• 10.06.2013 00:00
  • (2615)

 II.MAHMUT’TAN GÜNÜMÜZE...

„BATILILAŞMA“ ADI ALTINDA BİR  OSMANLI DEVLET  PROJESİOLARAK DOĞANYENİTİPTEN DEVŞİRME SİSTEMİ VE SONUÇLARI!...

Münir Aktolga

Haziran 2010

Yeniden gözden geçirilerek yayınlanma Haziran 2013

-“DEVŞİRME SİSTEMİ” NEDİR..

-OSMANLI’NIN “BATICILIĞI” NEDEN YENİ TİPTEN BİR DEVŞİRME SİSTEMİDİR..

-KÜLTÜR NEDİR..

-DEVŞİRME SİSTEMİNİN MEKANİZMASI BİR TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ HARİKASIDIR..

-GELELİM OSMANLININ YENİ TİPTEN DEVŞİRMECİLİĞİNE..

-CUMHURİYET NEDEN KENDİNİ ÜRETEBİLDİ..

-CUMHURİYET VE SİVİL TOPLUMUN OLUŞUMU-TÜRKİYE’DE KAPİTALİZMİN GELİŞİMİ..

-BÜTÜN BUNLAR SİZE HAYAL GİBİ Mİ GELİYOR..

-DEVŞİRME SİSTEMİ VE POZİTİVİZM..

-PEKİ O ZAMAN NE YAPMALI..


Şimdiye kadar bize hep, „ilerici Padişah” II.Mahmut’un, 1826’da, “ilerici-devrimci” bir hamleyle  Yeniçeriliği nasıl ortadan kaldırdığına dair hikâyeler anlatıldı!  Osmanlı’nın bu „ileri görüşlü“ Sultan’ı, artık köhnemiş, çağ dışı haline gelmiş olan yeniçerilik sistemini  bir geçede ortadan kaldırıyor, bütün bunların yerine yeni, „çağdaş-batılı-modern” bir ordu-bürokrasi ve Devlet yaratmak için kolları sıvıyordu!.II.Mahmut’la ve Tanzimat  Fermanı’yla açılan bu yeni “batılılaşma-modernleşme” süreci, daha sonra 1856’da İslahat Fermanı’nı, 1876’da Birinci Meşrutiyet’i, 1908’de de “Jöntürk Devrimi”ni yaratmış, Kemalist “Cumhuriyet Devrimi”ne giden yolu açmıştı..Bu anlamda, Cumhuriyet-ve yeni Devlet, II.Mahmut’la birlikte başlayıp gelişen burjuva devrimi sürecinin zaferini temsil eden bir yeniden doğuştu!..

Hal böyle olunca tabi, bu yeni “Devlet kurucu Jakoben” burjuvalara-Kemalist ideolojiye karşı ortaya çıkan her türlü  muhalefet de daha yolun başında bir “karşı devrim hareketi”-“kıpırdanışı-başkaldırışı” olarak damgalanmaktan kutulamıyordu! 1920’lerin II.Grub’u bu mantıkla ezilmişti. 1925’de TCF bu mantıkla saf dışı bırakıldı. 1930’da Serbest Fırka deneyimi bu mantıkla  ortadan kaldırıldı. Fakat, “halkın cahil” olmasından dolayı “karşı devrim” o kadar güçlü idi ki, gösterilen her türlü çabaya rağmen bunlar-“karşı devrimciler” 1950’de “Amerikan emperyalizminin de yardımıyla” iktidara geldiler!...Ama, II.Mahmut’ların-İttihatçılar’ın  ve de Kemalizmin ilerici-devrimci ruhunu yok etmeye yetmedi güçleri!. 1960’da iktidarı ele alan “asker sivil aydın devrimciler” karşı devrimi geriletmeyi başardılar!...

