• 13.06.2021 10:32
  • (260)

 “Bizde Bizi Seçtiklerimiz Yönetiyor Biliyorduk”

Bu konuya devam edeceğimizi söylemiştik.

İktidarın “üçüncü ortağı olduğunu itiraf ve ifşa eden” organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamaları, ülkenin değişmez gündemi olmaya devam ediyor.

Peker’in her açıklaması iktidarı perişan ederken videosunu da milyonlar izliyor.

Hukuk, demokratik toplumlarda bir kurallar silsilesi olarak  uygulanır.

Demokratik yeryüzünde “Yargı önünde” seçen de seçilen de eşittir.

Hukukun denetimine girmeyen güçler  “suç işlerler ama cezasız kalırlar.”

Hukukun devre dışı kaldığı, muhalefetin rejim karşıtı sayıldığı  ülkelerde  seçimle yönetime gelenlerin “değişmez ortağı da çeteler olur..”

Hukukun evrensel ilkeleriyle yönetilmeyen ülkelerde devlet “Nötr” değildir.

Nötr olmayan devlet “Temel hak ve özgürlükleri” kendine göre yontar ve toplumu ayrıştırır.

Ülkeyi yönetenler Hukuktan uzaklaşınca..

O Toplumun  başı dertten, beladan  kurtulmaz..

Ülkenin gündemini de organize suç örgütünün açıklamaları belirler.

Geçen yazımız da dört rapordan bahsetmiştik.

Mecliste kurulan ve 26 yıl önce hazırlanan; “faili meçhul cinayetler, Susurluk olayı ve Kutlu Savaş’ın hazırladığı  raporlar” genel kurula indirilmiş olsa idi... ”Bugün iktidarların değişmez ortakları çeteleri”  konuşmayacaktık.

Bu raporları okuyunca “mafya vari yapılar” ilk önce devletin güvenlik güçleri ile sonra  da; değişmez ortakları siyasilerle iş tutuyorlar...Finansal  kaynaklarını da uyuşturucudan elde ediyorlar.

Meclis genel kuruluna indirilmeyen  görüşülmesi engellenen; “Faili Meçhul  Cinayetler Araştırma  Komisyon Başkanı” DYP Kırıkkale Milletvekili Sadık Avundukoğlu’nun...Gazeteci Neşe Düzel’in “Türkiye’nin Gizlenen Yüzü” adlı  kitabında geçen açıklamalarıyla başlayalım:

”Devlet içinde yasadışı işlere karışmış, devletin tüm kurumlarına sızmış bir çok çete ve terör örgütü  olduğunu saptadık. Bütün Terör örgütlerinin devletten ve yargıdan  destek gördüğünü komisyon olarak tespit ettik. Ben devletin içine giremedim. Devletin Savcısı, Emniyet mensubu ve Valisi önemli bir konuda açıklama yapmak istediğinde teybi kapattırıyor. Devletin memuru siyasetçiye hesap vermiyor.. Devletin kapılarını siyasetçiye  açmıyor. Raporumuzu hazırlarken her gün engellendik. Siyasetçiye hesap vermeyen memurların mal varlığı kontrol edilmeli. Komisyonun çoğunluğu raporu imzaladı...Ama DYP’den benim arkadaşlarım muhalefet şerhi koydu. İçişleri Bakanlığı’nda bir ekip ya da bir kişi vatan millet edebiyatıyla, benim devleti küçük düşürdüğümü onlara kabul ettirdi. CNN televizyon kanalında bir CIA yetkilisi dünya uyuşturucu ticaretinin yüzde 75’nin Türkiye’den geçtiğini belirtti. Türkiye’de ki kara para, ileri ülkelerin bütçeleri kadardır. Bugün ABD bundan o kadar rahatsız ki, Türkiye’de ki kara parayı denetlemek için bir büro açmak ihtiyacı duydu. Ben Zamanın Başbakanı Kendi partimin Genel Başkanı Çillere raporu verdim. Kendisine ”Çok önemli bilgiler elde ettim, lütfen inceletin” dedim. Üç kez de raporu inceleyip incelemediğini sordum ”İncelemedim” dedi. Çok duyarsız davrandı. ”Görüldüğü gibi bu rapor meclis genel kurula indirilmiş olsa idi.Susurluğun önü alınır,faili meçhul cinayetler aydınlatılır; mafyanın  devlet içindeki ayağı da temizlenirdi. Bitmese de çeteler etkisiz hale gelirdi.

