• 6.05.2013 00:00
  • (2412)

 DEMOKRATİK CUMHURİYETE GİDEN YOLDA BİR KERE DAHA İSTANBUL ANADOLU SAVAŞLARI!..NEDEN BU KONUDA DA YENİ BİR AÇILIM GEREKİYOR?..

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ

DEVLETÇİ BURJUVAZİNİN EVRİMİ..

NEDEN YENİ BİR AÇILIM..

YENİ BİR BURJUVAZİ AMA..

TEK BİR ÇÖZÜM YOLU VARDIR, O DA DEMOKRATİKLEŞME..

DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA ETMEK..

NEDEN İSTANBUL BURJUVAZİSİ VE KÜRTLER..

KENDİ TARİHİNİZİ İYİ BİLMEK ZORUNDASINIZ..


 TEK BİR ÇÖZÜM YOLU VARDIR, O DA DEMOKRATİKLEŞME..

Ben iktisatçı falan değilim, ama Türkiye’nin bir cari açık sorunu olduğunu bilecek kadar da bu işlerin içindeyim! Bakın açık söylüyorum, Türkiye’nin bu problemi çözebilmesinin tek yolu ne “milliyetçiliktir” ne de korumacılık! Bu işin tek yolu vardır: Küresel sermayeyi ülkeye çekebilmek!. Bunun yolu ise DEMOKRATİKLEŞMEKTEN geçiyor. Bitti! Kimse başka yol falan aramasın! Ne öyle “kapitalizme alternatif İslami bir sistem”, ne de “milli” otomobil veya buna benzer başka birşey! Ha, o özel tipte olan Anadolu burjuvaları yerli-milli malzemeleri kullanarak otomobil mi yapacaklar, tamam, yapsınlar, kim karşı çıkabilir ki buna! Tamam, Koç’la da, bilmem hangi küresel sermaye grubuyla da rekabet etsinler, kim ne diyebilir buna! Ama bir şartla, diğerlerinden daha iyi kalitede ve daha ucuza üreteceksin; ya da, yeni, daha ileri bir bilgi-fikir üreterek bunu pratiğe geçirerek yapacaksın bunu. Yani, diğerlerinden üstün olacaksın. Yoksa, “yerli-milli” falan diyerek arkana hükümeti de alarak korumacılıkla olmaz bu iş! Dedim ya, tek yolu demokratikleşmektir bu işin. Hem ekonomide, hem de siyasette her alanda demokratikleşmektir. Bakın o zaman 21.yy rüzgarları nasıl katıyor Türkiyeyi önüne!

Bak, ne güzel işte, Kürt sorununu çözme yolunda ileri bir adım attınız, korkmayın yürüyün bu yolda. Tüsiad’la Koç’la, onların sahip olduklarıyla falan uğraşacağınıza yeni değerler yaratmaya bakınız. Bakın bir Güney Kore’nin Samsung’una! Adamlar dört ayda Apple’a 280 milyar dolar değer kaybettirmişler!.”İntihara sürükleyecek rekabet” böyle olur işte! Siz tutuyorsunuz “milli” arabayla falan uğraşıyorsunuz hala! Arabanın en “millisini” yapsanız ne olacak! Ona ayıracağınız sübvansiyon yerine eğitime olan yatırımı daha da arttırın. Zaten arttırdık mı diyorsunuz, tamam, ben de zaten o yüzden destekliyorum ya sizi, ama yetmez (“evet ama yetmez”!).  Bilgi, bilgi! Bilgi üretimi! Bu işin başka yolu yoktur!   