Sonrası malum: Önce, “27 Mayıs’ın getirdiği demokratik özgürlükler ortamında” “cahil, gerici halka” karşı  bir yedek güç olarak Kemalist kökenli-kendine özgü bir “sol hareket” geliştirildi ülkede..Açılan bu yolda, kendisine Bursa Nutkunu rehber edinen yeni tipten İttihatçı-“solcu”  bir “gençlik hareketi”  çıktı ortaya, sonra da yeni darbeler..Kısacası, bugünlere gelişimiz kolay olmadı..

Bugün Türkiye toplumu kendi tarihiyle bir hesaplaşma içinde. Tarihsel oluşum sürecinde kaybettiği-aslında zorla elinden alınan-kimliğini arıyor! Onun, bugünün içinden çıkıp geldiği dünü kavramaya çalışmasının nedeni  bu. Bugün nerede durduğuna bakarak dünkü köklerini arıyor halklımız..

YALAN, YALAN HEPSİ YALAN!...

Evet, hepsi yalan, hepsi birer toplum mühendisliği harikası bunların! Ne II.Mahmut “Yeniçeriliği ortadan kaldırarak gericiliğe karşı savaş açmış”-Osmanlı’da kapitalizmin gelişme yollarının açılması için   düğmeye basmış bir “devrimcidir”, ne de, İttihatçılardan Kemalizme uzanan yol “Jakoben bir  burjuva devrimciliğinin” yoludur!  Evet, II.Mahmut 1826’ da “yeniçerileri ortadan kaldırmıştır”, bu doğru; ama bunu yaparken onun amacı burjuva devriminin yolunu açmak falan değildir!   O sadece, devletin yarattığı biyolojik robotların (devşirmelerin) belirli bir insanlaşma süreci sonucunda artık robot-insanlar olmaktan çıkarak   Devletin varlığını tehdit eden bir “eşkiya örgütü” haline gelmesine tepki duyuyordu. Onun, eski tipten devşirmeciliğin ürünü olan yeniçeriliği ortadan kaldırmasının nedeni budur.  Yeniçerilerin de içinden çıkıp geldiği “Devşirme Sistemi”,  on altıncı yy’dan beri  artık fetihçilik dönemi sona erdiği için zaten fiilen ortadan kalkmış, eskinin yeniçerileri artık sıradan Osmanlı insanları haline dönüşmeye başlamışlardı. II.Mahmut, “batılılaşma” konseptiyle, Müslüman çocuklardan oluşan yeni tipten bir devşirme sistemi yaratarak,  “modern”  devşirmeler yaratıp bunlarla Devleti ayakta tutmaya-onu “kurtarmaya” çalışıyordu! Olayın özü bundan ibarettir!..

“DEVŞİRME SİSTEMİ” NEDİR..

Önce şu “Devşirme Sistemi” nedir onu bir görelim:

Onyedinci yy’a kadar 300 sene boyunca, Osmanlı hükümeti Hristiyan teb’anın 10-15 yaş arası yetenekli çocuklarını ailelerinden alarak eğitiyor, her bir öğrencinin kapasitesine göre, onları en alt seviyeden en üst seviyeye kadar kamu hizmetine yerleştiriyordu. Buna, askere alma işi çeşitli vilayetler arasında sırayla gerçekleştirildiği için, ‘rotasyon’ anlamına gelen “devşirme” adı veriliyordu. Ailelerinden koparılan çocuklar, önce, kırsal bölgede tarımsal faaliyette  bulunan Müslüman ailelerin yanına verilirdi. Bundan amaç,  burada kaldıkları süre içinde  çocukların yerli kültürle temasa gelmelerini sağlamaktı. Bunu, onların zihinlerini yeni yaşam bilgileriyle-kültür- donatarak onları tıpkı bir robot gibi yeniden programlamak şeklinde de  ifade edebiliriz.  

