlatılacak bir savaş pekala kapitalizme alternatif-kapitalizm sonrası topluma yönelik bir çıkış noktası da olabilirdi! Süper! “Bir taşla iki kuşu birden vurmak” denirdi bunun adına!.  Tam köprüyü geçerken onlara-Anadolu burjuvalarına yüz çeviripde gene İstanbul burjuvalarından yana dönen o solcu-Marksist liberallerden de intikam alınmış olurdu böylece!. İslamsa mesele, zaten iş gelip ona dayanıyordu. Yok eğer, kapitalizme alternatif yeni bir sistemse de, e,  o da tamamdı; bir kere faize karşı olmaktan yola çıktın mıydı, bütün bir bankacılık sistemini falan devre dışı bırakmış oluyordun zaten; yani  orada artık kapitalizmden  bahsetmeye de yer kalmazdı!. O halde tamamdı, Anadolu burjuvaları için yeni bir ideoloji yaratma sürecinin köşe taşları hazırdı ortada! Hem de öyle bir hazırdı ki, “sosyalist sistemin” çöküşünden sonra bir çıkış noktası-yeni, “solcu” bir ideoloji arayanlar için de çare olabilirdi böyle birşey, harika! Hem sonra işin bir de Türkiye’nin Ortadoğu’daki İslam ülkelerine örnek olma ayağı vardı!. Yaratılacak böyle bir ideoloji pekala onlar için de bir çekim merkezi yaratabilirdi!. Yaşasın Anadolu burjuvalarının önderliğinde başarılacak kapitalizme alternatif-kapitalizm sonrası toplumu yaratacak- bir İslam Devrimi !

Kim bunları tezgahlayanlar, Anadolu burjuvaları mı? Dedik ya, onlar daha “fukara”, yani zihinsel-entellektüel  kapasiteleri yeni bir ideoloji yaratacak kadar gelişmiş değil! Bunun için önce “solcu”  olmak gerekirdi! Ama o da yetmezdi, hem “solcu” olacaktın, ama hem de bütün o entellektüel yeteneklerini Anadolu burjuvalarına sunarak onlarda eksik olan yanı tamamlayacaktın!. Hani derler ya, “bir kesere sap olamadın” diye!. Böylece, “solculuk” yaparak ulaşamayacağın mevzilere “ne yardan ne de serden vazgeçerek” bir çırpıda erişmiş olacaktın; daha ne!

La havle vela kuvvete! Anadolu burjuvalarına sesleniyorum: Yahu kardeşim, oturun oturduğunuz yerde, bak ne güzel işler yapıyorsunuz; Kanal İstanbul’du, 3. Köprüydü, dünyanın en büyük havaalanıydı falan derken harikalar yaratıyorsunuz. Üretici güçleri geliştirerek Türkiye’yi 21.yy’a taşıyorsunuz. Yetmiyor mu bunlar size! Türkiye nasıl geldi bu noktalara onları bir düşünün hele. Buralara gelirken yok muydu o “faiz lobisi” dedikleri “finans kapital”!.Daha önce içinde “faiz lobisinin” olmadığı başka bir sistemde mi yaşıyorduk yani! Kapitalizm değil midir dünden bugüne içinde yaşadığımız sistemin adı?. Ne oldu da böyle birden enteresan ideolojiler yaratan kılavuzların peşine takılmaya  kalkıyorsunuz!.

Sayın Erdoğan, bu halk sizi kendinden biri olduğunuz için, pragmatik bir lider olduğunuz için sevdi. Hiçbir ideolojiye prim vermediğinizi gördüğü için sevdi ve bağlandı. Bırakın Allah aşkına şu ideoloji peşinde koşan kılavuzları bir yana!  Bakın, “faiz lobisi” falan diye o kadar bağırıldı çağırıldı ne oldu? Faizler düştü mü, tam tersine fırladı gitti!! Kime yaradı şimdi bu çığırtkanlık! Bir yandan,   “Menderes’i astılar,  Özal’ı zehirlediler ama   Erdoğan’ı yedirtmeyeceğiz” diyorlar,  ama  diğer yandan da sizi kurbanlık koyun haline getirip atıyorlar kurtların önüne; insaf!