Tamam, Türkiye burjuvazisinin İstanbul ve Anadolu kanatları olarak kendi aranızda istediğiniz kadar mücadele edin, ne yaparsanız yapın, bizi ilgilendirmiyor bu!. Ayrıca zaten bütün bu mücadeleler de sınıf mücadelesinin kapsamı içindedir. Yani, sınıf mücadelesi deyince bundan sadece burjuvaziyle işçi sınıfı arasındaki mücadeleyi anlamamak gerekir. Büyük burjuvaziyle Anadolu burjuvaları arasındaki mücadele de özünde sınıfsal bir karakter taşır. Ama ben diyorum ki, şu an bunu öne almanın sırası değildir. Çünkü bu mücadele son tahlilde artık sistem içi-yani kapitalist sistemin kendi içindeki-bir mücadele haline dönüşmüştür. Önce şu yeni anayasa bir yapılsın, Kürt sorunu bir yerine otursun (yani, eski sistemi temsil eden Devlet sınıfı bir daha belini doğrultamayacak hale gelsin), demokratik cumhuriyetin üst yapısı oluşsun bakalım, ondan sonra ne yaparsanız yapın, isterseniz biribirinizi yeyin; ama henüz daha bu lükse sahip değiliz! Şu anda yapılması gereken, güçleri bölmek değil, mümkün olan bütün potansiyeli aktif hale getirerek önümüzdeki eşiği aşabilmektir. Yok, İslamda da faiz yokmuşta, yok, bankalar halkı soyuyormuşta!..Sanki yeni mi bütün bu sorunlar! Yarın, Anadolu burjuvaları olarak sizin de bankalarınız olunca siz de soyacaksınız o halkı, kapitalizmin özü budur! Sizin derdiniz şimdiye kadar hep onlar soydu, pastadan en büyük payı hep onlar aldı, artık biraz da biz yiyelim şu yoğurdun kaymağını! İyi kardeşim yeyin, ne yaparsanız yapın da, hele önce şu dereyi bir geçelim! Şu ortak engeli-Devletçi sistemi bir safdışı edelim, yeni Türkiye’nin üst yapısını-yeni anayasayı-bir çıkaralım. Biliyorum sabrınız taşıyor ama!!..

Böyle giderse, düşmanımın düşmanı dostumdur diyerekten gene başlayacak birileri “terörden” falan medet ummaya! Görmüyor musunuz, ülkede otuz yıldır süren, binlerce gencin hayatına malolan bir savaş sona eriyor ama,  buna bile sevinemiyor bazıları! “Mustafa Kemalin askerleriyiz” sloganlarını duymuyor musunuz!  Hiç öyle kendi gücünüzü abartarak karşı tarafı küçümsemeyin! Şunu unutmayın ki,  sizin gücünüz kerameti sizlerin kendinden menkul şeyhler olmanızdan değil,   sizin ve Türkiye’nin çıkarlarının zamanın ruhuyla örtüşmesinden-21.yy rüzgarlarının sizleri arkanızdan itmesinden kaynaklanıyor. Bu gerçeği gözardı ettiğiniz an bitersiniz! Öyle, “halk sektörüymüş”, “kapitalizme alternatif bir İslam ekonomisi” yaratmakmış falan, bunları unutun. Kapitalizmse kapitalizm, kapitalizm kimsenin yarattığı bir rejim-işletme sistemi değildir! Ve sınıflı toplum sınırları içinde bunun başka alternatifi falan da yoktur! Kapitalizmin alternatifi modern sınıfsız bilgi toplumudur, ki oraya da bir ideolojinin önderliğinde-bu ideoloji İslam ideolojisi bile olsa-toplum mühendisliği yöntemleriyle  varılamaz.

DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA ETMEK..

Azıcık daha sabır! Ne kaldı şurada! Acil görevin yeni anayasa sorununu çözmek olduğu konusunda herkes aynı görüşte sanıyorum!. E, nasıl çözülecek bu sorun? Tek bir yolu  var bunun: Mecliste BDP ile ittifak yapılacak!. Onların da başka alternatifi yok zaten. Sakın, olmazsa  „bir dahaki seçimlerden sonraya kalır“ falan diye işi yokuşa sürmeye kalkmayın!. Önce bu yolu bir deneyeceksiniz. Ancak bu olmazsa o zaman diğeri gündeme gelebilir. Şu an mecliste mümkün olan bir uzlaşmayı göze alamadan bir dahaki seçimlerden de bir sonuç alamazsınız. Bu bir!

