GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEM ÜZERİNE

  • 4.04.2022 17:41

Makalemin başlığında kullandığım sloganı 4 yıldır her ortamda duyuyoruz. ANCAK, bunun ne olduğunu benim de dâhil olduğum milyonlarca insan bilmiyor. 

Türkiye'deki siyasi ve toplumsal ortam; Siyaset psikolojisi ve sloganlar açısından Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı'nın ruh hali bir birinin kopyası olunca insanlar, toplum, seçmende umutsuz, endişeli ve de siyasilere güvenini yitirmiş durumda.

Yıllarca gazeteci, yazar olarak siyaset ve Politika içinde yaşadım. (İç Anadolu Günaydın, Sabah gazeteleri ve ATV-STAR TV Temsilcisiydim) Hiç bir dönem bugünkü kadar kutuplaşmış gergin toplum görmedim. İster ev, ister iş, ister sokakta, hatta okul ve de Üniversitede olsun, günlük ortamımızın her yerinde kutuplaşma, gerginlik hâkimdir.

Tartışmalarda birbirlerine hakaret, küfür ediyorlar. Caddelerde ve sokaklarda insanlar birbirlerini dövmeye kalkışıyorlar. Sakin, huzurlu insanlar yok denecek kadar azaldı. İnsanlar sorunlarına çözüm bulunmayınca  kendilerini çaresiz hissediyorlar; duygularını bastırmaya çalışıyorlar. İşlevsiz kaldığı, işe yaramadığı ruh hali ile hayal kırıklığı ve agresif tavrı şiddete dönüyor. Bu da öfke ve kızgınlık patlamalarına, o da intikama, kin ve nefrete sebep oluyor.

Ülkeyi yöneten iktidar demokrasi eksikliğini gideremediği gibi, muhalefette ne yazık ki aynı güvensizliği veriyor. Peki, iktidarın yapmadığı ya da yapmak istemedikleri karşısında muhalefet ne yapmalıdır? Bana kalırsa önce cevaplanması gereken soru budur.

Örnek verecek olursam: Bu ülkenin en can alıcı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri, sivil, insani sorunu nedir? Hiç şüphesiz Kürd ya da doğru anlatım ile “Türk” sorunudur. Peki, bu hayati mesele için neler yapılmalıdır?

1- sorun nedir tarif edilmesi gerekmez mi? 100 yıldır yapılmıyor, yapamıyorlar, yapamıyorlar.

2- İkinci aşamada sorun analiz edilmeli. Tarifi yapamayanlar sorunun analizi nasıl yapsın ki!..

3- Sorunun nedenleri nelerdir? Hali ile buna hiç inilmiyor, belki de inemiyorlar. 

4- Bu üç aşama hal edilirse ancak dördüncü aşama olan “çözüm nelerdir” safhasına geçilir. 

5- O zaman söz konusu alternatiflerden hangisi bana daha çok uyar, onu daha kolay uygular ve sonucuna varırım konumuna geçilir.

Bu ve benzeri soruların doğru yanıtı verildikten sonra ancak karar verilebilir. Tam da bu aşamadan sonra çözümün plana göre uygulanmasına başlanır. Bunların yapılması için sorun ile ilgili çevre, kurumlardan bilgi toplanması ve iletişime geçmesi gereklidir. Bunların yanında zaman zaman planın nasıl yürüdüğü de kontrol edilmeliler. 

Muhalefetin, yani Millet İttifakının bu güne kadar ne güçlendirilmiş Parlamenter ne de Kürd sorununda şu ana kadar böyle bir çalışma yaptıklarına şahsen rastlamadım. 

MESELA KÜRD konusunda kendilerine şu soruları sorulmalılar:

# Kürd meselesinde projemiz nedir? Hedefin neresindeyiz?

# Hedefe ulaşmada engeller var mı? Varsa nelerdir? 

# Bu çerçevede Türkiye'de Kürd ya da Türk meselesinde demokrasi içinde sorunu analiz edilip nasıl çözülebiliriz?

Anlıyorum çok uzun, kolay bir süreç değildir. Ancak Cumhuriyetin yüzüncü yılına bir yıl kala ülkenin en büyün ve can alan sorunu Kürd meselesine şimdi de rejim sorunu eklendi mi? Eklendi. Peki, siyasilerin ve onlara destek veren insanların çözümü canı gönülden istemeleri gerekmez mi? Soruna bu açıdan bakmalarının önemli olduğunun farkına varmaları gerekmez mi? Hatta zamanı gelip geçmedi mi? Söylediklerimin gerçekleşmesi için her kesin üstlerine düşeni yapması gerekmez mi?

