• 27.05.2013 00:00
  • (2615)

 ...Peki ne yapmak lazımdı o zaman: Türkiye diyordu ki, “Kaddafi haksızdır ve gitmelidir. Ama Libya halkını  kurtaracağız derken onun başına başka Kaddafiler de  yaratılmasın”. Bunun neresi kötü şimdi. Gene yardım et halka. Halkı bombalayan Kaddafi güçlerine karşı gene sürdür mücadeleyi. Ama bütün bunları yaparken de taşı gedikten eksik etmeyelim diyordu Türkiye. “Libya Libyalılarındır, Libya halkının sorunlarını çözecek olan Libyalılardır” diyordu...

 

SIRA GELDİ ŞİMDİ SURİYE’YE..

Suriye konusunda daha önce şöyle demiştik: “Suriye Devrimi sadece Baasçıları-Suriyeli İttihatçıları iktidardan düşürmekle kalmıyor, bu arada Türkiye’deki İttihatçı kalıntılarının  maskesini de düşürüyor”![1]

Tarih, 2012 Ağustos ayı. Yazı şöyle devam ediyordu: “Suriye alev alev yanıyor!. Kimsenin sesinin çıktığı yok! Arakan’da Müslümanlar katlediliyor tık yok!  Neden?  “Onlar Müslüman, devrimci değil” diye mi düşünüyorsunuz!..Yazıklar olsun”!..“PKK Suriye’de devlet kurdu, şimdi sıra Türkiye’de, AK Parti iktidarının da sonu yakın” diyerek zil takıp oynamaya,  Türkiye’yi kışkırtmaya, savaşa sokmaya çalışan “sağ”cı “sol”cu Kemalistler-İttihatçılar, “İttihatçı liberaller” hiç mi vicdanınız sızlamıyor Halep katliamı karşısında! Suriye’ye bakınca orada PKK’yı-PKK bayraklarını görüyorsunuz da, Suriye Devrimi’ni, Suriyeli devrimcileri neden görmüyorsunuz? Onlar “Sünni-Müslüman” öyle mi? Mısırdakiler de öyleydi zaten! “Arap Baharı dediğin şey nedir ki, son tahlilde bir Müslüman kalkışması”! Böyle düşünüyor bizim “ilericilerimiz-demokratlarımız!.

“Bakın Orhan Miroğlu nasıl ifade ediyordu o zaman duygularını:

Halep kuşatma altında..

Baasçılar Halep’i ele geçirmek istiyorlar. Halep ele geçerse direnişin merkezi kırılacak ve Esad adeta tutsak aldığı, iki yıldan da az bir zaman içinde yirmi binini öldürdüğü Suriye halkını yönetecek!

Dünya suskun kalıyor bu katliama..Türkiye devrimcilerinin Stalingrad’ı savunanlar için, İspanya iç savaşında İspanyayı ölümüne savunup barikatlarda ölenler için çeyrek asırdır  atıp duran yüreği, Halep kuşatması karşısında suskun kalıyor. Halep bugün binlerce asker ve150 tankla, havadan karadan kuşatma altında. Ortadoğu’nun tarihi Halep’te yazılıyor, devrimci değişimin ve direnişin dünya çapında merkezi bugün artık Halep’tir. Halep düşerse; Kürd’ün,, Türk’ün, Arab’ın, Süryani’nin, Ermeni’nin, yani binlerce yıldır birarada yaşayıp duran ama , şimdi de toplu katliamlarla yok edilen bu halkların yüzüne, insanoğlu bir daha dönüp nasıl bakacak? Eli kanlı bir diktatörün, dünyanın şımarttığı ve katliamlarına ses çıkarmadığı bir diktatörün insanlığa meydan okumasına ses çıkarmayan bir dünyayı, Suriye halkı nasıl affedecek? Esad devrilinceye kadar eski bir sosyalist ve bir devrimci olarak kalbim Halep’in ve Şam’ın varoşlarında direnen insanlarla beraber atacak. Ben bir Mezopotamyalıyım ve bugünlerde, kalbimin yarısı Halep’te yarısı da Mardin’de atıyor”[2].