İkincisi de şu başkanlık sistemi sorunu; ya da, buna benzer, „koalisyonları falan önleyebilecek“ türden alternatif bir başka  sistem sorunu. Peki bunu nasıl  başaracaksınız? Bunun da tek yolu var, ki o da gene BDP’yle uzlaşmadan geçiyor. Yani öyle tek başınıza- Anadolu burjuvazisi olarak kuramazsınız demokratik cumhuriyeti!.

Hem sonra,  başkanlık sistemi olayının da iki boyutu var. Birincisi açık, Kürt sorununun çözümüyle birlikte („ademi merkeziyetçi“  sistemle birlikte) ele alınabilecek  bir alternatif bu. Bunun da ötesinde, silahlar susupta fikirler ve siyaset konuşmaya başladıktan sonra artık hala şu yüzde onluk barajla yola devam edemez Türkiye. Adamlara, hem gelin, siyaset yapın diyorsunuz, ama  hem de yüzde on barajla onların yolunu daha başından tıkıyorsunuz, bu olmaz! Ama, öte yandan, „hemen“ barajı kaldırmakta mümkün değil. O zaman  bu iş, oylar bölüneceği için gene en çok Devletçi cephenin işine yarayacak!. Bölünen oylar ve koalisyonlar dönemi başlayacak ülkede. E, ne yapacaksınız o zaman? İşte başkanlık sistemi bu sorunun cevabı olarak  geliyor gündeme.

Olayın bir diğer boyutu da  “kuvvetler ayrılığı” sorunuyla ilgilidir. Çünkü, Türkiye somutunda “kuvvetler ayrılığı” sorunu sadece klasik anlamda bir demokrasi sorunu değildir!   Yani, görünüşün aksine, asıl  tartışılan konu, yasama, yürütme ve yargının biribirlerinden ayrılarak bağımsız hale gelmeleri sorunu değildir bizde. “Ayrı” olması gerektiği düşünülen iki kuvvet, Devlet sınıfının ve halkın seçtiği iktidarların kuvvetleridir burada! Hani o, “egemenlik ulusundur”, ya da, esas olan “halkın egemenliğidir” ilkeleri falan var ya, Türkiye’de bunlar şimdiye kadar sadece görünüşü kurtarmak için konulmuş sözlerden öteye gidememiştir. Asıl iktidar, asıl güç-kuvvet halkın seçtiklerinde olmamıştır. Güç, daima Osmanlı artığı Devlette-Devlet sınıflarında[1] kalmıştır.  Devlet, kendi gücünü halkın seçtiklerinin gücüyle paylaşırken ipleri hep elde tutmaya çalışmış, bunu da, anayasaların değişmez kuralları haline getirmiştir!.  Yani öyle, yargının, yasama ve yürütmenin tek elde toplanmasının önüne geçmek falan değildir Türkiye’de tartışılan. Devlet sınıfının devre dışı kalmasının yaratacağı endişe gizlidir olayın altında!. Zaten 82 Anayasası da bu endişeyle kaleme alınmıştır!. Gerçi, 61 Anayasası da öyleydi ama!  

İşte, Devrimin lokomotifi Anadolu burjuvazisi, elini kolunu  bağlayan bütün bu engellerin farkında olduğu için, “başkanlık sistemi” kartını açarak, bununla, biryandan Kürt sorununun çözümüne bağlı olarak   sistemin felç olma tehlikesinin önüne geçmeye çalışırken, diğer yandan da,  “bütün iktidar halkın seçtiklerine” sloganıyla  Devlet sınıfını iktidara ortak olma konumundan uzaklaştırarak onları sistemin klasik bürokratları haline getirmeye çalışmaktadır..

Olay açık! Peki ama nasıl çözülecek bu sorun, iş gelip oraya dayanıyor! Çünkü, bu basit bir kanun değiştirme olayı değil, şimdiye kadar varolan  sistemin bütün bir üstyapısını değiştirme olayı. Yani, ucu yaşanılan demokratik devrim sürecine dayanan esasa ilişkin bir sorun.  

