• 10.04.2013 00:00
  • (4771)

  İÇİNDEKİLER:

GİRİŞ.. 1

ÇAĞRININ BENCE EN ÖNEMLİ OLAN YANI..3

ZAMANIN RUHU NEYİ GEREKTİRİYOR, 21.YY’IN PROBLEM ÇÖZME YÖNTEMİ NEDİR?.4

ŞİMDİ, SÖZ TEKRAR ÖCALAN’DA.. 7

ÇÖZÜM SÜRECİNİN TARAFLARI, YA DA DİNAMİKLERİ..15

ÖCALAN’IN “DEMOKRATİK MODERNİTE SİSTEMİ”NEDİR..17

SONUÇ:20

GİRİŞ:

 

ÇÖZÜM SÜRECİNİN TARAFLARI, YA DA DİNAMİKLERİ..

 

AK Parti, ve 21 Mart Çağrısıyla birlikte belirli bir kitle temeli olduğunu ispat eden Öca-lan..Yani, “çözüm sürecinin” şu an görünen iki tarafı-dinamikleri..

 

Daha ileri giderek-Çağrı’nın ötesine geçip  Öcalan’ın görüşlerini ele almadan önce sürecin şu an belirleyici olan bu iki dinamiği üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. İsterseniz önce AK Parti tarafından başlayalım. Bakın daha önce ne yazmışım bu konuda:[13]

 

“Şurası bir gerçek: Türkiye bugün küresel dinamikleri de arkasına alarak yükselen bir yıldız. Ülkenin bu noktaya gelmesinde AK Parti’nin oynadığı rol ise açık (şu son on yılda içerde ve dışarda izlenen politikaların buna katkısını kastediyorum). Bu nedenle, iyiki AK Parti ve Erdoğan var diye düşünüyorum. Hadi, Allah nazardan esirgesin demeyi de ihmal etmeyelim!..

 

“Bunlar tamam; ama bu noktaya nasıl gelindiğini açıklarken işi sadece burada noktalar da daha fazla kurcalamayı bir yana bırakırsak varılan sonuçların bizi yanlışsonuçlara götürebileceğini de unutmayalım. Çünkü evet, Türkiye AK Parti’nin ve Erdoğan’ınelinde bugün bu noktaya geldi, bu doğru, fakat burada esas başarı AK Partililerin ve Erdoğan’ın bireyler olarak üstün zekaya sahip-herşeyi bilen insanlar olmalarında falan değil!İşin sırrı iç ve dışdinamikler arasındaki kesişmelere paralel olarak, sürecin Türkiye’yi getirip bıraktığı yerle ilgili. Buna bağlıolarak zorunlu bir şekilde izlenen politikaların 21.yy’ın paradigmasıyla uyumlu olmasıyla ilgili.

 

“Ayrıca, Türkiye eskiden-19 ve 20.yy’larda-ulus devletler dünyasında olduğu gibi “Kapitalizmin Eşitsiz Gelişme Kanunu”na bağlı olarak (bir zamanlar Almanya ve Japonya’nın öne çıkmasına benzer bir şekilde) yükselen, bu paradigma içinde dünya pazarlarında daha geniş yer tutma çabasıyla şaha kalkan bir ülke de değil! Yoksa, eti ne budu ne ki Türkiye’nin, eğer öyle olsaydı şimdiye kadar bir kaşık suda boğuverirlerdi onu!. Bakın şu Erdoğan’ın konuşmalarına, BM’in-Güvenlik Konseyi’nin yeniden örgütlenmesinden bahsediyor. Hiç çekinmeden bir ABD’yi, Rusya’yı AB’yi, Çin’i eleştirebiliyor. Hepsini, “terörist devlet” olarak ifade ettiğiİsrail’e göz yummakla suçluyor[14]. Suriye konusunda açıyor ağzını yumuyor gözünü! Ve çıt yok! Niye? Obama’dan bile hiç ses çıkmadı! Neden biliyor musunuz, herkes söylediklerinin doğru-haklı olduğunu biliyor da ondan. O eleştirilerden sonra Obama çıkıpta bir laf etse dünya kamu oyuna ters düşecekti. Yeniden o eski “yankee” imajına sarılmış olacaktı! Bu nedenle, Erdoğan’ın haklı olduğunu bildiği için susuyor!

