• 4.01.2022 06:38

Kürt meselesinin bölgesel durumuyla ilgili önceki yazıda 2015’ten sonra Suriye ve Irak’ta oluşan statükonun 2022’de değişebileceğini gösteren işaretlerden söz etmiş, meselenin Türkiye kısmını değerlendirmeyi bu yazıya bırakmıştım. Kürt meselesinin Türkiye’deki ve bölgedeki seyri uzunca bir zamandır iç içe girdiğinden bunların birindeki değişimin diğerini tetiklemesi kaçınılmaz olmakla beraber, meselenin bölgesel boyutunu bir an için askıya alarak ‘yerel’ duruma baktığımızda görünen esas olarak şu: Kürt meselesinin Türkiye kısmında 2015-2016’da kurulan statükoyu mümkün kılan siyasi iklim ve güç kompozisyonu önümüzdeki seçimlerde yenilenebilir görünüyor. Bu da şu demek: Kürt meselesinin bölgedeki seyrinde olduğu gibi Türkiye’deki seyrinde de, seçimlerin ne zaman yapılacağına bağlı olarak, 2022’de ya da 2023’te bir değişim yaşanması muhtemel.

Öte yandan, gerçekleşmesi muhtemel bu değişimin kuvvetlice bir değişim olabileceğini söylemek zor. Kürt meselesini çevreleyen durumu mümkün kılan faktörlerle etkinlikleri vasıtasıyla meselenin gidişatını şekillendirebilecek aktörlerin yatkınlıkları birlikte düşünüldüğünde değişim ihtimalinin kuvvetli, muhtemel değişimin kuvvetli olma ihtimalininse zayıf olduğu görülüyor. İzah etmeye çalışayım.

Durum

Kürt meselesinin Türkiye kısmını çevreleyen durumun ilk ögesi şu: 1999’dan başlayarak, AB perspektifi, vesayet rejimine karşı müttefik arama ve Arap Baharı’ndan bölgesel güç olarak çıkma işlerine bağlı olarak devleti yönetenlerce peşine düşülen “zayıf tanıma” siyaseti 2015’le birlikte yerini süreklileşmiş tahakküm siyasetine bırakmış durumda. Diğer bir deyişle, yakın zaman perspektifinden bakılacak olursa Türkiye eski Türkiye değil. 100 sene perspektifinden bakılacak olursa da Türkiye eski Türkiye.

Durumun ikinci ögesi de Kürtlerle ilgili. Burada görünen de şu: Kürt meselesi tam gaz devam ediyor. Bütün işaretler, nüfusun 5’te 1’ini oluşturan ve büyük kısmı ülkenin belli bir bölgesinde meskûn Kürtlerin yarısının ve hatta biraz daha fazlasının 100 senedir maruz kaldıkları ‘tanınmama’ statükosuna itiraz etmeye devam ettiklerini gösteriyor. 2015’ten bugüne takip edilen süreklileşmiş tahakküm siyasetine rağmen HDP’ye destek vermeye devam edip AK Parti’ye verdikleri desteği azaltmaları, Kürtlerin tanınma taleplerinin aynen sürdüğüne işaret ediyor. Yukarıda kullandığım benzetmeyi devam ettirecek olursam Kürtler de eski Kürtler, orada da değişen çok bir şey yok. Ama tam da değil. Bir açıdan bakıldığında Kürt meselesi de, Kürtler de değişmiş görünüyor. Şehir savaşlarının bildik akıbetinden beridir silahlı faaliyet, Kürt meselesinin de Kürt hareketinin de oldukça tali bir unsuruna dönüşmüş durumda ve yeniden asli bir unsura dönüşme ihtimali zayıf görünüyor.

Bu kısa durum analizi şunu gösteriyor: Kürtlerin tanınma talebi ve devletin tanımama kararlılığı, Kürtlerin maruz kaldıkları vaziyeti değiştirme arzusu ve devletin vaziyeti sürdürme istenci aynen devam ediyor. Kürt meselesini çevreleyen zeminde bu ikisinden başka bir faktör, işlerin gidişatını etkileyebilecek başkaca bir dinamik olmasaydı Kürt meselesinin seyrinin değişme ihtimali de herhalde epey zayıf olurdu. Çünkü, ne kadar kuvvetli olursa olsun Kürtlerin durumu değiştirme arzusu devletin durumu koruma istenci karşısında galebe çalabilecek gibi değil.

