• 18.05.2021 06:39
  • (106)

İki soru soruldu, biri Cumhurbaşkanı'na diğeri Dışişleri Bakanı'na…

Cumhurbaşkanı helallik isteyince 'bırakıyor, kenara çekiliyor, emeklilik kararı aldı, veda ediyor' yorumu yapıldı.

Cumhurbaşkanı'nın helallik istemesini veda etmesine bağlayanlar kısa süre sonra yanıldıklarını anladı.

Cumhurbaşkanı veda etmiyordu, görevinin başında kalmakta kararlıydı. Hatta 2023'teki seçimi alıp 2028'e kadar ülkeyi tek başına yönetme planları içindeydi.

Cumhurbaşkanı'nın helallik istemesini 'gidip de gelmemek var, bir daha görüşememek var' anlamında okuyanlar aslında haksız değildi. Helallik isteme sebebinin başında bu geliyordu.

Mesela; ticaret yapıp el sıkışmak, bir daha yüz yüze gelmeme ihtimali...

Mesela; çok uzaklara gidip dönememe durumu…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'da 'helallik' çağrısını benzer şekilde yorumlamış olmalı ki; seçim sandığını koyalım helalleşelim dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Akşener de aynı çağrıyı yaptı; getir sandığı helalleşelim.

Çok geçmedi, Cumhurbaşkanı'nın 'helallik' istemesinin üzerinden üç dört saat ya geçti, ya geçmedi, sandığa gitmek gibi bir niyeti olmadığı anlaşıldı.

Peki o zaman niye helallik istedi?

AKP tabanını test etmek için… AKP tabanını harekete geçirmek için... Helallik verenler vermeyenler ayrımı yapıp, saymak için.

Erdoğan bunu daha önce de yaptı. Hatırlayın İstanbul'da Gezi protestoları sürerken AKP tabanını meydanlara çıkardı, kaç kişi olduklarını test etti.

Sahi Cumhurbaşkanı kimden helallik istedi?

Sıkıntıya düşen olduysa o insanlardan, o esnaftan, o çalışanlardan. Bakın düşen demiyor düşen olduysa diyor, çünkü kendine verilen rapor her kesime inanılmaz yardım yaptığı, Türkiye'de fakir fukara kalmadığı, herkesin çok mutlu, sıkıntısız bir yaşam sürdüğü, kendisinden duacı olduğu şeklinde.

Bu sebeple sıkıntıya düşen varsa diyor…

Bu sebeple kaldıysa diyor.

Bu sebeple sıkıntıda olan yoktur ya ulaşamadıklarımız varsa demek istiyor.

Hakikaten Saray'dan bakmak zormuş, Saray'ın penceresi farklıymış!.. Düşünür Feuerbach'ın meşhur sözüdür: İnsan kulübede farklı, sarayda farklı düşünür.

Erdoğan da Saray'a taşındıktan sonra farklı düşünüyor diyeceğim ama onun farklılaşması çok önce başladı. 2011 seçimlerinde yüzde 49,8'e (yüzde 50 diyelim) ulaşınca ayrı bir dünyanın insanı oldu.

Halktan koparsan, halktan uzaklaşırsan bir daha yanına yaklaşmak zordur. İstesen de kıvransan da olmaz. Halkın nabzının tutmayı kaçırdın mı, bir daha yakalayamazsın.

Gelelim Dışişleri Bakanı'na.

'Ümmet liderlik bekliyor' diye büyük bir iddiayı ortaya attı, Türkiye'ye büyük bir vizyon çizdi ama ümmetin liderlik beklediği falan yoktu!..

Çavuşoğlu, Alman bakana 'sizden gelecek turistler aşı olmayan hiçbir Türk'le teması olmayacak' sözü vererek Turizm Bakanı ile milleti aşağılama yarışına girdiğinin farkına geç de olsa varmış olmalı ki, işin içine ümmeti kattı.

Durumu düzeltebileceğini umdu, ama battıkça battı.

Niye mi?

Hangi ümmet bizim liderliğimizi bekliyor diye soruldu; Pakistan, Malezya, Suudi Arabistan, Mısır, Suriye, Irak, İran!..

Uzatmaya gerek yok, Azerbaycan'ın dışında Ankara'nın yanında olan tek ülke yok diyeceğim ama Bakü'nün da üç gün sonra ne yaptığı belli olmaz!..

Değerli yalnızlık masalı bitti, acı gerçekle yüzleştik. Artık masallara insanların karnı tok.

Dışişleri Bakanı ümmet liderlik bekliyor diyerek cami cemaatini bile heyecanlandıramaz.

Dönelim tekrar şu helallik isteme meselesine...

Gerçek şu. Erdoğan ülkenin direksiyonunu eline aldığı gün, dış borç 130 milyar dolar, 1 dolar: 1.50 lira, 1 Euro: 1.66 lira, gram altın 17 lira, bir litre benzin 1.48 lira idi.

2020 yılı sonu rakamlarıyla.

Dış borç 472 milyar dolar (Merkez Bankası rezervinin eksi 60 milyar dolara düşmesi hariç) dolar : 8.20, 1 Euro 9.60, gram altın 451 lira, bir litre benzin 7.13 lira.

Hukuk, insan hakları, kişi hak ve özgürlükleri gibi kavramlara hiç girmiyorum. Sadece bu rakamlara bakıp, ülkeyi iyi yönetmiş helal olsun diyor musunuz?

Diyorsanız; verin helalliğinizi...