• 18.02.2022 08:07

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında konuştu:

"Bizi asıl zorlayan tarih boyunca hep olduğu gibi bugün de içimizdeki gafiller, muhterisler içimizdeki mankurtlardır. Türkiye asırlardır ne çektiyse işte bu iç çekişmeden içeriden yediği yumruklardan çekmiştir."

"Mankurt" dediği şey Orta Asya mitolojisinde, ağır bir işkence nedeniyle aklını kaybedip, kendisine her söyleneni bilinçsizce yerine getiren insan anlamında.

Daha önce bu Fethullahçılar için de kullanılmıştı, hatırlarsınız.

Bir ucube imamın verdiği emirleri, sorgulamadan yerine getiren generaller, profesörler, politikacılar, iş insanları için kullanılmıştı.

Bu tür insan tipine her yerde rastlanmaz.

Mesela sorgulamayı alışkanlık haline getirmiş, bir ideolojiye körü körüne bağlanmamış, bir lidere tapmayan insanlar arasından mankurt çıkmaz.

Ancak kayıtsız şartsız biat kültürü içinde yetişmiş, sorgulamayan, kendine söylenen her şeyi akıl süzgecinden geçirmeden kabul eden, bir lidere körü körüne tapan, liderin bilmem neresinin kılı olmayı marifet zanneden insanlardan mankurt elde etmek mümkündür.

Günümüzde mankurtlar, kafalarına devenin boyun derisi geçirilerek çıldırtılmıyorlar.

Bir bölümünü dev bir propaganda makinesi çıldırtıyor.

Bazıları ise mevki, makam, para gibi faktörler.

Nitekim yılbaşından beri üzerimize boca edilen zam yağmurunu çok faydalı bulanlar bunlar arasından çıkıyor.

Zamları, tek başına iktidara en son 5 Ocak 1978 ile 12 Kasım 1979 yılları arasında gelebilmiş olan CHP'nin yaptığına inananlar da!

Doların 18 liradan 13 liraya düşmesini büyük bir ekonomik başarı diye alkışlarken, doların 7 – 8 lira civarından 18 liraya kadar hangi nedenle çıktığını sorgulamayanlar da.

Daha da ilginci bunlar hem taptıkları liderin dünyanın en önemli lideri olduğuna inanıyorlar hem de dış güçlerin canları istediği zaman Türkiye'yi parmaklarında oynatabildiğine de!

Müktesebatları ile bulundukları mevkilere gelmeyi hayal dahi edemeyecek olanlar da olup bitenin farkında olsalar bile mankurt gibi davranmayı tercih ediyorlar.

Para ve makam akıllarını başlarından alıyor.

Bunların en kötüleri kuşkusuz ki hem aklını hem de vicdanlarını kaybedenler olmalı.

Demans hastası bir kadını, Aysel Tuğluk'u hapiste tutmak için olmadık raporlar yazanlar mesela.

Üstelik bunlar hekim! Hastalar arasında ayrımcılık yapmayacaklarına yemin etmiş hekimler.

Elde hiç kanıt olmadığı halde insanları hapiste tutanları da unutmayalım.

Kendilerine öyle emredildi diye Sedef Kabaş'ı, Osman Kavala'yı, Selahattin Demirtaş'ı ve daha nicelerini hapiste tutanları!

Aklını teslim edip bir de üstüne vicdanını satınca istediğin kadar hukuk okumuş ol. Sıradan ve vicdansız bir mankurt olmaktan bir adım ileriye gidemiyorsun.

Erdoğan bu kez doğru söylüyor.

Türkiye, asırlardır ne çektiyse böyle sorgulamadan boyun eğen mankurtlar yüzünden çekiyor.

* * *

Mübarek Cuma Soruları – 23

"Hafıza – i beşer nisyan ile maluldür" sözünün batı ve doğu dillerinde bir karşılığı var mıdır, bilmiyorum.

İnsan hafızasının en önemli eksikliğinin unutkanlık olduğunu anlatan bir söz bu ve dilimize de çok yakışıyor, çünkü öyleyiz.