Bakın açık söylüyorum, adına kapitalizm denilen içinde yaşadığımız sistem, insanlığın içinde bulunduğu evrim sürecinde sınıflı toplumlar konağının şu anki şeklidir. Yani öyle,  o “faiz lobicilerinin” ya da “finans kapitalistlerin” oturupta masa başında  “bu insanları nasıl sömürürüz” diye düşünerek yarattıkları yapay bir sistem değildir o! Bu nedenle, kendi varoluş koşullarını bu sistemin içinde bulan ve yaratan insanlar (ve de sınıflar) öyle kendi sübjektif niyetlerine -hadi çıkarlarına diyelim- göre yeni bir sistem falan icat edemezler!. Bir zamanlar işçi sınıfı denemişti böyle bir şeyi, ama olmadı!.  Şimdi, “işçi sınıfı devrimcileri” olarak işçi sınıfına yaptıramadığınız şeyi Anadolu burjuvalarına mı yaptırmak istiyorsunuz! Sistemin kendisine göre bir işleyiş diyalektiği vardır.  Ve herkes sistemin maddi varoluş koşulları içindeki -üretim ilişkileri içindeki- yerine göre bu  diyalektiğe tabi olarak evrilir. Adına “kapitalizm sonrası” sistem diyeceğimiz şey, varoluş koşullarını bu sistemin içinde üreten, bu anlamda, şu yada bu şekilde onun bir parçası olan bir sınıfın, egemen unsur olan o “faiz lobisini”-“finans kapitalistleri” alaşağı ederek kuracağı (isterse bu islami değil de başka bir sistem olsun) bir sistem olamaz!.. Bu türden bir “devrim”-ya da  “kapitalizm sonrası başka bir sisteme” geçiş teorilerinin ne farkı kalıyor o eski işçi sınıfına yönelik devrim teorilerinden. O zaman devrimin öznesi işçi sınıfıyken, şimdi artık bunun yerini  tekel dışı-finans kapital dışı-burjuvalar almış oluyor!. Eski MDD, ya da TKP’nin UDD teorilerinden ne farkı var bunun?. Onların devrim anlayışları  da aynıydı.  Onlar da gene finans kapital dışı burjuvalarla beraber o “faiz lobilerini”-“finans kapitalistleri” alaşağı edeceklerdi.  Tabi onlar işi tersinden alıyorlardı o başka!. Onların “finans kapital” diye saldırdıkları gelişen Anadolu burjuvalarıydı. “Milli” diye peşinden koştukları ise, bizzat o Devletçi burjuvalar-“finans kapitalistlerdi”!     

Ha, peki faizler düşürülmesin mi?...tabi düşürülsün..ama Türkiye’nin bir cari açık sorunu var bunu unutmadan..Bakın, Almanya’nın böyle bir sorunu yok, bu yüzden de Almanya hiç düşünmeden faizleri birden düşürüverdi! Niye, paranın değerini düşürerek kendi mallarını daha ucuz hale getirmeye çalışıyor da ondan..Türkiye de bu kur savaşına katılmak, o da gene kendi ürettiği malları uluslararası piyasalarda daha ucuza getirmek istiyor..ama Türkiye’nin eli kolu bu cari açık sorunuyla bağlı..Türkiye, ötesini berisini düşünmeden bir anda faizleri düşürdüğü an ne olur? Pahalanan döviz ithalatı da pahalandırır ki, bu da enflasyona ve cari açığa yansır.. Ee, peki ne olacak o zaman, faizler hep yüksek mi kalsın..hayır tabi!..Önce, cari açığa neden olan miktara yakın bir dövizi  faiz dışı yollarla ülkeye çekebilmen gerekiyor.  Faiz nedeniyle gelen sermayeden feragat edebilmenin yolu budur. Türkiye’nin sorunu işte tam bu noktada. Bu nasıl olacak peki?..Yeni petrol kaynakları falan bulamadığımız sürece bunun bilinen bir tek yolu var, ki o da demokratikleşmedir.. Neden mi demokratikleşme? Sadece sen, ben Kürtler falan istediğimiz için mi demokratikleşilecek? Eğer öyle olsaydı daha çok beklerdik!  Neyse ki herkesten önce  küresel sermaye istiyor bunu!.. Kendileri için küresel sermayeyle işbirliğinden başka çıkış yolu göremeyen burjuvalar da bu yüzden istiyorlar daha çok demokrasiyi.  Yani onların, yeni, demokratik-Kürt sorununu çözen bir anayasayı senden benden daha çok istemelerinin nedeni gene kendi çıkarları!  Diyor ki o küresel sermaye çevreleri, “tamam para bizde;  biz de yatırım için seve seve size geliriz, ama bizim garantimiz ne olacak?”.. Anayasal  ve yasal demokratik garantiler istiyorlar adamlar!.. Yani, sadece anayasa da yetmez, yasaları da ona uygun bir şekilde değiştireceksiniz  ki, yarın adamların bir problemleri olunca ortada kalıvermesinler!.. Bu nedenle, diyorlar ki, “siz  önce şu anayasa sorununu bir halledin bakalım..Kürt sorununa çözümü de içeren  yeni bir anayasayı yapın bir görelim!”.. Aslında Erdoğan’dan şunu bekliyor herkes, çıkıp diyecek ki Erdoğan,  “işte benim taslağım, haydi gelin bakalım”..ve bunu basına da açıklayacak.. bitti!..