  Osmanlı’nın Devlet olmaya başladığı daha o ilk dönemden itibaren uygulamaya koyduğu bu sistemin başlıca iki nedeni vardır. Bunlardan birincisini ünlü tarihçi Toynbee’den dinleyelim:

“Bozkırda bir kır adamı olarak yaşamak, hayli beceri ister.. Bu, düşman bir tabii çevre ile sürekli harp halidir ve tıpkı düşman bir insanla savaşırken gereken alışkanlıkları ve halet-i ruhiyeyi ister. Göçerler için sosyal birlik ve dayanışma, varolmanın vazgeçilmez bir şartıdır ve bu şart, bozkırların yetersiz ve çabucak bitiveren otlarından kendi yiyeceklerini temin ettikleri sürece, toplumun geçimini sağlayan ehli hayvanları da içine almaktadır. Lidere itaat, birbirine sadakat ve hayvanlarla ilgilenmek, çetin hayat şartlarının bir göçer topluluğundan istediği üç temel özelliktir.

Hayvan yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek, göçer mesleği olmakla birlikte, onların asıl becerisi, bazı hayvanları, topluluk ve sürülerine göz kulak olma konusunda kendilerine yardımcı-askeri deyimle astsubay- olarak yetiştirmekte ortaya çıkar. Bineklerinin (at veya deve) ve köpeklerinin eğitimi, işlerinin önemli bir parçasıdır.

Göçerler bozkırlardan yerleşik bölgelere atıldıkları zaman, ya almak, ya da ölmek zorundadırlar. Buraları aldıkları zaman ise, insanlara sürü muamelesi yaparlar ve aralarından seçtikleri bir azınlığı çoban köpekleri niyetine eğitirler. Sürüler, değerli canlı emtiadır. Emtia oldukları için  esir sınıfına sokulurlar; değerli oldukları için de kendilerine bebek gibi dikkatle bakılır. Bu yüzden çoban, çoban köpeğinin yardımına muhtaçtır. Fakat çoban köpeği, eğitilmediği taktirde çobanın işine yaramayacaktır. Çoban köpeğinin yardımı  o kadar önemlidir ki, onu en etkili bir seviyede kullanılır hale getirmek için hiçbir emek esirgenmez.

Osmanlının insan “çoban köpekleri”, kamu hizmeti için eğitmek üzere devşirdikleri Hristiyan teb’anın çocuklarıydı. Eğitim çetin, yoğun rekabetçi ve seçici, daha ileri sınıflara hak kazanan çocuklar için ise kapsamlı idi. İleri sınıflardaki eğitim, Fars ve Arap edebiyatını da içine alıyordu.. Çocuklara Müslüman olmaları için baskı yapılmazdı; zaten buna lüzum da yoktu. Sonunda hepsi de Müslüman oluyordu. Aileleriyle irtibatları kesildikten sonra katıldıkları kamu kurumunun onlar üzerindeki etkisi karşı konulamaz seviyedeydi.

Devşirilen öğrencilerin en az zeki olanları saray bahçıvanı yahut denizci yapılıyor, bunların bir üst zekâ seviyesindekiler yeniçeri (üniformalı ve tüfekli, seçkin bir piyade sınıfı), daha yüksek seviyedekiler tımarlı sipahi oluyor; en zeki olanlar ise İmparatorluğun idari kademelerinde görev almak üzere ayrılıyor ve sonunda vilayetlere vali yahut Padişahın Divanına üye, ya da Divan Başkanı, yani Sadrazam olabiliyorlardı.

Böylece devşirmeler, bahçıvanlıktan Sadrazamlığa kadar değişen çok farklı mesleklere sahip olabiliyorlardı. Aldıkları ödüller de rütbe, güç ve para olarak, buna paralel şekilde birbirinden çok farklıydı. Başarının anahtarı yetenek ve gönüllülüktü; ailelerin sosyal durumu hiçbir anlam ifade etmiyordu. Onlar devşirilirken aileleriyle bütün bağları kesilmiş ve hepsine tek bir hukuki statü verilmişti. Sadrazamdan bahçıvana kadar hepsi Sultanın kuluydu ve tam bir teslimiyetle ona itaat etmeleri bekleniyordu. İhmal, tıpkı bir bahçıvan gibi, Sadrazamın da kellesine mal olabilirdi”[1].

