• 4.08.2021 06:27
  • (163)

Orman Bakanlığı, 2 yıl öncesine kadar THK’ya ait yangın söndürme uçaklarını kullandı.

Sonra ne olduysa, bu uçakları kullanmak istemedi.

Bunun gerekçelerini Bakan Bekir Pakdemirli, “o uçaklar antika, bakanlık mensuplarımız kullanmak istemiyor” diye açıkladı ama biliyoruz ki aynı uçaklar, bakımları düzgün yapıldığı sürece kullanılabiliyor.

Nitekim Yunanistan, İspanya, Kanada, ABD gibi ülkelerde bu uçaklar halen kullanılıyorlar.

Onun için Bakan Pakdemirli’nin bu açıklamalarının bir anlamı yok.

Pilotların uçmaya korkmadıkları uçaklardan, “Orman Bakanlığı mensupları” karada otururken niye korkmuşlar, ciddi bir açıklama gerekiyor.

Pakdemirli’nin açıklamak zorunda olduğu başka sorularım da var:

1 – Bakanlık bu yıl 5 yangın söndürme uçağı için ihale açtı ve bunun ancak 3’ünü kiralayabildi.

5 yangın söndürme uçağı kiralanmak istemesinin bir hesaba dayandığını tahmin edebiliriz. Bu rakamı kafadan uydurmadıklarını tahmin etmek isterim.

İhtiyaç madem 5 uçak olarak belirlendi ama 3 tane kiralanabildi. Bakanlık neden eksik 2 uçağın açığını nasıl kapatabileceğini düşünmedi? Ya da ne düşündü de 2 uçak eksik kiralanmış olmasının bir önemi olmadığına karar verdi?

2 – İhale, katılımcı 4 firmadan en yüksek fiyatı veren THK – CMC İş Ortaklığı’na verildi.

Buradan anlıyoruz ki Bakanlığın sorunu esasen THK ile değil.

Öyle olsaydı, bu konsorsiyuma, hem de daha yüksek fiyat vermesine rağmen ihale verilmezdi.

Bakanlık 3 uçağın kirası için 1 Haziran-31 Ekim arasındaki 153 günlüğüne toplam 203 milyon lira ödedi.

Haziran ayındaki ortalama döviz kuru 1 USD, 8.5961 TL şeklinde oluştu. Yuvarlak hesap 23 milyon ABD Doları ediyor.

Oysa THK’nın elindeki uçakların yeniden uçurulabilmesi için gereken sadece 4 milyon dolar idi.

“Yerli ve milli servete” yazık değil mi?

3 – Yangın söndürme uçaklarının işletmesinde tecrübeli THK, niye bu işlerde daha önce hiç faaliyet göstermemiş CMC ile ortak oldu?

2019 yılında kurulan CMC Savunma adlı şirket bir yıl sonra Orman Bakanlığı'nın açtığı yangın söndürme uçağı ihalesini kazanıyor. Bir sonraki yıl da yine THK ile birlikte yangın söndürme uçağı ihalesini kazanıyor.

THK’nın ihaleye girmek için yanına CMC’yi ortak olarak almasının mantıklı gerekçesi nedir? Bakanlığın bu konudaki rolü nedir?

4 – THK – CMC ortaklığında, THK’nın sadece işletme ruhsatı ve uçakların bakımına destek olarak küçük ortak olduğu, asıl gelirin CMC Savunma tarafından elde edildiği iddiaları doğru mu?

Kendisi tarihe “en beceriksiz Orman Bakanı” olarak geçmeyi artık garantilemiş durumda ama bir de üzerine böyle akçalı sorular yapışıp kalmasın diye Bekir Pakdemirli’nin açık ve net yanıtlarını bekliyorum.

* * *

 

Vatandaşına hain gözüyle bakma, hesap ver!