 

“Peki nereden geliyor Erdoğan’ın bu “haklı olma” durumu, nedir bu işin altında yatan sır? Türkiye’den korktukları için mi susuyorlar? Hayır tabii ki! Erdoğan’ın çıkışlarının 21.yy paradigmasına uygun olmasında yatıyor işin sırrı. Peki ne midir bu paradigma? Çok basit: “Savaşarak değil, kazan kazan politikalarına sarılarak hep beraber zenginleşelim” anlayışıdır bu..Daha çok bilgi üreterek, daha ucuza daha iyi kalitede mallar üreterek, biribirimizle barış içinde rekabet edelim ve birlikte kazanalım-gelişelim, büyüyelim, küresel zincirin halkaları haline gelelim anlayışıdır.. İşte Türkiye’nin ve Erdoğan’ın sırrı budur! Bizim Anadolu kapitalistlerinin tutunduğu ip de budur!..

 

“Peki, o koca koca devletlerin, onların kıdemli politikacılarının, onlar bir yana, dünyanın dörtbir yanındaki aydınların, bilimadamlarının çözemedikleri bu sırrı AK Parti ve Erdoğan nasıl çözdü, nasıl oldu da 21.yy’ın bütün problemlerini çözebilen bu müthiş silahı ellerine alabildiler onlar, herkesten daha akıllı oldukları için mi? Elbetteki hayır! Hayat, içerde ve dışardayaşanılan bütün o süreçler-tabi bunda jeopolitik konumun da rolü var-Türkiye’yi öyle bir yere getirdi ki, yaşamı devam ettirme mücadelesinde zorunlu olarak çözülmesi gereken problemlerin ancak 21.yy’ın gerçeklerine dört elle sarılınarak çözülebileceği ortaya çıktı.

 

“Çok basit! İçerdeki durum ortadaydı. İçerde, Osmanlı’dan bu yana Devlete bağlı olarak geliştirilmiş, iç pazarı sömürmekten başka bir yeteneği olmayan tekelci asalak bir sermaye ve onun egemenliği üzerine kurulmuş köhne-Devletçi bir sistem vardı. Bu nedenle, ağızlarıyla kuştutsalar bile bunların karşısında hiçbir rekabet şansları yoktu Anadolu kapitalistlerinin. E, içerde şansı olmayanın dışarda da bir varlığı olamazdı zaten.

 

“Bu kördüğümü önce Özal çözdü. Ve öyle oldu ki, sistem, kabukları kırılıpta dışarıya açılıverince önüne çıkan problemleri çözme sürecinde ne yapması gerektiğini hemen anladı. İçerdeki ve dışardaki rakipleri karşısında tek bir şansı vardı onların: Demokrasi ipine sarılmak! Barışiçinde daha iyisini, daha ucuza üreterek rekabet edebilmek. Bunun için de işbirliği!..

 

“İşte Erdoğan’ın ve Türkiye’nin sırrı budur. Ama bütün bunlar problem çözme pratiği içinde kendiliğinden gerçekleştiği için, olayın özünü halâ onların kendilerinin bile tam olarak anlayamadıklarını düşünüyor insan! Şöyle geriye doğru bakarak, nerelere geldiklerinigörünce, vay anasına be, biz neymişiz falan diye düşündüklerine, olup bitenlerden kendi nefislerine pay çıkarmaya çalıştıklarına inanası geliyor insanın! İşte tehlikeli olan budur. Süreci kendi nefsine maletme hastalığıdır. Özellikle Erdoğan’ın bu konuda çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Öyle kolay kolay ortaya çıkmıyor bir Erdoğan. Bu nedenle, hem biz neye sahip olduğumuzu bilelim, hem de onlar kerameti kendinden menkul şeyhler olmadıklarını bilsinler!.

 

“Bugün, atalarımızın at sırtında fetihler yaparak gittikleri yerlere giderek oraları yeniden fethetmek mi istiyorsunuz, bunun artık tek bir yolu var: Demokrasi ipine sarılarak, daha çok demokratikleşmek, küreselleşmesüreciyle daha çok bütünleşmek. Bunu hiç unutmayın”!.

 

Altını çizmek istediğim ikinci nokta ise Öcalan ve onun  durduğu yerle ilgili:

 

Aslında ben Öcalan’ı çok iyi anlıyorum!.

