GÂVUR MAHALLESİ

  • 12.08.2022 10:14

Asıl mesleği öğretmenlik olan Ermeni asıllı Türk vatandaşı gazeteci yazar Mıgırdaç Margosyan maalesef 2 Nisan 2022 tarihinde 84 yaşında aramızdan ayrıldı.

Çocukluğu ve gençliği Diyarbakır’da geçmişti…

 Ermenilerin yaşadıkları mahalleye Diyarbakırlılar ”Gavur Mahallesi  derler.

12 kitabı bulunan Yazar Kitaplarından birine bu adı verir.

116 sayfalık kitapta yazarın 12 öyküsü var.

Keyifle, akıcı bir şekilde okurken hikâyelerin içinde kayboluyorsunuz.

Yazar eserinde kendi kültürünün güzelliğinin yanında zafiyetlerini de yalın bir dille anlatıyor.

Gelişmemiş ve geri kalmış toplumlarda olduğu gibi, bütün dinlerde kadının ne kadar aşağılandığı üzerinde ise daha fazla yoğunlaşıyor.

Ermeni kültüründe de kız çocuğu doğuran   kadınların aşağılandığını,özellikle erkek çocuğu doğuran kadının daha değerli olduğunu öğreniyorsunuz.

Yazar çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği kırklı yıllardaki Diyarbakır farklı kültürlerin de sevecen bir kenti.

Kerdalili, Ermeni,Kürt,Süryani ve Araplardan oluşan halkların, çatışmadan barış içinde bir arada, birbirlerine saygı göstererek  hoşgörü içerisinde yaşadıklarını görüp çok etkileniyorsunuz.

O tarihlerde Diyarbakır’da İmam Cami’den  vakit ezanlarını okurken,Ermeni Zangoç’da Kilise çanlarını çalıyor.

Kilisede çan çalan Zangoç’a Ermeniler ‘Uso’ derlermiş.

Hikayelerden biri bu ritüeli anlatıyor…

Kilise de çan çalan Uso kendine göre her ölüm üzerine bir yorum yapar.

Güzel ve genç yaşta iki çocuğu öksüz kalan Ermeni gelinin ölümünü duyurmak için Uso, hiç kesmeden dakikalarca çan çalar..

Çan sesleri Diyarbakır sokaklarında dalga dalga yayılıp, damlardaki kar yığınlarına çarpıp  yankılanırken,Uso çan sesleriyle beraber söyleniyordu:

“Kaynana dururken gelin öldü..”

“Kaynana sağ gelin güm!.”

“Bu kış kıyamette, olacak iş mi, bu?”

“iki Çocuk öksüz kaldı.”

“Tanrı’da şaşırdı galiba!.”

Dinleyenler “Tövbe,tövbe,tövbe…”der.

Diyarbakır’da öyle bir ortam var  o zamanlarda.

Yazar Diyarbakır’da geçen kışı anlatırken şöyle tasvirliyor;”kar Diyarbakır’ın daracık küçelerini iyice örtmüş, her tarafta derebeyliğini sürdürüyordu.”

O tarihlerde Diyarbakır’da yaşayan Ermeni ve diğer farklı kültürlerden ve inançtan olan Gayri Müslimler,zenaat sahibidir...

Eşek semercisi, demirci, at ve eşek  nalbantlığı yapan,kalaycı,sıvacı,taş duvar ustası,terzi,sobacı,marangoz,berber ve yemeni işlerini  yaparlar.

Ermeniler’de diğer halklar gibi  çiftçilik ve hayvancılık yapmazlar,pek toprak sahibi de değillerdir,zaten…

Değirmenciliği, çifçiliği ve hayvancılığı hemen hemen tamamını Kürtler yapar.

Margosyan’ın babası atı ile köy köy dolaşarak diş çeker,karşılığında köylülerden  tavuk,yağ, peynir alır.

Eşek semercisi Vanos hiç bir cenazeye katılmaz ne iş yapıyorsun diye sorulduğunda?

“ Eşek terzisiyim” diye nüktedan bir cevap verir.

Keldalili attar Yusuf boş zamanlarında dükkan komşusu Süryanili berber Yakup ile dama oynarlar.

Diyarbakır’da o dönemlerde farklı kültürlerden olan insanların kültürleri, Kürt ve Türk kültürüne, kültürel  bir zenginlik kattığını anlatıyor, yazar.

Kürt çocuklar, Ermeni çocukların peşine takılır Ermeni çocuklara ”Keşiş keşiş götüne bir şiş” diye bağırlar.

Bu kitapta  dikkat çeken Ermeni kadınları doğurtan,ebelik görevi yapan Ermeniler tarafından kutsanan ve  değer verilen itibar gören “Kure MAMA” diye bir de  kadın vardır.

Kure Mama Ermeniler arasında Papa’dan daha fazla değer görür.

Kure Mama’nın doğum yaptırdığı çocuk büyüyünce Kure Mama ile karşılaşınca mutlaka elini öper.

Hatta Papa, Kure Mama’ya gösterilen ilgiden rahatsız olur ve  kıskanır.

Ermeni kadınlar hayatlarını ve çocuklarını Papa’ya değil de, Küre Mama ’ya borçlu olduklarını söylerler.

Bu saygı Kure Mama’ya öldükten sonra da devam eder.

O tarihlerde Diyarbakır da yaşayan her Ermeni, Kure Mama’nın mutlaka mezarını ziyaret eder ve mezarının yerini bilmeyen yoktur.

Kure Mama’ya  sadece kadınlar değil erkekler de çok büyük değer verirler..