CHP’yi MHP’yi bırakın bir yana, nasıl karşı çıkacak BDP buna?.. Kürt sorununu da çözen bir anayasa zaten onların da hedefi.. Görün bakın, CHP’nin içinden bile buna “evet” diyenler olacaktır.. O da mı olmadı,  o zaman diyeceksin  ki, “ey halkım, görüyorsunuz, bunlar bana  anayasa falan yaptırmıyorlar, bunlar Kürt sorununun çözülmesini de istemiyorlar” ..ve “şah” deyip  seçim kartını açacaksın!.. Ben eminim ki bu durummda yüzde altmışla gelir AK Parti iktidara!.. Çünkü zaten çözüm sürecini şu an yüzde seksen civarında destekliyor halk..

Bunu-bütün bunları yap bir, ondan sonra da buna-bunlara paralel olarak bak şöyle bir gelene ve gidene,  eğer bu yeni durum küresel sermayeyi de etkiliyorsa gerçekten, ülkeye giren döviz miktarı artıyorsa, ona göre artık faizlerle de oynayabilirsin.. Ama,  bunları yapmadan öbürünü yaparsan adamı tepetaklak götürürler!.. Kim mi götürür, öyle “faiz lobisi” falan da değil, sistemin yasal işleyişi götürür herşeyden önce. Ve sen de oturur “faiz lobisi beni götürdü” diye yanıp yakınmaya başlarsın!

Bakın sevgili C.Ertem “faiz lobisini” nasıl tanımlıyor[1]:

“..Bunun açıkçası Finans Kapital’dir. Yani Rudolf Hilferding’in 1910 yılında büyük başarıyla anlattığı ahtapottur... Kısaca bir toplumdaki toplumsal sermayeyi yönlendiren hakim ‘çekirdek’ sermayedir bu. İçiçe geçen ‘gerici’ banka ve sanayi sermayesidir. Bu çekirdek sermaye, bugün Türkiye’de olduğu gibi, güç kaybettiğinde önüne gelen herşeyi kullanarak kaos yaratır. Tabii ki bu yapı yalnız değildir, mesela benim biraz önce yukarıda anlattığım ahtapot hikayesi ile bunlar ortaktır...Sonuçta faiz ‘lobisi’, yalnız faizden ibaret değildir..”

Görüyor musunuz, döndük dolaştık nereye-aslında  gene aynı yere-geldik! Bu satırları okuyunca bizim o eski solcu teoriler geldi hep aklıma! Anadolu burjuvazisi, “faiz lobisi” falan derken bir anda kendimizi Lenin’in Emperyalizm teosisiyle karşı karşıya buluverdik! Meğer bu “faiz lobisi” finans kapitalmiş. Durun hele; çok heyecanlı!..