“Helal olsun Miroğluna! Bir tek o çıktı bu  yıkıntının altından”!..

“Olay çok açık! Tunus’ta  yükselmeye başlayan devrimci dalga adım adım bütün Arap ülkelerini içine alarak yayılıyor. Libya, Mısır derken şimdi de sırada Suriye var. Esed’in temsil ettiği Baasçılar-Suriye’li ittihatçılar-  son günlerini yaşıyorlar. Uçaklarıyla, tanklarıyla kendi halkını bombalayarak direnişi yok etmeye çalışıyorlar”.

“Ama çok ilginç,  Suriyeli ittihatçıların  hedeflerinde sadece  “Muhalifler” yok, Türkiye ve Türkiye’deki AK Parti iktidarı, Davutoğlu ve Erdoğan da  var! Bütün suçu Türkiye’ye, Davutoğlu-Erdoğan iklisine yüklüyorlar. Suriye “Muhalefetini” onların kışkırttığını söylüyorlar”!.

“Peki, sadece Suriye’li ittihatçılar-Baasçılar mı böyle düşünüyor? Hayır! Türkiye’deki sağlı sollu Kürt-Türk İttihatçı kalıntıları da bu koroya dahiller! Aralarındaki  görev bölümü ise çok ilginç! Bir kanat-Kemalist sağ kanat- “niye karışıyorsun Suriye’nin iç işine” diye hükümete yüklenerek doğrudan doğruya Esed taraftarlığı yaparken, diğerleri-yani cephenin “sol” kanadı da PKK açısından yaklaşıyor olaya!. Onlara göre de Suriye’de devrim falan olmuyor!. Sünnilerle Aleviler kendi aralarında çatışıyorlar, iktidar kavgası yapıyorlar!. Yani,  bir din savaşı bu!  Pozitivist-ateist ve de “ilerici-devrimci” bu toplum mühendisleri,  “yesinler biribirlerini bize ne” diye düşünüyorlar! Yesinler  ki, bu arada,  durumdan vazife çıkarmaya çalışan “devrimci” PKK önderliğındeki Kürt hareketi de mevzi kazansın”!

“Niye peki, Kürtleri ve PKK’yı çok sevdikleri için mi böyle düşünüyor bu kerameti kendinden menkul “devrimciler”? Tabii ki hayır! AK  Parti-Erdoğan düşmanlığı yatıyor bu “devrimci politikanın” altında! Akılları sıra,  çift taraflı olarak Türkiye’yi kuşatmaya çalışıyorlar. Biri tavşana kaç diyor, diğeri de tazıya tut! Bir yandan, içerdeki militarist-“sağ” çevrelere, “bakın bu Erdoğan Türkiye’yi  böldürecek” mesajı vererek onları harekete geçmeye teşvik ederlerken, diğer yandan da, AK Partiyi ve Erdoğan’ı kışkırtarak, onların Müslüman duygularını provoke ederek Türkiye’yi askeri bir harekete teşvik ediyorlar.  “Halep’te katliam oluyor siz halâ yerinizde duruyorsunuz,  nerde sizde o yürek, siz nasıl Müslümansınız” diyorlar!. Tabi lafın gerisi kursaklarında kalıyor! Suriye’ye girin  ki, siz Suriye’yle uğraşırken  doğan boşluktan yararlanarak-aynen Suriye’de olduğu gibi- durumdan gene PKK faydalansın demek istiyorlar! Sonrası kolay! Aynı koronun diğer elemanları tamamlıyor-tamamlayacak gerisini: AK Parti-Erdoğan-Davutoğlu politikası Türkiye’yi böldürdü, vurun abalıya!