 Susurluk kazasından sonra TBMM’de  kurulan Susurluk komisyon Başkanlığını yapan Refah Partisi(RP) Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış ve komisyon üyeleri, ANAP Trabzon Milletvekili  Eyüp Aşık ve DYP Sinop Milletvekili Yaşar Topçu’nun komisyon tutanaklarına geçen, tarihe not düşen  ürpertici açıklamalarına bir göz atalım.

Susurluk Komisyon Başkanı Mehmet  Elkatmış ne demiş:

”Mehmet Ağar, kime yasal olmayan ruhsatlı silah belgesi, pasaport verdimse  “devletin bana verdiği görevi yaptım” diyor. Ağar bana verilen görevi MGK’lu verdi. Mehmet Ağar ve Sedat Bucak’ın dokunulmazlığının kaldırılması için İstanbul DGM mahkemesi karar verdi ama, TBMM hiç bir işlem yapmadı.Halbu ki aynı mahkemenin DEP’liler hakkında düzenlenen fezleke anında uygulandı ve polis yaka paça mecliste, DEP’lilere operasyon yaptı.İkisi de fezleke  ama birine uygulandı birilerine uygulanmadı.

DGM, Tuğgeneral Veli Küçük hakkında suç duyurusunda bulundu ama, bugüne kadar bir dava açılmadı. Susurluk “derin devlettir.” Meclis eski  Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un dediği gibi  Susurluk “devletin ta kendisidir.” Biz Genelkurmay Başkanlığı’na Veli Küçük’le ilgili İstanbul DGM Baş Savcılığının ihbarının neticesini sorduk. Bize gerekli araştırmayı yapıyoruz dediler .Sonradan basından öğrendik, araştırma sonucu suç unsuruna rastlanmadığını ve dosyanın kapandığına karar vermişler.

Abdullah Çatlı’yı devlet korudu. Çatlı Bahçelievler de 7 TİP’linin öldürülmesinden idamla yargılanan ve “Interpol’de kırmızı bültenle” aranan biri ama, 1977 yılından beri ortada dolaşıyor.12 Eylül darbesinden 18 gün sonra Çatlı, devlette  Kenan Evren döneminde görevlendirilmiş.

Bakın Çatlı’nın Yeşil pasaportunu, silah bulundurma ruhsatını kim vermiş? Emniyetin en üstünde ki insan verecek ve öyle olmuş. Çatlı’nın 1992’den öldüğü güne kadar hangi kapıdan hangi pasaportla çıktığı, nereye gittiği devlet tarafından biliniyor. Sadece bizde  9 (dokuz) tane pasaporttu var Çatlı’nın. Mehmet Ağar   olayın her safhasından haberi var. Diyarbakır DGM Başsavcılığı’nın 8 Mayıs 1997 tarihli iddianamesinde. Burada çoğu asker, rütbeli olan kişilerin uyuşturucu işine bulaştıkları ve hatta “Askeri helikopterlerle Eroin kaçırdıkları iddiaları” var.Türkiye’de 50 milyar dolarlık uyuşturucu pazarı var.Bu işin üç ayaklı olduğu ortaya çıkıyor. Asker ayağı da var.Emekli Jandarma Komutanı Teoman Koman komisyona ifade vermeye gelmedi. Üstelik hem Koman hem de Genelkurmay Başkanlığı komisyona çok ağır yazılar gönderdiler. Koman, ”Bu iş Meclisle Silahlı Kuvvetler arasında bir güç gösterisine dönüşmüştür” dedi. Kendi liderim dahil olmak üzere destek almadım, diyor...”

Hatırlanırsa, Susurluk olayı ortaya çıktığında Başbakanlık koltuğunda oturan Necmettin Erbakan Susurluk olayına karşı başlatılan; ”bir dakika karanlık sürekli aydınlık” hareketi için “mum söndü yapıyorlar”, “Gulu gulu dansı ediyorlar” demişti. Bizim devletin kırmızı bültenle aradıklarını besleyen ve barındıran bir geleneği değişmiyor..2019 yılında Cumhur ittifakı “Kırmızı Bültenle aranan” eski PKK yöneticisi Osman Öcalan’la TRT kanalında söyleşi yaptırmadı mı?