Burada söylenilmek istenilen şeyin özü şudur: İnsanların düşüncelerini-kafa yapılarını-bilinçlerini belirleyen onların dış dünyayla-çevreyle ilişkileridir-etkileşmeleridir-Bunun temeli ise üretim faaliyetidir. Çünkü, insan toplumsal bir varlıktır, yani, toplumsal olarak kendini üretirken varolur. Barbarlığın orta aşamasından  sınıflı topluma geçen Osmanlı fetih yoluyla elde ettiği toprakları ve insanları yöneterek devlet haline gelme zorunluğuyla karşı karşıya geldiği zaman, o ana kadarki bilinci, bilgi temeli ne ise bunlardan yararlanarak yola devam edecektir. Önünde başka yol yoktur. Asırlardır çobanlık yaparak varolan, kendini üreten bu insanlar için, o zaman, Devlet de daha büyük bir aşiretten başka birşey değildir! Devletin yönetimi altındaki teb’a bir tür “sürü” (reaya), Devletin “asıl kurucu  sahipleri” olarak kendileri de “çobandılar”. Nasıl ki bir sürüyü yönetmek için çobanın bir çoban köpeğine ihtiyacı oluyorsa, Devletin de bu yeni tipte sürüyü yönetmek için insan çoban köpeklerine ihtiyacı olacaktı. Peki kim olacaktı bu çoban köpekleri? Nerden bulacaktı Devlet bu özel tipte köpekleri? İşte, Osmanlı Devşirme Sistemi bu soruya verilecek cevabın ürünü oldu. Aslında Osmanlıdan çok daha önceleri, ta İspartalılar’dan bu yana uygulanan bir sistemdi bu. Çocukları ailelerinden koparıp onları yeniden eğiterek bir tür robot askerler elde etmekti bu sistemin özü..

“Devşirme Sistemi”nin, bilinç altında yatan  ikinci gerekçesi ise, Devletleşme süreciyle birlikte, Devlet kurucu aşiret toplumunun sınıflara ayrışması oldu. Aşiret şefinin etrafında toplanan  ve artık Yönetici Devlet Sınıfı olarak şekillenmeye başlayan  egemen unsurun,  eşit koşullara sahip oldukları diğer aşiret üyelerini saf dışı bırakabilmek için onların dışında bir bürokrasiye ve kolluk kuvvetine ihtiyacı vardı[2].

OSMANLININ “BATICILIĞI” NEDEN YENİ TİPTEN BİR DEVŞİRME SİSTEMİDİR..

Devşirme sisteminin, özünde, bir kültürün-yaşam bilgileri sisteminin-yerine başka bir kültürü yerleştirerek, toplum mühendisliği yoluyla,  istenilen tipte insanlar yetiştirmek anlamına geldiğini gördük. Bu mantığa göre insanı biyolojik bir robot olarak düşünürseniz, yapılan iş, onun kafasındaki “kültür” adı verilen programı-“bilgi temelini” çıkarmak, sonra da bunun yerine başka bir programı koymaktan ibarettir!..Olay budur!. Bir informasyon işleme sistemi olan bu insan-robotun artık bundan sonra yapacağı iş,  çevreden gelen informasyonları sahip olduğu bu yeni bilgilere göre değerlendirerek istenilen çıktıları-düşünce ve davranışları- üretmek olacaktır.