Bir kere şunu unutun, sadece Anadolu burjuvazisinin penceresinden bakarak, sadece Anadolu burjuvazisinin etkisi altında olan güçleri harekete geçirerek  bu sorunu çözemezsiniz!   Bu iş için, bir, Kürtleri yanınıza alacaksınız, ama tek başına bu da yetmez, iki, İstanbul’un büyük burjuvalarını da yanınıza alacaksınız! Halkın devrim sürecini destekleyen kısmı zaten sizin yanınızda. Ama bu iki dinamiği de yanınıza almadan AK Parti olarak başkanlık sistemini  getiremezsiniz tek başınıza. Hem getiremezsiniz, hem de zaten, sadece Anadolu burjuvazisini temsil edecek bir “başkan” ülkeyi huzura kavuşturamaz. Terörün biri biter diğeri başlar!

Şunu unutmayın, Türkiye öyle başka ülkelere benzemez! Amerika’yla Fransa’yla falan mukayese edemezsiniz Türkiyeyi! “E, efendim, bakın oralarda da başkanlık sistemi var”  denilerek olay basite indirgeniyor!. İyi güzel de, oralarda Türkiye’de olduğu gibi son ikiyüz yıldır yaşanılan bir kültür ihtilali süreci  yok! Türkiye toplumu tarihsel evrim süreciyle oynanılmış kendine özgü bir toplumdur.  “Türkiye’de iki Türkiye vardır”[2] derken anlatmak istediğim olayın altında yatan budur benim. Türkiye’de yaşanılanlar sadece kapitalizmin gelişme sürecine bağlı bir sınıf mücadelesi  sorunu değildir!. Bir de bununla içiçe geçen kültürel mücadele sorunu vardır bu ülkenin. Burjuvazisinden işçi sınıfına, aydınlarına kadar kültürel olarak ikiye bölünmüş bir toplumdur bizimkisi. Bu nedenle, böyle bir toplumu tek bir kalıba sokarak idare edemezsiniz. Dizginleri elde tutmaya tamam; ama bunun yanı sıra bütün o farklılıkları da kucaklayarak yönetebilirsiniz Türkiye’yi. Hadi diyelim ki İstanbul burjuvazisini “intihara sürükleyerek” yok ettiniz, bununla bitecek mi olay! Ya o kendisine “ilerici”, “demokrat”, “modern”, “Atatürkçü” diyen kitleyi ne yapacaksınız? Yoksa, II.Mahmut  o eski devşirme sistemi kalıntılarını nasıl yok ettiyse, biz de evvel Allah bu işi aynı şekilde başarır, modern devşirmeciliğe de aynı yöntemlerle son veririz falan diye mi düşünüyorsunuz!  Eğer böyle düşünenler varsa şaşarım ben onlara!.Dikkatinizi çekerim 21.yy da yaşıyoruz! Bu türden fanatikler daha AK Parti olayını bile kavrayamamış olanlardır. Kendine aşırı güven hastalığı denir bunun adına.



[1]Osmanlı "Devlet Sınıfları" dört bölümde toplanırlardı: 1-İlmiye (bilimciller): Din (Şeriat-Fıkıh) ve Hukuk adamları. 2- Seyfiye (kılıççıllar): Savaş adamları. 3 - Mülkiye: Siyasi düzen adamları. 4 - Kalemiye (kalemciller): Ekonomik düzen adamları”. Sakın ha, “ne alakası var bunun Cumhuriyet Türkiye’siyle” demeyin! Osmanlı Devletinin ruhu halâ yaşıyor bizde!..Demokratik cumhuriyet olayı bu enkazın kaldırılması olayıdır bir yerde..Boşuna bu bir devrimdir, burjuva devrimidir demiyoruz bugün Türkiye’de yaşanılanlara!..

 

[2]www.aktolga.de “Türkiye Toplumunun Tarihsel Evrimi ve Sınıf Mücadeleleri”,  Makaleler.. 

DEVAM EDECEK...