“Peki dertleri ne bunların, niye yapıyorlar bunu? Çok açık: Herşeyden önce,  Kemalist elite dahil olmanın verdiği bir yenilmişlik duygusu var bunların da bilinçaltında. “Ya biz-ya da tufan” olarak özetlenebilecek bir tür “devşirme beyaz Türk” psikolojisi bu!. Bütün o, AK Partiyi ve Erdoğan’ı  yönetme psikolojisinin altında bu üstün olma-elite dahil olma anlayışı var. “Değişimse değişim, demokrasiyse demokrasi, ama bütün bunları ancak biz yönetebiliriz-getirebiliriz” diye düşünüyorlar!.   AK Parti iktidarı altında, onun yönettiği bir demokraside yaşam tarzlarını tehlikede görüyorlar! Gizli saklı birşey değil bu, bütün bu duygularını açık açık yazıp çiziyorlar da!. 

“İkincisi de tabi, ta o Jöntürk döneminden kalma eski muhalif batıcı kimliklerini bugün artık ancak bu şekilde üretebiliyor olmaları. Düşünsenize, ne Kemalizm kaldı ortada ne Marksizm-ne de o eski sosyalizm anlayışı. E, nasıl muhalif ve de “solcu” olacak bu insanlar!. Kürtçülük işte tam bu noktada devreye giriyor. O eski günlerin heyecanını bugün artık ancak bu şekilde  yeniden üretebiliyorlar. Kürtçülüğe sahip çıkmaktan başka o eski solcu paradigmadan ne kaldı ki geriye! 

İTTİHATÇI “DEMOKRASİ CEPHESİ” VE HEDEFLERİ..

CHP’nin-ana Kemalist ittihatçı kanadın- hesabı açık: Onlar, mümkün olan bütün muhalefet güçlerini biraraya toplayarak AK Parti’yi ve Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmaya, gelişen  burjuva devrimini akamete uğratmaya,  eski Kemalist düzeni yeniden inşa etmeye (restore etmeye) çalışıyorlar.

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı Kemalist İttihatçı-Ergenekoncu çevrelerin  PKK’yla yaptıkları ittifakın da temellerini oluşturuyor(du). Burada da hesap açık(tı): Önce şu AK Parti-Erdoğan iktidarını bir bitirelim, ipleri yeniden ele alalım, gerisi kolay diye düşünüyorlar(dı)! Yani önce PKK ile-solcularla ittifak yaparak AK Parti’yi iktidardan düşürecekler, sonra da PKK’nın ve solcuların işini bitirecekler(di)! Herşey aynen 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de olduğu gibi planlanıyor(du)!.

“Ben size birşey söyleyeyim mi, aslında o 1915 Ermeni katliamının-soykırımının-altında yatan da  gene bu türden  İttihatçı  ittifak anlayışıdır. Daha tehcirden iki ay öncesine kadar bile bütün o İttihatçı takımıyla “devrimci” Taşnak örgütleri birlikte hareket ediyorlardı! Yani, 1908’ öncesi Abdülhamit iktidarına karşı kurulan  “devrimci” toplum mühendisleri cephesi halâ ipleri elinde tutuyordu. Peki ne oldu sonra?..Bakın açık söylüyorum, aynı hesapları bugün de yapanlar var! Bugün işi PKK ile ittifaka kadar götüren o Ergenekoncular ne düşünüyorlar sanıyorsunuz! PKK lıları çok sevdikleri için mi yapıyorlar bunu!  “Önce şu Erdoğan’ın ipini bir çekelim, sonra biz size gösteririz” diye düşünüyorlar!.O zaman, Rusların ve İngilizlerin havasına giren  Taşnaklar da diyorlardı ki, “önce İttihatçılarla beraber  şu ana Osmanlı gövdeyi bir parçalayalım, daha sonrası kolay, nasıl olsa arkamızda Ruslar, İngilizler  var, malı götürürüz”..Ne oldu sonuç, Timyad’a pirince gidenler evdeki bulgurdan da oldular!..Olan da arada kalan Ermeni halkına oldu. Birilerinin yüksek “devrimci” duygularının kurbanı olup gitti insanlar. Aynı boza  bugün de Kürtlerin sırtında pişirilmeye çalışılıyor”[3]!.