Madem ki, bu toplum mühendisliği harikasının özü program değiştirmeye-kültür değişimine-dayanıyor, o halde önce kültür nedir onu bir görelim:

KÜLTÜR NEDİR

Doğduğunuz andan itibaren en yakın çevrenizden, annenizden, babanızdan hiç farkında olmadan   öğrendiğiniz  yaşam bilgilerini bir düşünün..Yediğiniz içtiğiniz şeylerden, bunları nasıl yeyip içtiğinize kadar.. Günah diye domuz etini  yemiyormusunuz, ya da inek sizin için kutsal olduğundan eti yenmez mi.. Çatal bıçak kullanarak mı yiyorsunuz yemekleri, yoksa elinizle mi..Bir sandalyeye oturarak masada mı yiyorsunuz, yoksa bağdaş kurarak   yerde mi..  Yemek yerken dışı kalaylanmış bakır kaplar mı kullanıyorsunuz, yoksa porselen tabaklarda mı yiyorsunuz. Buna benzer şeyleri şöyle bir düşünün.. Örneğin,  oturduğunuz evin nasıl bir ev olduğunu, evde kullandığınız möbleyi, evinizi nasıl dayayıp döşediğinizi, odun sobasıyla mı ısındığınızı, yoksa ısınma işini kalöriferle mi yaptığınızı,  dinlediğiniz müziği, üzerinize giydiğiniz elbiseleri düşünün...Bütün bunların hepsi,  hiç farkında olmadan  öğrenerek sahip olduğunuz  yaşam bilgilerini oluştururlar..Daha sayısız örnekler verebiliriz bunlara..Örneğin, neden elbiseleriniz şu an üzerinizde olduğu gibidir de başka türlü değildir, yani  neden Arap ülkelerinde olduğu gibi giyinmiyorsunuz da şu an giyindiğiniz gibi giyiniyorsunuz! Neden bazı kadınlar başörtüsü takıyorlar da bazıları takmıyorlar..  Ya da, neden belirli tür müzikleri dinliyorsunuz.. Neden bazı şeylerden hoşlanıyorsunuz da bazılarından hoşlanmıyorsunuz? Zevklerin ve renklerin tartışılmaz olduğu söylenir,  neyin güzel, ya da çirkin olduğunu belirleyen nedir o zaman?  Ya peki neden başka bir dil değil de şu an konuştuğunuz dil sizin ana dilinizdir; ana dilinizi nasıl öğrendiğinizi hiç düşündünüz mü?

Bütün bunlara, yani farkında olmadan-bilinç dışı olarak sahip olduğumuz bu “yaşam bilgilerine”  kültür diyoruz. Bizi toplumsal bir varlık haline getiren bu bilgileri,  doğduğumuz andan itibaren,   en yakın çevremizden başlayarak  öğreniriz.   Çünkü, bunlar içinde yaşadığımız toplumun bilgi temelidir-toplumsal DNA’larıdır. Nasıl ki annemizden ve babamızdan gelen DNA’ların kaynaşmasıyla biyolojik varlığımıza ilişkin o ilk DNA bilgi temelimiz ortaya çıkıyorsa, içinde yaşadığımız toplumdan aldığımız bu kültürel miras da bireyler olarak bizim toplumsal varlığımızın-kimliğimizin oluşmasına neden olurlar. Bunun dışında, yaşam süreci içinde bizim yaptığımız, bize miras kalan bu bilgilere dayanarak hayatı yaşarken, kendi yaşam tecrübelerimizle üreteceğimiz yeni bilgileri de bunların üzerine ekleyerek bilgi dağarcığımızı  genişletmek, ve ortaya çıkan sonuçları  çocuklarımıza miras olarak bırakmak oluyor.  İşte insanı kültürel kimliğiyle-yaşam bilgileriyle tarihsel-toplumsal bir ürün yapan süreç budur. Toplumsal evrim sürecinin mantığı da budur aslında.  Bu anlamda her insan, kendi bireysel ve toplumsal tarihinin yaşanılan anın içindeki ürünü oluyor. Şu anın içinde varolan,  bir yanıyla  geçmişin  içinden çıkıp gelen olurken, diğer yanıyla da,   geleceği  yaratmaya çalışan   olarak  ortaya çıkıyor.

