“Ey şeytan bu uzayıp giden sefaletime acı,

Hem bıçağım hem de yara,

Hem yanağım hem de tokat,

Hem kurbanım hem de cellat,

Ezen ve ezilen çarkta...”

Sanki 19’cu yüz yılda yaşamış “ihtişamın ve sefaletin” şairi olarak bilinen Fransız Charles Baudelaire  bu şiiri, iki asır önce bu coğrafya da yaşayan bizlerin değişmeyen kaderini kağıda dökmüş...

Hukuk olmayınca bir ülkede  hem cellat hem de kurban olabiliyorsunuz.

Kaderimiz  hiç değişmiyor.

Yoksulluk, sefalet  hep bizi buluyor.

Hukuk bu ülkede herkes için geçerli.

Hatta “Camiciler yani siyasal İslamcılar” ve “Kışlacıların” içinde

Kışlacılar ve Camicilerin çok ortak yanları var.

*Bu iki kesim de mevcut devlet yapısından hiç şikayetçi değildirler..

*Devlet yapısının düzgün olduğunu, devleti yönetenlerin yanlış yaptığı  tezini savunurlar.

*Bu ülkede yaşayan herkesin “Türk, Müslüman ve Sünni” olduğunu iddia ederler. Alevileri ve Kürtleri yok sayarlar.

*Devletin hukuk devleti  olmasını ve hukukun üstünlüğünü istemezler.

 *Demokratik değil, Askeri laikliği savunurlar, zorunlu din dersine de  karşı çıkmazlar.

* Türkiye’nin AB’nin tam üyesi olmasını içtenlikle istemezler.

*Cumhuriyetin “Demokrasiyle taçlandırması” gibi bir hedefleri yoktur...

“Milli irade mi?”

Camiciler ve kışlacıların lehine ise bir anlamı var. Yoksa yok.

Milyonlarca seçmenin oyunu almış HDP’li Belediye Başkanları hukuksuz görevden alınıp tutuklanıp, yerlerine kayyımlar atanırken...Aynı partinin milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılıp cezaevlerine konulurken.. Ne hukuk devreye giriyor ne de ülkede gündem oluyor.

“Düşünce ve basın  özgürlüğü mü?”

O da bu iki kesimi kapsıyorsa bir anlamı var!..

104 emekli Amiral gece yarısı yayınladıkları bildiri “düşünce özgürlüğü ” kapsamında gündem olup, kıyamet koparken...

Eserleri 23 dile çevrilmiş  üç yazısından dolayı Ahmet Altan  4 yıl 7 aydır Silivri cezaevinde dünyada tek tutuklu romancı olarak hapiste ama, düşünce suçlusu olarak neredeyse hiç konuşulmaz..

Hukuk bir toplumun çimentosu  değilmiş gibi, hukuksuzluk vahşileştikçe, var olan Anayasa’da askıya alınıyor.

AYM’nin  ve AİHM’in  kararları da  uygulanmıyor.

Halbuki bu bir Anayasa emri...

Yaptıklarımız ve ürettiklerimiz yeryüzü standartlarında  olmayınca, dünyadan da hızla koptukça...

Siyaset de toplumu kamplaştırıyor, yasaklarla boğuyor.

Toplum olarak bir akıl tutulması yaşıyoruz.

Tartışmak şöyle dursun..

Normal selamlaşamıyoruz bile.

Yay gibi gerginiz.

Gün geçtikçe insanlığımızdan uzaklaşıyoruz.

Birbirimize hakaret ve tehdit etmeden,iftira atmadan,şiddet uygulmadan,yaftalamadan konuşamıyoruz.

Paranoyak bir toplum olduk.

İlkel ve bağnaz bir yolda  dört nala koşuyoruz.

Gün geçmiyor ki siyasal iktidarın tuzağına düşüp birbirimizi darbecilikle suçlamayalım..

Toplum olarak hiç değişmeyen ve kısa sürede de değişecek gibi görünmeyen, tutucu  ve ilkel bir kültürün esiri altında yaşıyor gibiyiz.

Plastiğe benziyoruz..?

Doğa plastiği yüz yılda yok ediyormuş...

Bize bu gidişle yüz yıl da yetmez gibi geliyor.

60 yıllık  darbe geleneği toplumun her kesimini  “devletin kulu kölesi” haline getirdi.

 Artık askeri darbelerin  boşluğunu “sivil darbeler”  dolduruyor.

Ne sandığın ne de Meclisin iradesi artık geçerli değil.

Muhalefetin iktidar talebi bile darbecilikle  suçlanıyor.

Muhalefeti yok sayan iktidar nasıl meşru olur?

İktidar toplumsal sorunları  çözemediği gibi..

Merkez bankasının 128 Milyar dolarının nereye gittiğinin hesabını da veremiyor.

Mazereti de hazır, dış güçler ile içerideki hainler  bize ekonomi üzerinden operasyon çekmeye çalışıyorlar, diye savunmaya geçiyor.

Bitmeyen terane ülkenin bekası tehlike altında.

Toplumun her kesiminin:

 Bir “Darbecisi..”

Bir “Hırsızı..”

Bir de “Teröristi” var.

Toplum olarak “Demokrasi ve Hukuk”, ”ortak paydamız” olmadığı sürece; ülkede yaşadığımız olumsuz  sorunlar ve bu gerginlik  kısa sürede değişecek gibi  görünmüyor.

Ortaya çıkan tablo da bunu göstermiyor mu?

“Mesele Hukuk  Değil Yeğen.”

Yazımıza şiirle başladık Cahit Sıtkı Tarancı’nın bir  şiiri ile  bitirelim.

Memleket İsterim:

“Ne başta dert,ne gönülde hasret olsun,

Kardeş kavgası nihayet olsun,

Ne zengin farklı,ne sen ben farkı olsun,

Kış günü herkesin evi barkı olsun,

Yaşamak ve sevmek gibi gönülden,

Olursa şikayet ölümden olsun.”

Bu şiir de tesellimiz olsun.

Not: Ben yazıyı bitirdiğimde TV kanalları Yargıtay’ın  Ahmet Altan için tahliye kararı verdiği haberlerini geçiyordu. M.T.