Demirtaş: Tekrar ve Fark

  • 29.07.2022 06:22

Gerek seçimlerin yaklaşması gerekse de HDP’nin yakınlarda kongre yapması sebebiyle olsa gerek, Selahattin Demirtaş geride kalan birkaç hafta içinde art arda görüş açıkladı. T24’e yazdığı yazıda ve T24’ten Murat Sabuncu’ya ve Halk TV’den Şule Aydın ve Timur Soykan’a verdiği mülakatlarda Türkiye siyasetinin genel gidişatını, bu gidişat içerisinde HDP’nin aldığı pozisyonu değerlendirdi ve bazı tespitler yapıp, kimi önerilerde bulundu. Biraz ikili bir mahiyete sahip, HDP’nin kurumsal pozisyonunu tekrar ederken bu pozisyondan ayrışan ama her halükârda göz ardı edilemeyecek tespit ve önerilerdi bunlar.

Demirtaş’ın tekrar ve fark içeren tespit ve önerilerini birkaç başlık altında ele almak mümkün: Siyaset-şiddet ve HDP-PKK ilişkisi, Türkiyelileşme siyaseti, iktidar ve muhalefetle ilişkiler, Türkiyelileşme siyasetinin yöntemi, HDP’nin iç işleyişi, Demirtaş’ın adaylığı. Yanılıyor ya da basitleştiriyor olabilirim ama gördüğüm kadarıyla bu yedi konunun ilk dördünde Demirtaş aşağı yukarı HDP’nin kurumsal pozisyonunu birebir tekrar ederken, diğer üç konuda HDP’ye farklılaşma teklif ediyor. Yine basitleştiriyor olabilirim ama ana siyasi hat itibarıyla Demirtaş HDP’yi neredeyse birebir tekrar ederken, yol yordam işinde HDP’ye farklılaşma, çeşitlenme önerisinde bulunuyor. Demirtaş’ın tekrarları ve farkları hem içerikleri hem de yalın mevcudiyetleri itibarıyla önemli. Her iki yönüyle değerlendirmeyi hak ediyor.

Tekrar

Siyaset-şiddet ve HDP-PKK ilişkisine dair Demirtaş’ın konumu net. Demirtaş siyasetin şiddetle bir arada olamayacağını, HDP’nin de PKK’nin “uzantısı, sözcüsü ya da destekçisi” olmadığını söylüyor. Bu iki nokta HDP tarafından da epey bir zamandır vurgulandığı için Demirtaş’ın siyaset-şiddet ve HDP-PKK arasındaki ilişkiler bahsinde söyledikleri HDP’nin kurumsal pozisyonunun tekrarından ibaret görünüyor. Kürt siyaseti içindeki ‘özel’ yeri hesaba katıldığında Demirtaş’ın bu tekrarının HDP’nin bu iki konudaki kurumsal pozisyonunu güçlendiren bir tutum olduğunu söylemek mümkün. PKK’nin “silahları tümden susturmasını, bırakmasını istediği” yönündeki açıklaması da öyle. Demirtaş, Türkiye’nin askeri çözümde ısrar etmesi ve Öcalan’a uygulanan tecrit gibi engellere rağmen “PKK’nin silah bırakmasından mutlu olacağını” söylüyor.

Kürt siyasetinin HDP serüveniyle birlikte markalaştırdığı Türkiyelileşme siyaseti başlığı altında toplanabilecek beyanları Demirtaş’la HDP arasındaki tekrar ilişkisinin geniş kapsamlı olduğuna işaret ediyor. Demirtaş’ın “Bütün sorunlarımıza Türkiye’nin bütünlüğü içinde çözüm arıyoruz” açıklaması, HDP’nin uzunca bir zamandır sahip çıktığı Türkiyelileşme siyasetinin temel önermelerinden biri malum.

Son olarak, HDP’nin iktidar ve muhalefetle ilişkileri bahsinde Demirtaş’ın söyledikleri de HDP’nin kurumsal pozisyonuyla aynı. HDP gibi Demirtaş da, AKP-MHP iktidarını rakip, 6’lı Masa’yı potansiyel müttefik olarak görüyor ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uzlaşılırsa muhalefetle birlikte ortak aday çıkarılmasının uygun olacağını, uzlaşılamazsa da HDP’nin kendi adayını çıkarması gerektiğini düşünüyor.

Özetle, art arda verdiği mülakatlarda söylediklerinde ve yazdıklarında Demirtaş, HDP tarafından takip edilen ana siyasi hattı neredeyse aynen tekrar ediyor. HDP’nin eski eş genel başkanlarından biri olduğu düşünüldüğünde bunda şaşılacak bir şey yok. Öte yandan, Demirtaş’ın söylediklerinde ‘farklar’ da var, bu da açık. 