İnsanla hayvan arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor. İnsan, bilişsel anlamda bilgi üretebilen bir hayvandır. Hayvan, hayatı sadece sahip olduğu kültürel mirasa-yaşam bilgilerine- dayanarak, duygusal reaksiyonlarla, belirli bir  durumu muhafaza etmeye çalışarak yaşarken, insan, bilişsel bilgi üretme yeteneği sayesinde yeni  bilgiler de   üreterek, içinde bulunduğu durumu  sürekli daha yukarı basamaklara doğru geliştirme süreci içinde varoluyor.  İnsanın sahip olduğu  bilgi üretme yeteneğini ve bu yeteneğe bağlı olarak gelişen bilişsel kimliğini bir binanın üst katlarına benzetirsek, duygusal-reaksiyoner bilgi üretimi ve bu zemin üzerinde gelişen  kültürel-duygusal kimlik-benlik de binanın temelini-ve birinci katını  oluşturur.

Tek bir elementin (insanın) yapısı böyle olunca, bu türden elementlerin (insanların) oluşturduğu insan toplumu adını verdiğimiz sistemin yapısı da buna uygun oluyor tabi. Yani, insan toplumları da gene öyle iki katlı bir bina gibi oluşuyorlar.

DEVŞİRME SİSTEMİNİN MEKANİZMASI BİR TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ HARİKASIDIR..

Sistemin ilk işleyiş biçimini-mekanizmasını- gördük. Hristiyan çocuklarının, ailelerinden-içinde yaşadıkları toplumdan- koparılmalarına dayanıyordu burada işin özü. Henüz daha binanın üst katının-yani bilişsel kimliğin-oluşmamış durumda olduğu genç insanları alıyorsun,  tıpkı bir bitkiyi bir yerden söküp başka bir yere diker gibi, bunları başka bir kültür-yaşam bilgileri ortamına bırakıyorsun! Yani önce, binanın alt katını restore ediyorsun, onu yeni yaşam bilgileriyle takviye ediyorsun, sonra da bunun üzerine ikinci katı inşa ediyorsun. Öyle ki, o birinci kat, istese de istemese de, bundan sonra artık üzerine inşa edilen diğer katları  taşımak zorunda kalacaktır.

Burada süreci etkileyen iki nokta var. Birincisi  zor faktörü şüphesiz.  Başka türlü bir çocuğu ailesinden koparamazsınız! Ama bu, işin daha çok başlangıç kısmına ilişkin. Yani  olay sadece zora bağlı  değil. Bir de işin motivasyon sistemini yeniden programlamaya yönelik yanı var[3]. Ailesinden koparılan o çocuk-ve tabi aile-daha işin başından itibaren şunu biliyorlar ki,  başlarına konan aslında bir Devlet kuşudur!  Düşünsenize bir kere, eğer yetenekleri elverişli ise; önünde her türlü kapı açık olacaktır artık o çocuğun!..İlerde Sadrazam bile olabilirdi o!..Böyle bir şey, onlar için, sürünün basit  bir ferdi olmaktan çoban köpeği olmaya terfi etmek gibi birşey oluyordu! Motivasyon sistemini yönlendirmek için müthiş bir yöntem doğrusu..Eline bir çıta veriliyor ve sana deniyor ki, al bu çıtayı bununla eğit kendini, onu ne kadar yükseğe koyarak üzerinden atlayabilirsen hayat yollarında o kadar yükseklere erişmiş  olacaksın!

Ama tabi bütün bu mekanizmanın işleyebilmesinin olmazsa olmaz bir koşulu vardı: Fetihçilik! Fetihçilik dönemi bitince sistem de bitti! Önce devşirme sistemi bitti, sonra da adım adım Yeniçerilik..İşte, II.Mahmut’un ortadan kaldırdığı yeniçerilik bu sürecin sonunda ortada kalan enkazdı aslında..

GELELİM OSMANLININ YENİ TİPTEN DEVŞİRMECİLİĞİNE..  