Ancak, bu türden faktörler var ve bu durum Kürt meselesinin seyrinde bir değişimi muhtemel kılıyor. Kürt meselesinin bölgesel seyriyle ilgili olanları askıya alacak olursak, bu faktörlerin en önemlisi Türkiye siyasetinde Kürt meselesi haricinde gerilim hatlarının mevcut oluşu. Türkiye siyaseti Kürt meselesi haricinde yaşam tarzları, bölüşüm işleri, adalet, Türkiye’nin küresel siyasetteki istikameti gibi hatlar üzerinden de geriliyor ve bu gerilimler 2018’den beridir bir meta-gerilime, otoriterlik karşısında demokrasi gerilimine hayat veriyor. Esasını tanınma talebinin oluşturması ve bir süredir süreklileşmiş bir tahakküm siyasetinin hedefinde olması, Kürt meselesini ve bu mesele etrafındaki gerilimi de bu meta-gerilimin menziline sokuyor.

Özetle, Kürt meselesi etrafındaki de dahil olmak üzere Türkiye siyasetinin ana gerilimleri bir süredir otoriterlik karşısında demokrasi gerilimi şeklinde kristalize oluyor. Nitekim, çok büyük bir değişiklik olmadığı takdirde önümüzdeki seçimler de bu gerilimin taraflarını temsil eden iki program, iki aday arasında olacak gibi görünüyor. Olur da, bugün itibarıyla hiç de küçük görünmeyen demokrasi hattındakilerin kazanması ihtimali gerçekleşirse, Kürt meselesinin seyri de bir biçimde değişeceğe benziyor. Gerek seçimlerin demokrasi tarafındakilerce kazanılması ancak tanınma talebinin taşıyıcısı Kürtlerin katkısıyla mümkün olacağından, gerekse de seçim sonrasında devreye girecek demokrasiye dönüş siyaseti doğal olarak süreklileşmiş tahakküm siyasetinin geriletilmesini getireceğinden, seçimlerin ardından Kürt meselesinin seyrinin değişmesi epey muhtemel görünüyor. Özetle, Kürt meselesi etrafındaki cari durum, diğer bir deyişle, Kürt meselesi etrafındaki gerilimin daha büyük bir gerilime teğellenmiş oluşu ve bu gerilimin belli bir istikamette çözülme ihtimalinin mevcut oluşu, meselenin seyrinin değişmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteriyor. 

Değişim: Cılız ve İstikrarsız 

Kürt meselesinin seyrinin değişme ihtimalinin kuvvetli olduğunu gösteren bu durum analizi bir başka şeyi daha gösteriyor: Değişimin kuvvetli olma ihtimalinin zayıf olduğunu. Hem şimdiye kadar sözünü ettiklerim hem de ilave birkaç faktör, Kürt meselesinin seyrindeki muhtemel dönüşümün pek muhtemelen cılız ve istikrarsız bir dönüşüm olacağına işaret ediyor.

Dönüşüm pek muhtemelen cılız ve istikrarsız olacaktır, çünkü yukarıdaki durum analizinin de gösterdiği üzere dönüşümü mümkün kılacak görünen müstakbel siyasi gelişme olarak otoriterliğe karşı demokrasi fikri etrafında bir ittifak kurulmasının arkasında üzerine uzlaşılmış kuvvetli ilkeler, sadakatle bağlı olunan normlardan ziyade mecburiyet var. Muhalefeti oluşturan çeşitli aktörler arasında şu ana kadar oluşmuş görünen mutabakat “mevcut otoriter rejimden çıkalım da sonrasına bakarız” türünden gevşek bir mutabakata benziyor ve Kürt meselesinde takip edilebilecek yol yordam hakkında neredeyse hiçbir işaret içermiyor. Şu ana kadarki vaziyet daha ziyade şunu gösteriyor: Kürtler maruz kaldıkları süreklileşmiş tahakküm halinin ötesine açılan bir kapıyı aralayabilmek için muhalefetle birlikte olmaya, muhalefetin başat aktörleri ise otoriter tek adam rejiminden parlamenter demokrasiye geçebilmek için Kürtlerle birlikte olmaya ihtiyaç duyuyor. Bu karşılıklı mecburiyet hali, Kürt meselesinin seyrinin seçimler sonrasında kuvvetli bir biçimde dönüşme ihtimalinin o kadar da kuvvetli olmadığını gösteriyor. Muhalefet aktörleri arasındaki cılız mutabakatın genişleyerek Kürt meselesinde daha nitelikli bir dönüşümü tetikleme ihtimali olmakla beraber, bugünkü mecburiyet mutabakatı Kürt meselesinin seyrinde seçimler sonrasında gerçeklemesi muhtemel dönüşümün cılız ve istikrarsız bir dönüşüm olacağını gösteriyor.