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medyada yapılan “yardım” çağrılarına notunu verdi:

“Yabancı ülkelere çağrı yapılarak yardım taleplerinin yoğun olarak gündeme taşınması Türkiye’yi aciz ve muhtaç bir ülke gösterme sinsiliğinin şifreli mesajı olarak değerlendirilmelidir.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da konuştu:

“Yurtdışından ve tek merkezden organize edilen sözde yardım kampanyası ideolojik saiklerle, devletimizi aciz göstermek, devlet – millet birlikteliğini zayıflatmak amacıyla başlatılmıştır.”

İktidarın küçük ortağı ve bence Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın emekliliğinden sonra yerine geçmek istediği için kendini çok öne çıkarmaya başlayan Altun bu sözleri söylerken, Erdoğan, Putin ve Aliyev ile konuşarak, yardım istiyordu.

Nitekim resmi yardım taleplerine yanıt da aldı, Ukrayna, İspanya ve Hırvatistan’a bu yardımlar nedeniyle teşekkür de etti.

Yani yardım talep etmek, devletin aczini göstermez, sadece o geçici durum için yardıma ihtiyacı olduğunu gösterir.

Türkiye, Körfez ve Bolu depremlerinde de yurt dışından yardım aldı, Suriyeli göçmen akınında da AB ve ABD’den yardım talep etti.

Bunun için de kimse Türkiye’nin çöktüğünü, bittiğini filan düşünmedi.

Doğrusunu isterseniz, vatandaşların böyle bir yardım çağrısını kampanyaya dönüştürmeleri de çok anlamlı bir eylem olmadı.

Devletlerarası ilişkiler, böyle sosyal medya kampanyaları ile yürümez.

Yardım önerisi de, yardım talebi de devletler arasında olur, biter.

Ancak vatandaşların bu kampanyaya katılımını “sinsi ve ideolojik” diye kategorize etmek, bunun ardından uluslararası oyunlar aramak da akıllı insanların yapacağı iş değil.

Bahçeli ve Altun kendilerine şunu sormalı: Niye bazı vatandaşlar, böyle bir kampanyaya sorgusuz sualsiz, kitlesel bir destek verdiler?

Verecekleri yanıtı aslında hiç duymak istemediklerine de eminim!

Vatandaşlar, bunu yaptılar çünkü devletin iyi yönetilmediğini düşünüyorlar.

Yöneticilerin kendi alemlerine daldıklarından eminler.

Ankara’nın büyük bir atalet içinde hareketsiz kaldığını düşünüyorlar.

Yangın büyüdükçe, yayıldıkça öfke daha çok artıyor, bir şeyler yapma arayışı başlıyor.

Devleti yönetenlerin açıklamaları artık inandırıcı da gelmiyor, çünkü yalancı çobana döndüler.

Farkındaysanız yangınlar başladıktan sonra Erdoğan uzun süre ortalıkta görünmedi.

Cuma günü namaz çıkışı bir açıklama yaptı, ardından gösterişli konvoylar ve özel uçaklarla yangın bölgelerine gitti, çay dağıttı, nutuk attı.

Sonra yine ortadan yok oldu.

Her gün ek az iki kere, iki ayrı yerde konuşma yapan bir yöneticiden söz ediyorum ve iki gündür Erdoğan’dan ses çıkmadı.

Gerçi iki gündür bu sessizliği bana iyi geldi ama madem Türkiye’yi tek başına yönetmek iddiasında, o vakit kriz masasının da başında olmalıydı!

Ortalığı kendi başlarına hiçbir karar alamayan bakanlarına bırakıp, çekilmemeliydi.

Bunu yaptı çünkü bu mücadeledeki başarısızlığın o da farkında.

Devletin onca lüks harcamasının yanında çerez parası bile etmeyecek yangın uçakları konusunda da verecek yanıtı yok.

Çaresizlik içindeki vatandaşların yardım çağrılarına kulp uydurmak yerine endişelerini giderecek açıklamaları zamanında yapmak, hesap verebilir olmak, bir demokraside yönetimlerin görevidir.