Susurluk Komisyon üyesi ANAP Trabzon Milletvekili Eyüp Aşık ne diyor bir de ona kulak verelim:

“İstihbarat örgütlerinin hepsi bizi kullandı.1995 yılında Bize devletin bankası ‘Türkbank’ın satışından devlette görevli bazı insanların 20 milyon dolar rüşvet alacağı bilgisi geldi günlerde Susurluk olayı daha çıkmamıştı. Alattin Çakıcı beni iki,üç kez telefonla aradı ve bana olayı anlattı. “Bu banka bize söz verilmişti. Biz bu banka karşılığında hizmet verdik. Ben bu parayı vermiyorum  dedi.MİT’en Mehmet Eymür’le konuştum. Ağar ile Eymür arasında ciddi çatışmalar vardı. Çakıcı ile Eymür’de birbirlerine o zaman düşmandı.

Mehmet Eymür bana Alattin  Çakıcı’yı MİT’e kendisinin aldığını söylüyordu ama sonra yaramaz adam diye MİT’en  çıkarttığını. Macaristan’ın başkenti Budepeşte’de Mesut Yılmaz’a saldırı yapılmış ve Yılmaz’ın  burnunu kıranın kendisinin beşinci sınıf bir adamına dövdürdüğünü, açıkladı Çakıcı.Eymür Aşık’a Çakıcı’yı Amerika’dan alamazsınız. Çünkü Çakıcı’yı CIA kullanıyor.Eymür Çakıcı Amerika’dan çıkmaya ikna edildi ve öyle yakalandığını söyledi. Bence Susurluk, yeni çete Türkiye için bir PKK veya irticadan daha büyük bir tehlikedir. Rusya’da ve Meksika’da çeteler devleti ele geçirdi. Mafyaya teslim olan devlet, devlet değildir. Biz de Susurluk olmasaydı bizde o devletlerin durumuna düşerdik. Devlete dayanmayan, devletteki görevlilerden destek almayan çete ve mafyanın bir gün bile ayakta durması mümkün değil. Açık söyleyeyim, devletin herhangi bir görevlisinden destek almayan birinin Türkiye’de ne çek-senet  tahsilatı, ne de çetecilik yapması mümkündür. Bir hırsız bile mahalle bekçisinden destek  alır da,bakkalı öyle soyar. İşin denklemi böyledir. Şu anda Türkiye’de uyuşturucu ticaretinde  dönen para, Türkiye ekonomisinde  dönen paradan fazla. Bu örgütün tarihi 50’li yıllara  dayanıyor.. Komünizme karşı NATO ve Amerika’nın emrinde kurulmuş  derneklerle başlıyor.Bu örgüt 80’den sonra millileşmiş,”90’dan sonra özelleşmiş.” Amerika’nın değil, içeri de devleti yönetenlerin emrinde içişlerde kullanılmış...Yani falancayı öldür,yok et, şuraya git, bunu düşür, şunları dinle,diye millileşlmiş.Ama daha da kötüsü 90’dan sonra “özelleşmiş ve kendine çalışmaya başlamış.” İşler eroinden cinayete kadar uzanmış.” diye açıklamalarda bulunuyor.

Burada bir parantez açarak dönemin Başbakanı rahmetli Mesut Yılmaz’ın hakkını teslim etmeliyiz.Susurluğun aydınlatılması ve çetelerin devletten arındırılması   için çok mücadele verdi.17 Mart 1998 tarihinde Mafya lideri Alattin Çakıcı’nın adamları tarafından Budapeşte’de kaldığı otel de,  fiili saldırıya uğradı ve burnunu kırdılar.