 Kure Mama çok sevdiği iskambil kağıdı  oyunu oynamak için,  kadınlara da iskambil kağıdını oynamayı öğretir ve saatlerce kadınlarla iskambil oyunu oynarlar.

Hatta kadınlar oyun oynamaktan ev işlerini  ihmal ederler ama kocalarının  kızmaması için mazeret olarak, misafirliğe gelen Kure Mama yüzünde yapamadık derler.

Kure Mama’yı söyleyince kocaları  karılarına kızmazlar.

Oyun oynamayı sevmeyen kadın bile,Kure Mama’yı kırmamak için iskambil oyununu öğrenir.

Kure Mama bakımlı bir kadındır yalnız yaşar ve hiç evlenmemiştir.

Hayatını doğum yaptırdığı ailelerin yaptığı yardımlarla idame eder.

Kure Mama hamile kalamayan genç kadınlara,nasıl hamile kalacakları konusunda kendine göre yöntemler önerir, espriler yapar.

Diyarbakırlı Ermenilerde de kız doğuran değil de, oğlan doğuran kadın daha fazla itibar görür.

Doğan kız için “yüz karası” oğlan için ise “Paşa” tanımlaması yaparlar.

Ermenilerde o tarihlerde kız doğurmak, doğumdan bile sayılmaz.

Dünyaya gelen kız çocukları için,“savaş yenilgisi bir mahluk olarak görülür.”

 Kadın  erkek çocuğu dünyaya getirdiğinde onun adı “paşa”dır.

Erkek çocuğu doğuran kadının yakınları ellerini havaya kaldırarak zafer işareti yaparlar.

Erkek doğurmayan kadına dokuz ay on gün gibi bir zamanda hamile kalmanın ne anlamı vardır diye, aşağılayıcı insanlığa yakışmayan sözler sarfedilir…

Peş peşe erkek doğuran kadına, kadınlığınla ve dişiliğinle övün dur derler...

Hatta Ermenler aralarında şöyle maniler türetilir: ”kız doğuran dövünsün oğlan doğuran övünsün ”diye.

Ermenilerde kızlar 13 yaşında evlenir,18 yaşına kadar evlenmeyen kıza evde kaldı gözü ile bakılır.

35 yaşında kaynana olan  kadınlar  ev işlerini gelinine devreder, ben unumu eledim eleğimi astım derler.

Ermeni kadınlar mayaladıkları hamurun üstüne “HAÇ” işareti çizerlermiş.

Ermeni inancında her şeyi Tanrı’dan istemek biraz  ayıp oluyor diye söylenir.

Papaz Arsen rakı içen Kiliseye ayine gelmeyen  kuyumcu Hoco  hastalandığında  başında dua okumaya gitmez,”gitsin balıklar okusun der.”

Ermeni kültüründe aşkın başlangıcı olan güzel ve mizahi  gelenekler de  vardır.

“Genç kız  beğendiği genç, evlerinin önünden geçerken  gencin  üzerine ya bir tas su boca eder;veya   pencereden delikanlının önüne işlenmiş  mendil atarak, açıkça evlenme daveti yapar.

Genç kız gencin önüne attığı mendilin dört köşesine gencin ön isim harfini işler..

Genç bu mendili alınca dört sefer öpüp kalbinin üstüne koyması  gerekirmiş..

Kız tarafından önüne dört tarafı işlenmiş atılan böyle bir mendili alan genç bu aşkın işaretini bilmez,mendili  dört sefer öpeceği yerde,dört sefer burnunu siler..

Bunu gören kız hayal kırıklığına uğrar ve  bir daha o gence yüz vermez ve kalbinden de silermiş.”

Yazar çocukluğunun ve gençliğini geçtiği Diyarbakır’ı özlemle  bu eserinde anlatırken, kitabının son bölümünde Diyarbakır’ın meşhur dört kapısını edebi merceğine alırken, Diyarbakır’da ki tarihi kiliselerin fotoğraflarına da  yer verir.

Gayri Müslümler yıllardır Askerlik görevini yaptı,vergisini ödedi vatandaşlık görevini yerine getirdi ama,eşit vatandaşlık hukukundan hiçbir zaman  yararlanmadılar..

“Türk,Müslüman ve Sünni olmadıkları için”;Kamu kurumlarında üst düzey ne bir subay,emniyet müdürü, vali veya kaymakam olmak şöyle dursun;sıradan bir devlet memurluğu bile yaptırmadılar,onlara bu ülke de.

Gayri Müslümler Askere üniversite mezunu olarak gittiler ama hep ”ER” olarak geri hizmette  askerlik yaptırdılar.

Ermeni kültürünü bizlere çok hoş bir şekilde anlatan,kültürümüzü ve kütüphanemizi zenginleştiren, düşünsel katkı sunan  yazar Margosyan’da;Doğduğu ve yaşadığı toprakları vatan olarak gören,vatandaşlık görevini yerine getiren  ama vatandaş olarak görülmeyen,vatandaşlık haklardan  mahrum edilen,on binlerce Ermeni’den biriydi.

Margosyan’ın ölümü kültürel bir rengin solması,farklı bir sesin ve kokunun yok olmasıdır.

Siz de Margosyan’ın  bu eserini okuyunca  asırlardır bu coğrafya da aramızda yaşayan, Ermeni toplumunun kültürüne,geleneğine ne kadar yabancı olduğunuzu öğrenecek ve edebi bir lezzet alacaksınız.

Bize bu güzel eserleri bıraktığın için  sana çok teşekkür ediyor,toprağın bol olsun diyorum.

Güle Güle Mıgırdiç Margosyan.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.