Osmanlı toplumu-ve onun devamı-kalıntısı olan Türkiye toplumu- II.Mahmutla birlikte başlayan ve günümüze kadar gelen süreç içinde devlet-asker gücüyle, “batılılaşma-modernleşme” adı altında kendi yaşam bilgilerini-kültürünü terkederek Batı kültürünü benimsemeye zorlanmış, bu yüzden de yaşadığı travmanın etkisi altında kişilik bunalımına düşmüş bir toplumdur[4]. Öyle ki, burjuva devrimi süreciyle içiçe geçen kimlik sorunları ve kültürel çatışmalar bugün bile hala zaman zaman toplumun iç dinamiklerini etkisiz hale getirmekte, toplumsal hayatı felç etmektedir.

Eskiden, reaya’yı-sürüyü- devşirdiği Hristiyan çocuklarından yarattığı bir bürokrasiyle-çoban köpekleriyle-yöneterek  sistemi ayakta tutmaya çalışan Devlet, “batılılaşma” adı verilen bu yeni süreçle, devşirilen Müslüman çocuklarını kendisine göre eğiterek yeni tip bir bürokrasi sistemi yaratmaya çalışacaktır. Osmanlı’nın ve daha sonra da Cumhuriyet’in “modern eğitim sisteminin” tek amacı Devlete bu türden “eğitilmiş” kadrolar yetiştirmektir...Olay bundan ibarettir!..

Türkiye halkı okumayı sevmez derler! Doğrudur sevmez, bu yüzden de az kitap-gazete okur halkımız! Ama bunun nedeni, onun “cahil” olması ve cahil kalmak istemesi değildir,   Devletin uyguladığı  yeni tipten devşirme sistemini  protesto yatar işin altında! Aynen daha önceki sistemde çocukları ellerinden alınan Hristiyan aileler gibi, bir yandan sevinir çocuğunu okula gönderdiği için, okusun da Devlete kapılansın, kendini kurtarsın-adam olsun- diye düşünür içinden, ama diğer yandan da, onun-yani çocuğunun-artık kendisine karşı yabancılaşacağını, kendinden koparılacağını düşünerek üzülür buna!.

İşte bu halk tam  ikiyüz yıldır yaşıyor bu çelişkiyi..

DEVAM EDECEK...

" CUMHURİYET NEDEN KENDİNİ ÜRETEBİLDİ..

Burada, birincisinden-yani eski tip devşirme sisteminden- farklı olarak  çok önemli bir nokta  var altı çizilmesi gereken: Osmanlının, ve daha sonra da bir Osmanlı projesi olarak onun içinden çıkıp gelen Cumhuriyet’in içine girdiği bu yeni süreç-“batılılaşarak modernleşme” süreci-artık fetihçiliği değil, üretimi temel alan yeni bir kulvardı toplum için. İşte bu nedenledir ki, içine girilen bu yeni süreçte toplum kendi iç dinamikleriyle önüne konulan engelleri aşmayı başarmıştır...."



[1] Osmanlı İmparatorluğunun Dünya Tarihindeki Yeri, Arnold Toynbee. s.33 (Osmanlı ve Dünya, Kemal Karpad, Ufuk Kitap)

[2]Bu konuyu “Bilişsel Tarih ve Toplum Bilimleri’nin Esasları”nda  bütün ayrıntılarıyla ele aldık isteyen bakabilir. www.aktolga.de  5.Çalışma..

[3] Motivasyon Sistemi nedir, nasıl çalışır, bu konuda bak: 6. Çalışma www.aktolga.de

[4]Osmanlı’nın “batılılaşarak modernleşme” sürecinin Rus ve Japon örnekleriyle hiçbir ilişkisi yoktur! Onlar, kendi kültürlerini-kimliklerini-inkâr etmeden Batı’nın olumlu yanlarını alarak modernleşme yolu-na girmişlerdir..