Susurluk Komisyonun bir başka üyesi  DYP Sinop Milletvekili Yaşar Topçu’ ne demiş:

”Susurluk olayı,hukuka bağlı olmayan insanların bir araya gelip devlete sahip olabilecekleri sonucu doğurdu. Parlamento olarak hukuku ihlal eden bir hareketin üzerine gitmiyorsanız zaman kimse sizin koyduğunuz  hukuku tanımaz. Bugün Türkiye’de insanlar hukuk devletinin güvencesi altında değiller. Bakın hem silahlı kuvvetler hem polis Güneydoğu’da PKK’ya karşı itirafçıları kullanıyor. İtirafçılar bunlara PKK’nın yuvalarını ve yollarını gösteriyor. Bu arada itirafçılardan PKK’nın uyuşturucu gibi finans kaynaklarını da öğrenmişler.. PKK’nın hızı keslip de “Özel Tim” biraz serbest kalınca bazıları itirafçılarla “kara paraya” yönelmişler. Susurluk komisyonu bu noktada noksan bir şey yaptı.Olaya adı karışmış olanların mal varlıklarını ve hesaplarına yönelmedi. Mafya vari yapılar 1993 yılından sonra devlet içind etkili olduğunu, bu dönem de Tansu Çiller’in Başbakan,Mehmet Ağar’ın Emniyet Genel müdürü ve MİT müsteşarı Mehmet Eymür dönemine rastlıyor.MİT’in  elemanı Tarık Ümit Kaçırılıyor.. Mehmet Eymür Ağar’ı arıyor  İbrahim Şahin ve Abdullah Çatlı’ya söyle adamı bıraksınlar diyor.MİT’le Emniye birbirine girmiş.Topçu çok önemli bir konuya daha dikkat çekiyor.Susurluk olayını askerler MGK’lunun gündemine  almadılar.Ben yakın bir dostum rutbeli bir askere sordum..Türk Silahlı kuvvetleri “Susurluğu” neden ciddiye almadılar diye?.Şöyle dedi, biz irtica ile mücadele ediyorduk, “Susurluk’u gündeme alırsak” irtica ile mücadelemizi gölgeler diye düşündük, dedi.”

İki komisyonun raporunda da Askerler komisyon üyelerinin sorularını ve yazışmalarına cevap vermiyorlar. İki komisyon raporunda da “mafya ve çetelerin uyuşturcu ticareti ile içli dışlı oldukları” görülüyor.

Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş’ın raporu da genel kurula inmediği gibi, basında da çok yer almadı ve sümen altı edilip tozlu raflara kaldırılarak unutturuldu.

“15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu Taslak Raporu” na gelince:

“AKP’e kendi iktidarına  karşı yapılmış darbe girişiminin; Mecliste bir komisyon kurulmasına ve darbecilerin ortaya çıkartılması için destek verdi...Ama,bu darbe kalkışmasının “siyasi ayağının ortaya çıkartılması” için hiç mi hiç çaba göstermedi..” Göstermediği gibi muhalefetin bu konuda mücadelesini de engelledi.Bu rapor da diğer raporlar gibi Genel kurula indirilmedi. Kamuoyu  bu rapor da  kim ne söyledi, komisyon nasıl bir çalışma yaptı, hiç haberdar olmadık. Rapor medyada da  çok yer almadı. Nedeni malum.. Yandaş medya doğru dürüst haber bile yapmadı bu raporu. Darbe  komisyonuna, darbe kalkışmasında derdest edilen ve  bir yerde rehin alınan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulisi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, ”Komisyon tarafından davet edildikleri halde”,  “Komisyona ifade vermeye gelmediler.”

Devletin memuru olan bu  insanlar  kendilerini “milli iradenin üstünde görüyorsa “ o ülkede darbeler nasıl önlenir? Darbecilerden nasıl hesap sorulur, devlet içindeki çeteler nasıl yok edilir?

15 Temmuz darbesinin “siyasi ayağının ortaya çıkartılmaması” bu darbenin “kontrollü bir darbe olduğunu” fazlasıyla gösteriyor.

Demokrasiden ve parlamenter sitemden yana  olan güçler; AKP ile ortağı  ”kontrollü darbeyi” tek adam rejimine geçmenin fırsatına çevirdiler. OHAL’in gölgesinde  referandumun yapılması.. Ucube partili  Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçilmesi. Kuvvetler ayrılığından kuvvetler birliğine dönüşmesi ile...Meclisin işlevsizleştirilmesi. Darbe kontrollü mü, kontrolsüz mü diye tartışmaya gerek var mı?

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in açıklamaları da muhalefeti doğrulamıyor mu?

Hukuktan uzaklaşır muhalefeti terörist ilan ederseniz!.

İktidar ortağınız çeteler olur, ülkenin gündemini de organize suç örgütünün lideri belirler.