“Ergenekoncu-“Demokrasi Cephesi” için  sadece PKK’yla yapılan  ittifak  yeterli görülmüyor olmalı ki son günlerde aleviler de işin içine katılmaya çalışılıyor. Şu son Malatya olayına, ondan önce de Hatay’da çıkarılmaya çalışılan olaylara bir bakın hele, açıkça provokasyon değilse nedir bunlar! Yani, demek istiyorlar ki, “ey Aleviler, bu AK Parti-Erdoğan iktidarı sizin de düşmanınızdır, siz de bize katılın ve bitirelim bu işi”!. Bunlardan korkulur vallahi! Daha dün Alevileri, “gerek kalmadı artık, bakın, Sünni Osmanlı gitti biz geldik” diyerek kendi tekkelerini kendi elleriyle kapatmaya “ikna eden” kerameti kendinden menkul Osmanlı patentli bir “devrimci” ideoloji var karşımızda!  “Alevilik ayrı bir dindir” diyerek tartışma  yaratan şu “demokratlara” bir bakın hele, sizin o ağababalarınız değil miydi “Devrim Kanunlarına aykırıdır”  diyerek  bütün o tekke ve zaviyeleri kapatanlar! Siz kendiniz, kendi elinizle götürüp vermediniz mi o Bektaşi tekkesinin anahtarını bunlara! Bakın şuraya yazıyorum, yarın AK Parti tekke ve zaviyeleri açmaya kalksın, bunlar o zaman buna da karşı çıkarak  “devrim kanunları” savunucusu kesiliverirler”!..

Bakın hatırlatıyorum, yukardaki satırlar bundan bir yıl öncesine ait!

Devam ediyoruz, tarih halâ bir yıl öncesinde!:

AMA BU STRATEJİ YÜRÜMEZ, GÖRECEKSİNİZ BAKIN YÜRÜMEYECEK, NEDEN Mİ?

“1-Bugün artık farklı bir dünya var ortada. Ulusal sınırların giderek önemini kaybetmeye başladığı küreselleşme süreci içinde bambaşka bir dünya. Böyle bir dünyada  gelişmeyi-ilerlemeyi-varoluş kavgasını  pozitivist mantıkla kurulacak  20.yy kalıntısı  ideolojik  kabukların içine hapsederek  sürdüremezsiniz artık. Seksen yıl önce olduğu gibi-onu taklit ederek- bütün bir toplumu yukardan aşağıya doğru inşaa edilen İttihatçi-ideolojik bir hapisanenin içine kapatamazsınız!.  Kemalistleri taklit ederek önce böyle bir hapisane inşa edeceksiniz, sonra da  gelişme-ilerleme, ta ki o   parçalanana kadar  bu kabuğun   içinde sürdürülecek öyle mi!..Bu mümkün değildir artık!. Küresel sermayeyi falan bir yana bırakın, böyle bir proje için  biran önce zenginleşerek daha iyi yaşam koşullarına sahip olmak isteyen  Kürtleri-Kürtlerin  çoğunluğunu da ikna edemezsiniz”.

“2-Türkiye’den başlayan burjuva devrimi ateşi bütün Ortadoğuyu-Arap ülkelerini sarmış halde bugün. Bunun karşısına, solcu bir kılıkta da olsa,     Kürt versiyonuyla   Kemalist bir ulus devlet ideolojisiyle karşı duramazsınız. Bakın ne diyor Türkiye-Erdoğan: Biz Suriye Kürtlerinin ne yapacaklarına karışmayız. İster özerklik, ister federasyon..otururlar bütün Suriye halkı birlikte karar verirler, neyse o, biz de onu destekleriz. Biz sadece silahın ucunu bize yönelttiği için PKK’ya karşıyız. Silahı bıraksınlar normal siyaset yapmaya başlasınlar onlarla da bir sorunumuz kalmaz. Bitti!..E..Barzani de aynı çizgide..Onun derdi de bağcıyı dövmek değil, üzümü yemek..Ancak Türkiye’yle birlikte oldukları sürece gelişme ilerleme yolunun açık olduğunu görüyor onlar da. Siz sanıyor musunuz ki Barzani aptal, kör bir milliyetçilik uğruna sahip olduğu mevzileri terkederek PKK nın intihar politikasının peşine takılacak! Yarın Suriyeli devrimciler Esed’i iktidardan indirince nasıl bir ortamın oluşacağını görmüyor mu  Barzani! Rusya bile artık Esed’den umudu kesmişken Barzani mi Esed’li bir çözümün peşine takılacak? Ölmüş eşek kurttan korkmaz hesabı, Beşer iktidarı verecek sana ve sen de bu şekilde Devrime karşı “devrim” yapmış olacaksın, öyle mi, kim yutar bunu”!.