Ve bu durum bizim kamu yöneticilerimizin çok işine gelir.

Zaten az soru sorulan bir ülkede, bir de sorduğun konuyu unutursan bir kamu yöneticisi daha ne istesin?

Aynı soruları her hafta (arada bir yazı yazamadığımda atladığım haftalar hariç tabii) sormaya devam etmemin nedeni bu.

Bazı okuyucular, hep aynı şeyi okumaktan sıkıldıklarını söylüyorlar ama zaten bunun amacı da bu.

Yanıltıcı olmasın, canını sıkmak istediğim kişiler okuyucular değil, soruların muhatabı olan ve halka hesap vermek zorunda olan kamu görevlileri.

Onlar tam siper olur, soruları görmezden gelirlerse unutturabileceklerini düşünürler, benim de işim unutturmamak.

Gazetecilik de "fikri takip" mesleğidir çünkü.

Sorulara geçebiliriz, bu mübarek Cuma günü iyi ahlak, fazilet filan üzerine hutbe dinlerken belki vicdanlarında minik de olsa bir his yaratabilirim.

Nasıl? Beni çok mu hayalci buldunuz?

Olabilir, ben yine de soruları hatırlatacağım.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'a soruyorum:

Adalet Bakanı Yardımcısı yapılan bir savcı ile bir hâkim, olmayan bir MASAK raporunu gerekçe göstererek, Sezgin Baran Korkmaz'ın mal varlığı üzerindeki tedbiri kaldırdılar.

O da bunu fırsat bilerek, İçişleri Bakanı ile görüştükten sonra yurtdışına kaçtı ve bu arada da 150 milyon dolarlık malı başkalarına devredebildi.

Savcı ve hâkime birileri emir mi verdi? Yoksa onlar şahsi istikballeri için kenara bir şeyler koymayı mı düşündüler?

Kendileri haftalardır bu sorumları görmezden geliyorlar. Belki Adalet Bakanı olarak siz de merak edip, yanıtlarını alırsanız bana da gönderin.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ya soruyorum:

Kendisi, mafyanın maaşa bağladığı politikacının kim olduğunu biliyor, savcıya da söyledi.

Aslında savcı da bu ismi, elindeki bir başka soruşturma dosyasından biliyor olmalı ama bu politikacıyla ilgili herhangi bir adım da atılmış değil.

"Mafyanın memuru" olan politikacı kim? Hangi partinin üyesi?

* Kendisine gazeteci süsü veren bir tip Sezgin Baran Korkmaz'dan 10 milyon Euro istedi.

Bu parayı alınca Bakan Soylu ile Korkmaz'ı buluşturup, aralarındaki sorunu çözecekti.

Bu 10 milyon Euro'yu kim alacaktı? Bakan'ın payına buradan bir şey düşecek miydi?

Bakan Soylu'nun, yurtdışına kaçmasından önceki gün Sezgin Baran Korkmaz ile görüşmesi ve bu görüşmede iki de polis müdürünün bulunması bu tür ilişkilerin sonucunda mı gerçekleşti?

* Bakan Soylu, Ankara ve İstanbul belediyelerinin elinden aldığı yolsuzluk dosyalarını neden saklıyor ve savcılığa göndermiyor?

Bakan'ın bu işten çıkarı sadece siyasi midir?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık'a soruyorum:

15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri ile Beşiktaş saldırısı şehit yakınları ve gazileri için

toplanan yardım paraları hangi yolla "nemalandırıldı", ne kadar getiri sağlandı?

Vakıfta kaç kişi çalışıyor, yıllık ücret ödemelerinin toplamı ne kadardır? Vakıf yöneticilerinin toplam maaşları ne kadardır? Yöneticilerinin maaş dışındaki temsil, ağırlama vs. gibi harcamaların tutarı nedir?

15 Temmuz ve Beşiktaş saldırısı mağdurlarına yapılan ödemeler eşit olarak mı yapılıyor?

Vakfın kuruluşundan bugüne kadar hak sahiplerine yaptığı ödemelerin toplamı nedir?

Şu anda vakfın mal varlığının parasal karşılığı ne kadardır?