 

Dipsiz bir kuyuya düşmüşsün ve ancak o zaman görmeye başlıyorsun bir takım şeyleri. Kolay değil, iki yüz yıllık bir devşirme sistemi bu ve sen de bunun ürünlerinden birisin. Büyü ancak o zaman bozuluyor! Ve bağırıyorsun oradan bütün gücünle!.Kim duyar seni! Senin o arkadaşların bile duymazdan geliyorlar çığlıklarını. Çünkü onlar halâ eski paradigmaya hizmet etmekle meşguller!.Hepsi “devrimci”, hepsi “solcu”! Sen? Onların gözünde sen devletle uzlaşmaya çalışan zavallı bir mahkumsun! İşte insanı mahfeden korkunç bir diyalektik!.Soruyorum ben size şimdi, Öcalan’ın 21 Mart Çağrısı’nı kaç kişi anladı kendi saflarından! Onlar halâ şaşkınlık içindeler. Bugüne kadar yücelterek kullandıkları “liderleri” birden o kuyunun içinden sesini yükselterek, “yeter artık hizaya gelin” diye kükrüyor! Hayır deseler olmayacak, kendilerini inkâr etmiş olacaklar. “Evet” diyorlar, ama bu evet her an kıvırtmaya, Öcalan’ı harcamaya dönük bir evet. Allah kolaylık versin Öcalan’a!

 

Bu bir. Öcalan’a ilişkin olarak ikinci bir nokta da şudur:  Böyle durumlarda en büyük tuzak  insanın  kendi nefsidir. Düşünün ki tek başınızasınız ve artık o devletçi devşirme büyüsü bozulmuş, siz birtakım şeyleri görmeye başlıyorsunuz. Korkunç bir ruh halidir bu. Her an, vay anasına, ben neymişim diyerek iflah olmaz bir narsizmin içine düşebilirsiniz.  Bu konuda hem kendisinin, hem de ona gönül bağıyla bağlı olan insanların çok dikkatli olmaları gerekir diye düşünüyorum[15]..

 

Şimdi, yazının bu son kısmında, daha çok Öcalan’ın kendi kaleminden onun görüşle-rine yer vermek istiyorum. Arada ben de düşüncelerimi söyleyeceğim tabi..

 

------

 

[13]“Eğer kim olduğunuzu bilmek istiyorsanız hangi süreçlerin ürünü olduğunuzu, yani kendi tarihinizi iyi bilmek zorundasınız” www.aktolga.de Aktüel Köşe Yazıları

[14]Bu arada İsrail Türkiye’den özür dilemek zorunda kaldı, niye? Bazı AK Partililer bunu da Erdoğan’ın karizmasına-nefsinden kaynaklanan güce falan bağlıyorlar! İşte benim altını çizmek istediğim tehlike budur. Erdoğan’ın gücü, onun, kerameti kendinden menkul bir şeyh olmasından kaynaklanmıyor! Onun gücü, kendi varoluş koşullarının zorunlu olarak 21.yy paradigmasıyla örtüşmesinden kaynaklanıyor. Erdoğan, pragmatist bir lider olarak hayatın önüne koyduğu yolda ilerliyor o kadar. Bütün mesele, hayatın-21.yy gerçeğinin Türkiye’nin ve Erdoğan’ın önüne çıkardığı o yolla ilgili. Bunu bir an bile olsa gözden kaçırdığın an bitersin. Bu unutulmasın.

[15]Şimdi bakın,  bu satırları kaleme alırken bile benim  içimde halâ acaba gerçekten böyle mi durum endişesi var! Yani, Çağrı’yı temel alarak diyoruz ki, Öcalan 21.yy dinamiklerinin zorlamasıyla bazı şeyleri görüyor ve bunları en zor koşullar altında da olsa haykırmaya çalışıyor..Dikkat ederseniz burada hep  Çağrı’yı  olumlu yönde yorumlama-anlama çabası-isteği var. Ama öte yandan bir de düşünüyorsunuz, acaba biz hayal mi görüyoruz! Al bak işte KCK Sözleşmesi  duruyor ortada halâ, Öcalan’ın söylediklerinde de burada yer alan görüşlerden farklı birşey yok aslında! Fark sadece söylenilenlerin yorumundan kaynaklanıyor! Eğer durum böyleyse o zaman biz neyi tartışıyoruz ki! Çağrı’yı falan bir yana bırakalım, esas olanı, yani KCK Sözleşmesindeki görüşleri tartışalım!.Ama eğer böyle yaparsak da o zaman Çağrı güme gidecek!! O zaman kardeşim bir tek çözüm yolu var bunun. Çağrıyı ayrı olarak ele alıp destekleyeceksin; bakacaksın, eğer ilerde olayı başka zemine çekme gayretleri falan ortaya çıkarsa da o zaman herkes kendi yoluna devam edecek!..

DEVAM EDECEK...