Bakın, önce şunun bir altını çizelim. Durdum durdum da ben  şimdi niye bu işi kurcalıyorum!. Başka sorun mu kalmadı da S.Yaşar’la, Ertem hocayla uğraşıyoruz! Üstelikte bir çok konuda görüş birliği içinde olduğumuz değerli yazarlar bunlar. Ama mesele bu değil!. Normal koşullar altında bir beyin fırtınası, bir düşünce üretimidir bu insanların yaptıkları; bu yüzden de saygıdeğer  çalışmalardır bunlar. Fakat, Türkiye’nin şu anki koşullarında, bütün bunlar  bir arayış içinde olan Anadolu burjuvalarında ilginç bir rezonansa neden oluyor!. Baksanıza, S.Yaşar “faiz lobisi” diye bağıra bağıra nerdeyse bütün bir Türkiye’yi “faiz lobisi” uzmanı yaptı!. Başın mı ağrıyor, sorumlusu hazır: “faiz lobisi”!.. Gençler Gezi Parkındaki ağaçların kesilmesini mi istemiyorlar, ha, bunun arkasında da mutlaka “faiz lobisi” vardır!.. Bir şeyi kırk kere tekrarlarsan gerçek olurmuş hesabı, “faiz lobisi” diye diye şimdi Erdoğan’ı da aldılar bu koroya, o da başladı herşeyin sorumlusu bu “faiz lobisidir” demeye!.. Ve iş o hale geldi ki, Don Kişot gibi elde kılıç “faiz lobisi” avına çıkmak üzereyiz!..çıktık bile aslında!.. Yani bu işi mercek altına almamın nedeni bu paranoyanın önünü kesebilmektir!. Tekrar altını çiziyorum; evet doğrudur, o Devletçi burjuvalar geçmişte bütün darbelerin, bütün komploların ortağı olmuşlardır; ama küreselleşme süreciyle birlikte artık durum değişmiştir. Çünkü bir yanlarıyla onlar da burjuva ve onlar da bu işin-küreselleşme sürecinin-nimetlerini gördüler artık. Eskiden sadece Devletin yarattığı kapalı av alanında tekel karıyla işi idare ederlerken, şimdi artık onlar da dışarıya açılmaya başladılar. Almanya’da benim oturduğum evin alt katındaki çamaşırhanede bulunan çamaşır makinalarının büyük bir kısmı Beko artık, bu bir gerçek!. Üstelik artık, tekel dışı burjuvaların -Anadolu burjuvalarının diyelim- “finans kapitali” yok ederek varabilecekleri bir yer de yok! Bankacılık sistemini yok ederek varılacak bir yer yok!. Eskiden Sosyalist Sistem varken finans kapitali yok ederek “kapitalist olmayan yollardan” sosyalizme varılabileceği hayalleri falan kurulurdu, ama artık bunlara yer kalmadı!.. Yani artık 21.yy da yaşıyoruz!!. Ama ne oluyor, bu türden yaklaşımlar gelişen burjuva devriminin ittifaklar politikasını zedeliyor. Kendi yanına çekebileceğin birçok unsuru bu şekilde karşı tarafın -Ergenekoncuların- kucağına itmiş oluyorsun. Koyun şimdi önlerine demokratik bir anayasa taslağını bakalım, karşı mı çıkacak o “faiz lobisi” dediğiniz İstanbul burjuvaları buna? Gezi Parkında eylem yapan gençler karşı mı çıkacaklar böylesine demokratik bir anayasaya? Hadi çıksınlar bakalım, görürsünüz o zaman birden nasıl sönüverir o yakmaya çalıştıkları demokrasi ateşi!.. Şuraya bakın, ”faiz lobisi” mücadeleleri yüzünden neredeyse Avrupa Parlamentosuna bile savaş ilan edecek hale geldik!. Koyun bakalım demokratik bir anayasa metnini ortaya, karşı mı çıkacak o Avrupalı parlamenterler buna? Hepsi bir yana, Kılıçdaroğlu’nu azarlayan o Swoboda’yı bile karşımıza aldık, yani  yetti artık bütün bunlar, aklımızı başımıza toplamazsak eğer, bu iş büyüyecek!.. Kısacası, eğer bu konu şu an gelişen burjuva devrimini yolundan saptırıcı bir potansiyel taşımasaydı olayı bu kadar büyüterek ele almanın bir anlamı da olmayacaktı..

Şimdi tekrar konuya dönüyoruz:

NEDİR BU KÜRESEL SERMAYE..