Fark

‘Farklarını’ ortaya koymadan önce Demirtaş’ın tekrarlarının iki önemli etkisinin altını çizmek istiyorum. Demirtaş’ın tekrarlarının ilk etkisi HDP’nin ana siyasi hattını güçlendirmek. Demirtaş’a yönelik seçmen muhabbeti ve ilgisi azalmadan devam ettiğinden, tekrarları HDP’nin ana siyasi hattını kuvvetlendiriyor. Ancak aynı tekrarların başka bir etkisi daha var. Tekrarın farka yol açması türünden bir etki bu. Demirtaş HDP’nin siyaset-şiddet, HDP-PKK ve Türkiyelileşme başlıklarındaki pozisyonunu tekrar ettikçe basit bir gerçek kendiliğinden ortaya çıkıyor: HDP’nin bu konulardaki pozisyonu bihakkın anlaşılmış ya da HDP bu önemli konularla ilgili pozisyonu hakkında kamuoyunu ikna edebilmiş değil. HDP neredeyse kurulduğundan beridir PKK’nin silahsızlandırılmasını ve Kürt meselesinin Türkiye içinde çözümünü savunuyor olmakla beraber HDP-PKK ve HDP-şiddet arasındaki ilişkiye dair genel kamuoyu algısı müspet değil. Malum, HDP halen sadece iktidar tarafında değil muhalefetin bir kısmı tarafından da ilişki kurulamaz bir parti muamelesi görüyor ve Kürt meselesi kamuoyunca halen bir ayrılıkçılık ve çatışma meselesi olarak okunuyor. Bu durumdan HDP’nin ne kadar sorumlu tutulabileceği yerinde bir soru olmakla beraber Demirtaş’ın tekrarları bir farka yol açıyor: HDP’nin kamuoyunu ikna edemediğini hatırlatmak. Nitekim Demirtaş’ın söylediklerinde farklı olanların bir kısmı bu son durumla ilgili. Demirtaş HDP’nin ana siyasi hattına değil, bu hattın takip edilme yoluna, yordamına dair farklı şeyler söylüyor. 

“Bölünme korkusunu kaldıracak politika ve söylemler üretmek”, “başkalarının hassasiyetlerine saygı göstermek”, “değişimi kendimizden başlatmak”, “mağdur kimliğimize gömülmeden, özgüvenle Türkiye’yi kucaklamak”, “ilkelerimizden değil, korkularımızdan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmek”. Yol, yordam bahsinde Demirtaş’ın söyledikleri bunlar. Somutlaştırılmaya ihtiyacı olmakla beraber bütün bu yordam önerilerinin ardında, anladığım kadarıyla, şu türden bir tespit var: HDP ana siyasi hattını savunurken bir rutine gömülmüş durumda ve bu rutin HDP’yi potansiyel büyüklüğüne erişmekten, mevcut büyüklüğünü de siyasete tahvil edebilmekten alıkoyuyor.

Yordam bahsi altında da değerlendirilebilir olmakla beraber daha ziyade partinin iç işleyişine dair de bir fark var Demirtaş’ın söylediklerinde. Demirtaş “HDP’de ön seçimden çıkmamış” hiç kimsenin aday olmaması, “tüm milletvekili, belediye başkanı ve belediye meclisi üyesi adaylarının mutlaka şeffaf ve demokratik bir ön seçimle belirlenmesi” gerektiğini savunuyor. Bu fark yeterince önemli olmakla beraber Demirtaş’ın seçimler yaklaştıkça bu konuyu daha sık dile getireceğini ifade etmesi ayrıca önemli. Emin değilim ama HDP’nin iç işleyişine dair bu öneri, bizzat önemli olmakla beraber, yol yordam işlerinde rutinden çıkışın reçetesi olarak da öne sürülüyor olabilir.

Demirtaş’ın söylediklerindeki bir diğer önemli fark da kendisinin cumhurbaşkanı adaylığı hakkında. Muhalefetle ortak bir adayda uzlaşılamaması durumunda HDP’nin adayının kim olacağı önemli bir mesele ve burada Demirtaş kendi ismi tartışılmadan bir karar alınmasını istemiyor belli ki. Hem HDP’nin 2015 seçimlerine parti olarak girebilmesinin önünü açan 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başarısı hem de cari siyasetin içinde kalma arzusuyla ilgili olsa gerek, Demirtaş cumhurbaşkanı adayının belirlenmesinde söz sahibi olmak istiyor. Demirtaş’ın Halk TV’ye verdiği mülakatta sarf ettiği “Cami avlusunda bulunmadım ki HDP bana sahip çıksın” ifadesi Kürt seçmen nazarında gördüğü muhabbete duyduğu güveni gösteriyor. Belli ki, bu güvenin altını çizmek, bu durumu hatırlatmak istiyor Demirtaş.

Demirtaş’ın geçen birkaç haftada art arda söylediklerinde görebildiğim farklar bunlar. Ana siyasi hattan ziyade yol yordam işlerine yoğunlaşan, bu itibarla da HDP’ye yeni bir istikamet değil, siyaset yapma yönteminde çeşitlenme teklif eden farklar var Demirtaş’ın söylediklerinde. Öte yandan, içeriği ‘sınırlı’ olmakla beraber bu farkların bizzat seslendiriliyor olması, diğer bir deyişle, Demirtaş’ın konuşma jesti, daha doğrusu konuşmakta ısrar etme jesti çok önemli.

Cami avlusunda bulunmadım diyerek hatırlattığı kuvvetli meşruiyetiyle ilgili olsa gerek, Demirtaş Kürt siyaseti hakkında konuşmanın ötesine giden bir iş yapıyor, bu siyasete müdahale ediyor. Gördüğü büyük ve derin muhabbetten aldığı meşruiyetle Kürt siyasetine müdahil oluyor Demirtaş. Kürt siyasetinin geçmişiyle kıyaslayınca büyük fark galiba bu.

 

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.