“3-O eski  devrim anlayışlarının, “zayıf halka” teorilerinin  ömrü çoktan tükenmiştir, bunu unutmayın! Emperyalistler kendi aralarında çatışırlarken  sen de bundan-arada doğan boşluktan yararlanarak  devrim yapacaksın öyle mi! Zamanında, bu şekilde yapılıpta bize devrim diye yutturulanlar da  devrim falan  değildi, bir tür de fakto durumdu bunlar. Ya da,  savaş sonrası yeniden paylaşım koşullarının elverdiği geçici denge durumlarıydı. Küreselleşme rüzgarı bütün bu “devrimleri” silip süpürdü! Geriye bir tek Küba’yla Kuzey Kore kaldı müzelik! Senelerce hepimiz “işçi sınıfı ihtilali” rüyasıyla uyuduk! Bu türden oluşumların savaş ortamında ortaya çıkan boşluklardan kaynaklanan geçici denge durumları olduğunu göremedik. Hadi o zamanlar bütün bunları görememek normaldi, nasıl görecektik ki! Ama ya bugün? Bugün halâ 20.yy kalıntısı bir devrim anlayışıyla devrim yapmaya kalkanlara ne demeli! Esed’le devrimci muhalefet arasındaki mücadeleden yararlanarak solcu bir krallık ilan edeceksin ha! Sonra da Türkiye’de, aynı şekilde, Ergenekoncu AK Parti çatışmasından yararlanarak devrim yapacaksın! Bütün bunlar hep bir hayaldir”!

“Yanlış anlaşılmasın, ben insanların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmelerine karşı falan değilim! Özerklikse özerklik, federasyonsa federasyon, hatta ayrılıksa ayrılık, bunların hiçbirine karşı değilim ben.  Benim söylemeye çalıştığım şeyin özü şudur: 21.yy da yaşıyoruz artık, bunu unutmayalım ve ne yapacaksak bunu çağın özüne uygun yöntemler kullanarak yapmaya çalışalım. Eğer bir yerde-bir ülkede legal, açık siyaset yapma olanağı varsa, siyasi parti kurabiliyorsan, düşüncelerini yazarak çizerek her türlü imkânı kullanarak insanlara iletebiliyorsan, her türlü sivil toplum örgütlenmesinin yolu açıksa orada silah kullanmanın bir mantığı olamaz. Madem o kadar güveniyorsun kendine, madem bir Newruz gösterisinde bile o kadar kişiyi toplayabiliyorsun biraraya, niye silah kullanıyorsun ki o zaman. Bu durumda silah senin kendine zarar veriyor herşeyden önce. Yürü bakalım sen bir milyon kişiyle Diyarbakırdan Ankaraya doğru, bak o zaman neler oluyor ülkede”!..

Dikkat edin, halâ aynı yazıdan alıntıya devam ediyoruz!