Üstelik, sözünü ettiğim muhtemel dönüşümü cılız ve istikrarsız kılacak başka faktörler de var ya da olacak. En başta da bugünkü otoriter durumun müellifi siyasi aktörlerin ve bürokrasinin müstakbel tasarrufları. Malum, AK Parti-MHP ikilisi ve bürokrasi açısından mevcut süreklileşmiş tahakküm siyasetinin Kürtlerin desteğinden mahrum kalıp müstakbel seçimleri kaybetme ihtimali yaratmaktan başka bir mahzuru yok. Aksine, bu küçük mahzuru olmasa söz konusu siyaset AK Parti-MHP ve bürokrasi nazarında başarılı olmuş ve sürdürülmesi gereken bir siyaset. Nitekim, seçimler sonrasında iktidar değişikliği gerçekleşir de Kürt meselesinin seyrini değiştirebilecek adımlar atılmaya başlanırsa bu üç aktörün nasıl davranacağını kestirmek zor değil. Hülasa, muhtemelen yeni müttefikler de bulacak bugünün iktidar aktörlerinin ve bürokrasinin göstereceği direnç, Kürt meselesindeki muhtemel değişimin cılız ve istikrarsız olmasına yol açacak bir başka faktör.

Muhalefet partileri arasındaki büyük farklılıklar da benzer bir faktör olarak işleyecektir. Şu ana kadar verilen işaretler Deva, Gelecek ve Saadet Partisi’nin Kürt meselesinin seyrindeki muhtemel dönüşümün nitelikli bir dönüşüm olmasına cevaz verebilecekleri yolunda. Ne var ki, muhalefetin lokomotif partisi olarak CHP’nin ve daha önemlisi İYİ Parti’nin bu türden nitelikli bir dönüşüme evet demesi pek de mümkün görünmüyor. Kürt meselesinin seyrini dönüştürmesi muhtemel bir gelişme olarak iktidarın değiştirilmesi işinin müstakbel faillerinden biri olarak İYİ Parti’nin ve kısmen de CHP’nin Kürt meselesi hakkındaki bilinen yatkınlıkları da, söz konusu dönüşümün cılız olma ihtimalinin kuvvetli olduğunu gösteriyor.

Son olarak, kamuoyunun mevzu hakkındaki genel eğilimi de benzer bir işlev göreceğe benziyor. Malum, Kürt meselesi ya da Kürt meselesinde yeni bir siyaset fikri uzunca bir süredir kamuoyunun gündeminde değil. Kaldı ki, kamuoyu yoklamaları vatandaşların büyük kısmının Kürt meselesinde liberal bir pozisyona uzak olduklarını gösteriyor. Bu durum seçimler sonrasında devreye girmesi muhtemel değişimin cılız kalması için kuvvetli bir mazeret oluşturacaktır.

Özetle, vaziyet ve vaziyeti şekillendirme kabiliyetine sahip aktörlerin yatkınlıkları, Kürt meselesinin Türkiye’deki seyrinde, seçimlerin ne zaman yapılacağına bağlı olarak bir değişimin gerçekleşebileceğini ancak söz konusu değişimin kuvvetli olma ihtimalinin olmadığını gösteriyor. Kürt meselesinin görünür geleceğinde nefes alabilecek türden bir ferahlamadan fazlası var görünmüyor.