Yahu kardeşim, küresel sermaye diye diye bütün ülkelerin-bu arada Türkiye’nin de boğazı yırtılıyor!. Hani şu küresel sermaye gelsin, ülkede uzun vadeli yatırım yapsın da cari açık sorunumuz  da bu şekilde kapansın diye yırtınıyoruz! Ee, kimdir, nedir o küresel sermaye? Finans kapital değil midir bu, ya da bir ucu finans kapitale çıkmıyor mu bunun? Sermayeyi, “bu finans kapital, şu değil” diye ayırabilir miyiz bugün artık? Ee, o zaman? Sen bir yandan o  sermayeyi ülkeye çekmeye çalış, hatta demokratikleşme sürecini bile bununla endeksli hale getir (çünkü “demokratikleşmezsen gelmem” diyor o sermaye-o “finans kapital”) diğer yandan da  onu “faiz lobisi” olarak ilan et çık işin içinden, üstelikte  ona karşı savaş aç! Vallahi bu işin içinde bir “solcu” parmağı var! Benim bildiğim Erdoğan bu türden provokasyonlara gelmezdi kolay kolay! Kardeşim bir “faiz lobisidir” gidiyor ülkede kaç gündür, nedir ne değildir bu faiz lobisi derken meğer Cemil hoca açıklamış onu da haberimiz yokmuş: “finans kapital”miş meğer o!.. Biz bu kafayla gidersek daha çok kötek yeriz o “finans kapitalden”-ya da “faiz lobisinden”!. Bunun adı nedir biliyor musunuz, tek kelimeyle Don Kişotluk denir buna! Elinde modası geçmiş bir “solculuk” silahı, vermişsin bunu Anadolu burjuvalarının eline, onlar da hayalet taşlamaya başlıyorlar! İlk anda bu oyun hoşuna gidiyor tabi onların, ne  de olsa ezeli düşmanlarına karşı ideolojik bir silaha sahip olmuş oluyorlar bu şekilde; ama yazık, oyuna, hem de bizzat o finans kapitalin oyununa geldiklerinin farkında bile değiller!. “Yokuş aşağıya inen arabaya gaz verdirmek”  denir buna!.. “Faiz lobisi” adı altında hayalet taşlatıyorlar size farkında olmadan. Ee, neymiş, faiz lobisi diye birşey yokmuymuş! Olmaz olur mu, var tabi. Daha geçenlerde önce İngiltere’de, sonra da bizde suçüstü yakalandı bazı bankalar ve cezayı da ödediler. Ha, az mı buluyorsunuz bu cezayı, tamam  bunu eleştirebilirsiniz. Ama dürüst olalım. Bütün bu işler kapitalizmin özünde var zaten!. Yani işin içinde sen varsan kapitalizm  iyi,  “finans kapital” varsa kötü oluyor, öyle mi.. Yarın fırsatını bulunca sen de (Anadolu burjuvalarını kastediyorum) finans kapital olacaksın, buna ne diyeceksiniz peki! Ha, “onlar olmaz, onlar faize karşı, kar payı bankacılığı taraftarı, onlar halka arz taraftarı”, ya da “onlar İslamcı, dini bütün insanlar” falan hikayeleri anlatmayın bana!. Milleti enayi yerine koyarak yeni bir kapitalizm (“halk kapitalizmi”) yaratmaya falan kalkmayın! 

Evet, bir de o çıktı şimdi!  Biz AK Parti’yi özelleştirme yapıyor falan diye alkışlarken, “bakın, Devlet mülkiyetini özelleştirme yoluyla özel mülkiyet haline getirerek burjuva devrimini geliştiriyorlar”  derken, bir de baktık, son zamanlarda  özelleştirmenin yerini “halka arz”,  “halka satma” kavramı falan almaya başladı!. Birileri-gene o ideologlar- veriyorlar gazı, “bak” diyorlar, “bunlar halkın malı, sen bunları  faiz lobicilerine satarsan onları güçlendirmiş olursun, halkın malını niye onlara satıyorsun ki”, “o” da-onlar da-  “tamam” diyorlar, “haklısınız”! Korkunç birşey bu! Burjuva devriminin ruhuna aykırı!. Hani o Ecevit denemişti ya bu türden hikayeleri daha önce! Bari bu işi biraz daha geliştirin de adını da koyuverin “halk sektörü” diye!.. Gene bir “la havle” çekmek geliyor içimden ama devam edelim!

Ee, peki ne imiş bu “finans kapital”, nerden çıkmış o? Banka sermayesiyle sanayi  sermayesinin kaynaşmasıyla ortaya çıkan bir ürün,  kapitalizmin gelişmesinin bir üst aşamasının ürünü değil midir finans kapital? Yani öyle, kapitalizm dışı, “onu boğan bir ahtapot” falan değil bu!. Hadi, serbest rekabetten tekelci aşamaya geçilirken bu türden yorumlar yapılabilirdi belki, ve de o zamanın koşullarına göre doğruydu da bunlar; ama, ulusal sınırların ortadan kalkmaya başladığı  küreselleşme koşullarında hala bunlara-bu türden kavramlara- takılıp kalarak günümüzü açıklamaya çalışmak biraz tuhaf olmuyor mu artık? Sermayenin küreselleştiğinden, ulus devlet kabuğunu kırarak küresel bir oyuncu haline geldiğinden bahsediyoruz, nedir peki bu sermaye, finans kapitale varmıyor mu bunun bir ucu?  Yani sizin, sanki yeni birşey keşfediyormuş gibi ilan ettiğiniz o “finans kapital” bizzat kapitalizmin gelişmesinin ürünüdür. Ama, siz gelin de bunu bir de henüz daha finans kapital aşamasına gelememiş durumda olan o Anadolu burjuvalarına anlatın!.  Onlar olaya farklı bir pencereden bakıyorlar!. Ve sanki finans kapitali yok ederek kapitalizm ötesi başka bir sistemi yaratabileceklerini falan sanıyorlar! Bunun için de  bütün enerjilerini iki noktada topluyorlar:  Birincisi açık, kendi konumlarına uygun bir ideoloji geliştirerek kendi dünya görüşlerini rasyonel hale getirmeye çalışmak.  Türkiye somutu söz konusu olduğu zaman bunun da bir tek yolu var tabi, İslam’ı devreye sokmak!