“4-Bakın göreceksiniz önümüzdeki günlerde Barzani ve Suriye’li Kürtler PKK’yı sıkıştırarak onu silah bırakmaya zorlayacaklar! Başka hiç yolu yok! Neden mi:

Ne diyor Türkiye: Biz kimsenin işine karışmayız. Oturur kendi aranızda halledersiniz. Özerklikse özerklik, federasyonsa federasyon. Siz neye karar verirseniz  o bizim kabulümüzdür, yani biz de onu destekleriz. E..bu durumda siz olsanız ne yaparsınız, yok hayır,  illa da illa biz silahlı mücadele yapacağız diyerek Türkiye’yi karşınıza mı alırsınız? Böyle düşünenler olacaktır mutlaka, ama büyük çoğunluk şöyle düşünecektir: Önce biz önümüzdeki işi bir bitirelim. Bak Kuzey’de federal bir yapı oluştu. Batı’da da hele bir kıpırdasın taşlar. Orada da yol açık görünüyor. Bütün gücümüzü bir noktada toplayarak orada da  federal-ya da özerk bir yapı oluşturmaya bakalım.  Madem ki ben karışmam diyor, bu durumda niye illa Türkiye’yi  karşımıza alalım ki. Bizim derdimiz ne! Normal bir mantık böyle işler, öyle değil mi”!.

“Hadi hepsi bir yana,  “devrimi” yaptınız diyelim, nasıl karnını doyuracaksınız  insanların? Lafla, ideolojiyle mi? Yoksa Barzani’nin petrollerine mi güveniyorsunuz? 

Hepsi bir yana,  yarın Suriye’de devrim başarıya ulaştıktan sonra, yani Esed tamamen devreden çıkınca ne yapacaksınız, hiç düşündünüz mü bunu? Hadi bu arada Kürtler de başkenti Kamışlı olan bir “PKK devleti” kurdular diyelim, sonu ne olacak bu işin? Arap Baascılarının yerini alacak bir Kürt Baas hareketinin yaşama şansı nedir, bunu hesaba katıyor musunuz?   Türkiye’yle ipler koptuğu an şimdiye kadar yapılan bütün  o planlar, bütün  yatırımlar falan hep suya düşeceğinden önce Barzani karşı çıkacaktır bu duruma.   Peki kim doyuracak o zaman  insanları. Aç ayı oynar mı!  Bu durumda  insanlar, bütün bunlar hep sizin yüzünüzden başımıza geldi diyererkten size karşı dönmeyecekler mi?

Bereket versin ki Türkiye’de aklı başında bir iktidar var ve karışmıyor işin bu taraflarına. O kadar provokasyon yapıyorlar tık yok! Helal olsun! Eğer bu şekilde götürebilirlerse işi bakın görün çok kısa bir zaman içinde neler olacak!

DEVAM EDECEK...

 

Yazı devam ediyor, tarih halâ bir yıl öncesi!..

ÖNÜMÜZDEKİ MUHTEMEL GELİŞMELER..

1-Ben diyorum ki, bugün, sadece Suriye’de değil, Türkiye’de de  dünden daha yakınız Kürt sorununun çözümüne. Bakın göreceksiniz, büyük bir ihtimalle yakında  PKK, Barzani ve diğer Türkiye’li-Suriyeli Kürtler tarafından silah bırakmaya zorlanacak. Ve PKK da buna karşı direnemeyecek, ve silahlarını bırakacaklar! Belki içlerinden bir grup inat edip  bırakmayabilir. Ama göreceksiniz bakın onlar da marjinal bir grup olarak kalacaklar!.Çünkü, PKK’nın bu silahlı mücadelesi dönemin ruhuna ters düşüyor artık. Hem Barzani’nin, hem de Suriye’li Kürtlerin  çıkarlarına ters düşüyor”.



[2] O.Miroğlu, Taraf Gazetesi 30.7.2012

[3] Bu satırların 21 Mart 2013 Çağrı’sından önce yazıldığını unutmayalım! Kim ne derse desin, Öcalan aslında çok önemli bir işin altına imza atmıştır. Bakın, en azından o günden bu yana hiç kimse ölmüyor. Barışla demokrasiyi karşı karşıya koymaya çalışanlar aksini düşünseler de yeni bir süreçtir bu!

 

Yazının 1. Bölümü için tıklayın

http://www.duzceyerelhaber.com/munir-aktolga/15855-misir-tunus-libya-ve-suriye-devrimleri1