• 8.01.2015 00:00
  • (52582)

 Estirdiği terör fırtınasıyla oylarını 5 ay içerisinde %8-9 oranında arttıran ve toplam oyların %50’sini alan AKP’ye karşı seçim barajını geçen 3 parti var. Üçü de problemli ve ciddi bir büyüme potansiyeli taşımıyor. Siyasi iktidar Tayyip’ten Bilal’e ondan da Bilal’in oğluna geçecek gibi gözüküyor. Enseyi karartmamak elde değil.

Bahçeli’nin MHP’si Alpaslan Türkeş’in MHP’siyle kıyaslanmayacak kadar iyi bir partidir. Bahçeli’nin MHP’si ne kitle katliamları yapıyor ne de sistematik cinayetler işliyor. Ancak demokrasi diye bir derdi yoktur. MHP 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar sadece AKP’ye hizmet etti. Böyle bir partiyi demokrasi cephesine dahil etmek imkansızdır.

CHP bir türlü “ulvi” bir hikaye sahibi olamıyor. Eski Kemalist parti oradan buradan yamalanarak batı türü bir sosyal demokrat partiye dönüştürülemiyor. Zaman zaman köylü milletini ufak tefek hediyelerle kandırmaya çalışan çerçiler konumuna düşüyorlar. Zaman zaman da yolsuzluk ve hukuksuzluk gibi ağır AKP suçlarının üstünde uzun uzadıya durduktan sonra bunun sandıkta hemen meyvesini görmek istiyorlar. Sandıkta bir şey çıkmayınca “Demek ki seçmen bu tip meseleleri dert edinmiyor” diyerek umutsuzluk içinde tekrar çerçiciliğe soyunuyorlar. Kaldı ki Tek Parti Dönemi’nin insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlar ile bile doğrudan hesaplaşmaya cesaret edemediler. AKP’nin zorlamasıyla CHP adına Dersim Katliamı nedeniyle Kürt bir CHP yöneticisi özür diledi. CHP’nin ağır topları da hiç vakit geçirmeden bu Kürt yöneticiye çok ağır küfürler ettiler. “Sen kim oluyorsun da CHP adına özür diliyorsun” dediler.

CHP, tutarlı bir demokratik eylem planı olan, sürekli biçimde demokrasi şuuru olan toplumsal kesimleri eyleme geçiren, aktif bir parti değildir. Varlık nedenini ve ruhunu tamamen yitirmiş gözükmektedir. Kalabalıklara hitap etmesini bilen ve parti teşkilatını çalıştıran çaplı bir lideri yoktur. CHP içten ve dıştan herkesin kolayca tokatlayabildiği bir şamar oğlanına dönüşmüştür. 7 Haziran sonrasındaki süreçte CHP yönetimi Deniz Baykal’la bile baş edemedi. Deniz Baykal, Tayyip Erdoğan’la işbirliği yaparak CHP’nin bütün hareket kabiliyetini yok etti.

Öte yandan HDP doğrudan PKK’nın vasiyeti altındadır. HDP, PKK’dan bağımsız hiç bir şey yapamaz. HDP, PKK’ya yönelik ciddi tek bir eleştiri bile yapamaz. PKK’nın “Ayağını denk al. Haddini aşıyorsun.” notunu alan her HDP’li haklı olarak dehşet bir korkuya kapılır. Bu insanların hayatları PKK yöneticilerinin iki dudağı arasındadır. HDP asla bir SINN FEIN değildir. Selahattin Demirtaş demokrat bir insandır, lakin bir Garry Adams değildir. Garry Adams Britanya hükümetiyle müzakerelerde davanın bir nolu lideri olarak masaya oturdu. Selahattin Demirtaş ise sürekli İmralı’yı adres gösterdi. Garry Adams IRA’nın hayatına kastedebileceğini aklından hiç geçirmedi. Selahattin Demirtaş her zaman büyük bir tehlike yaşıyor. Düşman kardeşlerin karanlığı gerçekten ürkütücüdür.

HDP, SINN FEIN gibi PKK’nın siyasi kolu olsaydı Kürt sorunu daha kolay çözülebilirdi. PKK, HDP’yi belirli sınırlar dahilinde yalnızca bir enstrüman olarak kullanmak istiyor. HDP’nin ömrü her halükarda kısa olur. HDP çok geçici bir partidir. HDP üzerine bir gelecek kurulamaz. Liberal Türk çevrelerinin HDP’ye demokratik bir SINN FEIN muamelesi yapmaları akıl dışı bir olaydır. Nitekim HDP bir SINN FEIN olmadığı için gazetecilerin “PKK’nın terör eylemlerini neden mahkum etmiyorsunuz?” gibi yalın sorularına kem küm etmekle veya derin tarihi-filozofik yanıtlar vermekle yetindiler.

PKK “ulusal savaş” adına onlarca masum askeri ve polisi öldürdü. Öldürülen erlerin, subayların, polislerin devleti Kürt sorununu çözmeye zorlaması düşünülemez. Devletin bu gibi kayıplara hiçbir önem vermediğini, kayıpların devlet için çok ucuza geldiğini hepimiz biliyoruz. Erler istisnasız bir biçimde fakir fukaranın çocuklarından oluşmaktadırlar. Türk bayrağı asılan bütün cenaze evleri (subaylarınki de dahil) metruk evlerdi. “Ulusal savaş veya devrimci mücadele” adına er, erbaş, subay veya polis öldürmek suretiyle ileriye gidileceğine inanmak çılgınlıktır. Eğer bir güzelliği varsa devrimin o da büyük kalabalıkların ayaklanmasıyla en az kan dökerek en hızlı biçimde iktidar odaklarına el koymasıdır. Devrime, bağımsızlığa veya özerkliğe fiiliyatta ne kadar yaklaşılıp yaklaşılmadığına bakmaksızın sadece sayısı giderek kabaran karşı tarafın ölü bedenlerini saymak ve illüzyonlara kapılmak vampirliktir. PKK’nın yaptığı tam da budur.

Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan arasındaki pazarlıklar Türk usulü başkanlık sisteminin (Anayasa’yla meşrulaştırılmış faşist bir rejim) bir uzlaşmaya varıldığını, sonrasında ise Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışının PKK ve AKP cephesinde büyük bir rahatsızlık yarattığını biliyoruz. “Müzakere”lerin en önemli iki unsuru Türk usulü başkanlık sistemi ve Öcalan için “ev hapsi” istemiydi. Bu nedenle önce yararsızlaşan sonra da ortadan kaldırılan “Çözüm süreci”ni taraflar yukarıdaki asli hedefler doğrultusunda (başkanlık ve ev hapsi) canlandırmaya çalışıyorlar. HDP içindeki tutkulu Apocuların bu eğilimi son günlerde açığa vurduklarını görüyoruz. HDP asla “Seni başkan yaptırmayacağız.” sözünün arkasında duramaz. Mesajı aldılar. Yalçın Akdoğan bile HDP’yi açıkça “Öcalan’ı diri diri gömdüler” diyerek uyardı.

Dağ bir kez daha fare doğurdu.

Demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları bütünüyle Batı Avrupa’ya özgü kavramlardır. Türkiye tarihinde yeri olmayan bu kavramları milyonlarca seçmenin benimsemese bile bildiğini, anlamlarını kavradığını düşünmek aptallıktır. Bu ülkenin halkı devlet terörüne karşı kayıtsızdır. En feci hukuksuzluklarla bile ilgilenmemektedir. Yazık oldu ölenlere.