İşte   İslam tam olarak   burada devreye giriyor. Açıktan banka sistemine karşı bayrak açamayacakları için olayı basit bir “faize karşı olma” durumuna indirgiyor, Anadolu burjuvalarına ideologluk yapmaya soyunanlar. İslam da faize karşı değil miydi zaten, o halde neden İslam “kapitalizme alternatif bir sistemin” çıkış noktası olmasındı! Görüyor musunuz iş nerelere geldi! Aslında finans kapital dışı burjuvaların derdi din falan değilmiş meğer, onların derdi sistemin egemenleriyle olan mücadelede İslamı kapitalizme karşı başka bir sistemin ideolojik kılıfı olarak kullanmakmış. Olayı böyle lanse ediyor o ideoloji üretme meraklısı çevreler!.  İyi güzel peki, finans kapitalin canı cehenneme, ama sizin bu mücadelenizin varacağı yer neresi?  Yani, şu an karşı çıkılan o “faiz lobisini”, ya da “finans kapitali” altederek nereye varmak istiyorsunuz? “Kapitalizme alternatif  yeni bir islami sisteme” mi?. Ben size birşey söyleyeyim mi, sizin -Anadolu burjuvalarını kastediyorum- mücadelenizin amacı, kendinizin de finans kapital haline gelebilmenizdir!. Çünkü başka yolu yoktur bunun.  Finans kapital denilen o “ahtapotu” yaratan bizzat kapitalizimin kendisidir. Bu nedenle,  eğer onu-onları altetmeyi başarabilirlerse, onlara karşı mücadele eden Anadolu burjuvalarının varacağı yer de gene orası olacaktır!. Bu durumda değişen, Koç, Doğuş vb. gidecek onların yerine bilmem ne grubu gelecek!. Bu işin varacağı yer budur!. Siz istediğiniz kadar hayır, “faize karşı İslami bir sistem kapitalizme alternatif yeni bir sistemdir” falan diye yutturmaya kalkın, bu işin özü, mantığı budur.

Anadolu burjuvaları finans kapitale karşı mücadelede bir yandan kendi sınıfsal konumlarına uygun bir dünya görüşü-ideoloji yaratmaya çalışırlarken, diğer yandan da,  “faiz lobisi”, ya da “finans kapital”  denilen “ahtapota” -sermayenin egemen kanadına- karşı mücadelede ittifak arayışına girerler. Ki, düşmanımın düşmanı dostumdur anlayışı zaten bunu-bu türden ittifakları- kendiliğinden  gündeme getirir!. Çok açık! Finans kapitale karşı mücadelede işçi sınıfıyla-geniş halk kesimleriyle ittifaktan bahsediyoruz. Eskiden bu iş çok daha basitti aslında!. O, MDD, ya da UDD teorilerini hatırlayın! Hepimiz o tezgahların içinden çıkıp geliyoruz! Ama Sosyalist Sistemin çöküşünden sonra epeydir bu türden “solcu” teorilere rağbet azalmıştı artık! Yani, “önce finans kapitale karşı tekel dışı burjuvaziyle işbirliği yapacaksın, sonra da, ikinci aşamada, oradan devrime, işçi sınıfı iktidarına doğru yol alacaksın” anlayışı eskiden olduğu gibi rağbet bulmuyordu. İnsanlar, şimdi artık, kapitalizm sonrası için, adı “sosyalizm”, ya da işçi sınıfı iktidarı olmayan başka bir sistem arayışı içindeydiler! Bakın sevgili Cemil hocamız bu arayışa nasıl cevap veriyor. Aşağıdaki satırlar onun[2]:

“..Riba nedir? İşte bu ekonomide ribanın bütün halleri hâkim olur. Eşitsizliğe dayalı mübadele, güçsüz olanı sömürmek (riba’l fadl) ve karşılıksız varlıkların mübadelesi  (Bey’ü’l-garar) öne çıkar.  Faiz, (riba’n-nesie) hem bu ikisinin zorunlu bir sonucu, hem de bizim yukarıda anlattığımız sürecin ifadesidir. İslam’da yasak olan bu riba ekonomisidir. Buradan çıkarak,  İslam ekonomisi iki temel düzenleyici alana dayanır: Riba yasağı ve Zekât müessesesi.  Keza, Said Nursi, Kur’an’ın kanuni esasisinin vücûb-i zekât kaynaklı olduğunu söyler, ama bunun riba ile ortadan kaldırıldığını, ribanın, toplumda eşitsizliği ve çatışmayı artırarak, krizin nedenlerinden biri olduğunu vurgular...

“İslamcılık: Evet, politiktir ve nihai adaleti anlatır. Burada alternatif bir iktisadi sistemin temellerini bulabilir miyiz ve bulursak bunu İslam iktisadı olarak nitelendirmek mümkün müdür? Önce şunu söylemek gerek; İslam, içinde bulunduğu toplum nizamını veri kabul ederek, bunu Kur’an’ın temellerine göre düzenlemek isteyen bir anlayışa sahiptir. Burada tartışılması gereken Kur’an’ın temellerinin kapitalizmle örtüşüp örtüşmeyeceğidir. Burada bizim yorumumuz Kur’an’ın tamamıyla kapitalizmin dışı bir sistem vazettiği yönündedir.

Şimdi gelelim Emre Aköz’ün (tespitine) sorusuna, sermayeyi büyütmek isterseniz, faize bulaşacaksınız arkadaş diyor, bu zorunlu. Tabii ki yukarıda da belirttik, var olan koşullarda zorunlu. Ama var olan koşulları aşmaya başladığımız andan itibaren değil. Sermaye (anlattık) dinamik bir kavram. Ama sermayenin hangi bütünlükte ve kimin tasarrufunda olacağı önemli..Ama sermayenin dinamiklerini piyasayı çalıştıracak şekilde kamusal alanları genişleterek, yani piyasayı, piyasanın, tekele izin vermeyecek şekilde çalışması için, kamusal kurumlarla kuşatırsanız küçük özel mülkiyetin temel alındığı yeni bir toplumsal düzene adım atarsınız…Peki, sermayedarı ortaya çıkaran ve onu tekel yapan sonra da kapitalist devletle buluşturan nedir? Ücrete dayalı sistem. Yani emek gücünü metalaştıran, onu tıpkı köleci sistemdeki insan gibi, alınıp satılan hale getiren daha sonra da onun, piyasa dışı devlet yaptırımlarıyla pazarlık gücünü elinden alan sistem. Bu sistem, yukarıda anlattığımız gibi ribanın ta kendisidir başından beri. O zaman bunu aşacağız. Bunu aşmak aynı zamanda, sermayenin büyüme zorunluğunu ve tekel olma zorunluğunu aşmak demektir. Sermayenin temerküzü piyasanın ilk andaki dengesini yerle bir eden, piyasanın özünü ortadan kaldıran ‘denge’ dışı bir tarihsel aşamadır. Sermayenin temerküzü ve tekelleşmesi bu anlamda, bu dengeye aykırı bir durumdur. İslam’ın öngördüğü temerküz değil infaktır. İnfak, tüketim, transfer, -çok olandan az olana- (aktarma) ve yatırım harcamalarını kapsar. Ama harcama da ‘helal gelir’in kaynağıdır. ‘Helal gelir’ ise içinde riba olmayan gelirdir. Ancak bu denge hali için ecir döneminin (bkz; Said Nursi) yani ücret döneminin bitmesi gerekir.

Yani ücretin ortadan kaldırılıp eşit ve özgür paylaşım gereklidir.  Sermayeyi atomize edip, kamusal hale gelmesinin yolunun açılması gerekir. Buradaki ‘kamusal hali’ devlet olarak kullanmıyorum, tam aksine onun karşısında sivil bir ortaklaşalık olarak kullanıyorum. Bütün bu büyük yatırımları yapacak, altyapıyı hazırlayacak kamusal (devlet değil) küçük özel mülkiyete dayalı bir ekonomik sistem olabilir. Banka sistemi de faize ( tekelci-devletçi ekonomiye) değil, girişimci[8] karına dayalı olabilir. Zaten buraya gidiyoruz. Bugün banka sistemi giderek reel alanlara, en azından geri ödeme süresi kadar, ortak olursa ayakta kalacağını anlamış bulunuyor. Bunun için katılım bankacılığı ve girişim sermayesi desteği giderek öne çıkan bir finansman biçimi oluyor. Sukuk ihracı artıyor.

