• 12.06.2022 20:22

“Irkçılık” adı verilen illet ve de kötü hastalık nedir derseniz; kısa bir izahat ile yazıma başlamak istiyorum: Irkçılık insanların toplumsal özelliklerini ırksal özelliklerine indirgeyen, bir ırkın öteki ırklara üstün olduğunu öne süren kötü bir öğretidir. Bu çizgideki insanlar farklı bir ırk veya etnik kökene sahip oldukları için diğer insanlara yönelik önyargılı, ayırımcı düşmanlık boyutuna yükselten veba, Corona gibi tehlikeli hastalık olduğu bir gerçektir.

Neyse konumuz ırkçılığın genel bir analizi ya da bilimsel tezini ortaya koymaya yönelik bir yazı değildir.

Son yıllarda yaşanan ve hala kamuoyunda tartışılan Aysel Tuğluk ve rahmetli Panos Özararat olaylar üzerine gazetecilik gözlemim ile çarpıcı yaşanmışlığımı 1985’den günümüze giderek yükselen seyri siz  okuyucularım ile paylaşarak ülkemde hoşgörü sınırının ne kadar aşındığı ve de hangi tehlikeli boyutlara geldiğini örneklemek istedim.

Konya’da aktif gazeteciyim. Yeni Konya’nın Yazı İşleri sorumlusu, Günaydın’ın Konya temsilcisiyim. Küllük başında ( bu günkü Şerafettin Cami, Şems-i Tebriz’i camii ve Alâeddin tepesi arasında kalan; Ermeni kökenli vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı mahalleye eskiden bu ad verilirdi.) evi olan Panos Özararat adlı Ermeni bir dostum vardı. Konya’nın ilk sanayicisi ve harika bir şairdi. Yeni Konya’nın 2. sayfasında gazete sahibi Adil Gücüyener 2 sütunluk köşe vermişti. Gazetede işe başladıktan sonra şiir köşesini devam ettirdim.

Her siyasi görüşte partilere eşit mesafede durur, seçmen kitlesine göre gazetede haber ve açıklamalarına yer verirdim. Hanım Konyalı olduğu için Kürd olduğumu bildikleri halde yaygın ve bölgesel gazeteler elimin altında olmasından dolayı aynı çizgide olmadığım bazı siyasi partililer “enişte” diyerek benimle ilişkilerini sürdürürlerdi. Eşit haber yayınlayan tarafsız gazeteci ilkemi korumaya gayret ettiğim için beni sık sık ziyaret ederlerdi.

Bir gün söz konusu siyasi partilerden birinin il yöneticisi: “ Latif Bey, şu gâvurun şiirlerini gazeteye koymazsan ne iyi olur” teklifinde bulundu. Bozuntuya vermeden; “hay hay. yarından tezi yok Panos gibi vatan, ülke, tabiat, Konya, insanlık, kardeşlik, birlik üzerine şiir yazan bir şair getirin hemen köşesini kapatayım” dedim. Pabucun pahalı olduğunu gören ırkçı kafalı partili komşum “ Latif Bey sen de işi yokuşa sürüyorsun. Nerede o kadar güçlü kalemi olan bir şair bulacağım” dedi. Ben de “O zaman siz arayın, bulunca getirin. O zamana kadar Panos’un köşesi devam edecek” dedim.

Irkçı kafa Panos gibi bir şair bulamadığı için dostumun şiir Köşesi vefatına kadar sürdü. Ki o Ermeni Panos Konya’da birçok dindar, mütedeyyin milliyetçi, Sünni insanın kalbinde de yer edinmiş bir kişilikti. Vefatından bir süre önce kişi ve parti ismini vermeden bana yapılan teklifi üzüleceğini bile bile anlattım.

Çok zeki bir insan olan Panos bunu söyleyeni tahmin etti. Ve bana dedi ki, “ Latif Bey, Konyalıların bir bölümü Mevlana’yı anlamadıkları gibi beni de anlamak ve tanımak istemiyorlar. Irkçılık bazıların gözüne perde indirmiş. O yüzden sana vasiyetim ölürken beni Türkler mezarlığına gömün” dedi. Rahmetli Panos’un bu vasiyetini yerine getirdim. “Panos’u Türkler Mezarlığına gömdük“ diye Günaydın gazetesinde manşet haber yaptım. Aşağıda 29 Nisan 1985 tarihinde gazetenin 1. Sayfasında çıkan haberimin kupürünü bulacaksınız.

Rahmetli Panos zamanında Irkçılık belli bir kesim insana hoş geliyor idiyse de kelimenin anlamını çağrıştıran günümüz boyutundaki bir yaklaşım ve düşmanlık insanlar arasında uçuruma yol açacak cinsten değildi. 12 Eylül öncesi planlı karşı cephe ve düşmanlık tohumları ekilmiş olsa da insanlar ve partiler arası az da olsa bir hoşgörü ve sempati vardı.

Ancak  Eylül 2017 tarihinde Panos olayı gibi yaşanan mezar olayı bütün ümitlerimi kırdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk'un annesi Hatun Tuğluk'un Ankara'da düzenlenen cenaze törenine yapılan ırkçı  saldırıdan sonra İncek mezarlığına cenazeyi gömdürmediler. Anne Tuğluk cenazesi Tunceli’de gömüldü.

Özellikle bu olaydan sonra Tuğluk sağlık problemleri yaşadı ve 8 Mart 2021 tarihli İzmit SEKA Hastanesi tarafından hazırlanan muayene bilgilerinin yer aldığı raporda Tuğluk’ta bir yıldır unutkanlık, konuşacağı kelimeleri hatırlayamama, tekrar tekrar sorma, kıyafetleri ters giyme bulgulara rastlandığı kaydedildi.

Hafıza kaybı yaşayan Tuğluk’a sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Hastanesi’nde 15 Mart 2021’de demans tanısı konuldu. Tuğluk, altı ay boyunca üniversite hastanesinde uzman doktorlar tarafından muayene edildi. Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Adli Tıp Anabilim Dalı 12 Temmuz’da açıkladığı kesin raporunda: “Hastalığı kronik seyirli, ilerleyici vasıfta, cezaevi koşullarında sağlanabilecek tıbbi destek ve bakım yetmeyebilir, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremez, cezasının infazı ertelenmeli“ dedi.

Ancak, ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu, üniversitenin raporuna karşı 3 Eylül 2021 tarihinde yeni bir rapor hazırlayarak, ‘Tuğluk’un hayatını yalnız idame edebileceği, tedavisinin düzenli poliklinik kontrolleriyle sağlanabileceği, bu yüzden cezaevi şartlarında infazına devam edebileceği‘ yönünde görüş bildirdi. Bu raporun ardından Tuğluk’un avukatlarınca talep edilen infaz ertelemesi, Kocaeli başsavcılığınca reddedildi.

Panos ve Tuğluk’un annesinin mezarları ve Tuğluk’un hastalığı olayında Irkçılıkta hangi boyuta doğru geldiğimiz yorumunu siz okuyucularıma bırakıyorum. İnsanlığın en büyük düşmanı Irkçılığa hayır ve Aysel Tuğluk tahliye edilmeli diye yazıma son veriyorum.