UNUTMAYALIM Kİ; 

Ülkedeki etnik ve inançsal karşıtlıklar/kışkırtmalar sonucu meydana gelen çatışmalar doğuruyor. Yani, Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-İslamcı sorunlar kartopu gibi yuvarlandıkça çığa dönüşüyor. Kimse de çözmenin yolu nedir? Sorusunu kendisine sormuyor. Bilhassa Kürt meselesinin çözülememesinin arka planında ve bilinçaltında yatan (siyasi-psikolojik) etkenler buna yol açıyor. 

Çoğunlukta olanlar veya hükmedenler; diğerlerinin yani kendileri gibi olmayan, inanmayan ve düşünmeyenlere çok acımasızca öteki olarak davranıyor. Bu zamanla toplumda toleransın azalmasına ve çatışmaların şiddete dönüşmesine yol açmaktadır.

Özellikle, eğitim, siyaset ve sosyal yönlendirmeler, İnsanları kendileri dışında başka kimselerin de olduğunu idrak ve kabul etmeleri engelleniyor. Başkaları denilen ötekilerin görüşleri ve inançları farklı olduğunu kabullenmiyor. Onların olduğu gibi kabul etmiyor.

Karşıtlık ve çatışmaların psikolojik/fikirsel çözümünün ön koşulu olarak dayatılıyor. 

Öyle ki kişinin yetiştiği evde, okulda, çevrede bu gibi konular kabul görmediği için toplum kutuplaşıyor, farklı yönlere savruluyor.  Kendinden farklı dil, inanç, sosyal ve kültürel yapıya sahip insanlara tolerans gösterilmiyor. Başkalarının düşüncelerine saygılı olmuyor/ olamıyor.

Unutulmamalı ki demokrasi evde başlar, okulda devam eder. Evde diğer insanları hoş görme kültürü olursa; adalet varsa, orada yetişen çocuklar demokrat olur, insanları hoş görür, onlara saygılı olurlar. Kişi neyi görür, yaşarsa, onu tanıyıp uygular. Doğal olarak aileden daha sonraki evrelerde yani okullarda, iş yerlerinde, komşuları, çarşı pazarda olan ilişkilerindeki deneyimler hayli farklılaşır.

Türkiye'de Türk-Kürt, Alevi-Sünni, laik-İslamcı, Ermeni- Yahudi, Süryani - Ezidi vs. vardır. Bunların birbirini tanımalı, karşısındakilere hoşgörüyle bakmalılar. Ötekileştiren tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Farklılıklarımızı, bizim zenginliğimiz bilmeli. İnsanlar, farklılıklardan yeni şeyleri öğrenir ve birbirlerini tamamlarlar diye bakmalıdır. 

SONUÇ:

Muhalif 6 parti. Yani millet ittifakı yukarda açıklamaya çalıştığım görüş, ilkeler ve prensipler üzerinden Güçlendirilmiş Parlamento ve Kürd meselelerinde mutabakat sağlamaz ise; Cumhur ittifakı gibi geçmişte 6 milyon, bu gün için 7 milyon seçmeni olan HDP’yi kriminalize edip yok sayar ise seçimi altın tepsi içinde iktidarda sunarlar gibime geliyor.

Ankara’da Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Ankara Barosu Eğitim Merkezinde “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” adı altında 6 Nisan’da bir oturum gerçekleştirecek. Oturuma CHP Genel Başkan Yardımcısı Av. Muharrem Erkek, DEVA Genel Başkan Yardımcısı Av. Mustafa Yeneroğlu, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ayhan Sefer Üstün, İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bahadır Erdem, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Bülent Kaya katılacaklar. 

Derneğin Genel Başkan Yardımcısı Av. Kemal Akkurt’un moderatörlüğünde yapılacak. Beni de Kemal Bey toplantı davet edince, oturum öncesi bu yazıyı dikkatlerini asıl konuya çekmek ve konuyu kamuoyuna yansıtmak için yazdım. Dilerim toplantıda konulara dair beklenen cevapları verirler.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.