Bütün bu değişim olmaya başladığında ve bunun siyasi kurumları bu değişimi kalıcı hale getirmek için örgütlendiğinde önümüzdeki sisteme  kapitalizm dermisiniz, bu ayrı bir tartışma. Ama bu tartışma aynı zamanda son günlerde yapılan İslamcılık, İslam’ın topyekûn ekonomik-sosyal sistem vaz edip etmeyeceği tartışmasına da oturuyor..“

Ne tekeli Cemil hocam, tekel mi kaldı artık. Hani o eski alışkanlıkla “büyüklere” tekel mi diyeceğiz hala? Bir Apple mi tekel şimdi, yoksa Samsung mu, ya da kim tekel, Google mı yoksa Siemens mi, kim kim..Yoksa “tekel tekel” derken sadece Koç’u falan mı kastediyoruz! Hem küreselleşmeden bahsediyoruz, hem de tekelden? Kamu kurumlarıyla tekelleşmeyi denetleyerek engelleyeceğiz, küçük girişimciler kalacak ortada, ücretli işçiliği de ortadan kaldırdık mıydı, Kuran’ın da öngördüğü o “kapitalizm sonrası” sisteme ulaşmış olacağız. Bu mudur yani şimdi bizim bilgi toplumundan anladığımız? Hani, modern komünal toplum  falan diyorduk ya meğer  o da böyle birşeymiş? Bir kere daha altını çiziyorum, artık 20.yy dan kalma kavramları bir yana bırakalım.

İsterseniz önce şöyle bir soru soralım Anadolu burjuvalarına: Gerçekten bu türden teorik-ideolojik açılımlara ihtiyacınız var mı sizin?  Bakın, dünyanın en büyük havaalanını yapmaya karar verdiniz, 3. Boğaz köprüsüydü, Kanal İstanbul’du derken taş üstüne taş koyarak ülkeye çok büyük hizmetler yapıyorsunuz. Eğer belirli bir ideolojiye sahip olursanız bütün bu hizmetleri ikiye katlayacağınızı mı sanıyorsunuz yoksa? Ya da, söylemlerinize anti “faiz lobisi”-“anti finans kapital”, veya “İslami bir sistem” falan gibi fantastik ideolojik kılıflar giydirerek daha etkili olacağınızı mı düşünüyorsunuz? Bırakın Allah aşkına! İnsanlara gına geldi artık ideolojilerden!. Hem bir yandan diyoruz ki, 21.yy ideolojilerin yok olmaya başladığı, bilginin öne çıktığı, bilgi toplumuna doğru giden yeni bir süreç olarak başlamıştır, hem de halâ yeni ideolojiler arayışı içindeyiz!   

Bilgi toplumu, ya da modern komünal toplum demek yetmiyor mu Cemil hocam,  nerden çıkıyor şimdi bu anti kapitalist İslami toplum arayışları? Tamam, böyle beyin fırtınaları yapalım, tartışalım ama, işin sonu bakın nerelere varıyor. “Faiz lobisi”ne karşı mücadele falan derken ülkenin huzuru bozuluyor, barış süreci zarar görüyor bundan. Hele durun şu anayasa sorununu bir halledelim, ondan sonra daha rahat tartışırız o İslami sistemleri falan. Lütfen ortalığı daha fazla bulandırıpta   insanların kafasını karıştırmayın. Baksanıza, daha bir hafta önce “dünya Erdoğan’ı destekliyor” falan derken, şimdi aynı çevreler, “bütün dünya Erdoğan’a karşı” falan demeye, ucu bucağı görünmeyen “dış komplolardan” falan bahsetmeye başladılar. Öyle bir “faiz lobisi” edebiyatı başladı ki ülkede, neredeyse herkes cadı avına çıktı!. Bütün dünyaya hakim bir “faiz lobisi” var da onlar da hep bize karşılar..bu mudur şimidi vardığımız yer?..

 

 

 

YAZININ 1. BÖLÜMÜ

http://www.duzceyerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/16348-Herkes-icin-gezi-parki-dersleri-1

 

 

 

 

 



[1]Star Gazetesi, 12.6.2013

[2]http://cemilertem.com/kapitalizm-faiz-ve-islamcilik-tartismasina-giris/