• 5.04.2021 00:00
  • (237)

 Önce iktidar kanadından gelen tepkilere bakalım. Alt alta sıralayarak okumaya çalışalım.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Darbe seviciler… Bu vesayet muhiplerinin hevesleri en son 15 Temmuz gecesi kursaklarında kalmış, millet olarak unutulmayacakları bir ders vermiştik.

TBMM Başkanı: Uydurdukları gündemle kaos simsarlığı üslendiler.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı: Haddinizi bilin, siz kimsiniz? Dış güçlerin ezik piyonları büyüyerek güçlenen Türkiye'nin önünü kesemeyecektir.

AKP Genel Başkan Vekili: Millete ayar vermeye çalışıyorlar. O devirler geride kaldı. Haddinizi bilin!

AKP Sözcüsü: Seçilmiş siyasi iradeye yönelik kullanılan ilkel dili kınıyoruz.

MHP Genel Başkanı: Derhal apoletleri sökülmeli, emekli maaşları kesilmeli, emeklilik hakları kaldırılmalıdır.

Milli Savunma Bakanlığı: Düşmanları sevindirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Sanayi ve Teknoloji Bakanı: İşte bu kokuşmuş zihniyetten kurtulan Türkiye, Mavi Vatan ideali için en cesur adımları şimdi atabiliyor.

Aile Bakanı: 15 Temmuz'da milletimizin verdiği cevabı çabuk unutmuşlar.

Adalet Bakanı: Seçilmişlere parmak sallamaya kalkan darbe heveslileri...

Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu Üyesi: 103 amiralin 15 Temmuz'a 103 kala bu bildiriyi yayımlaması önemli.

Liste uzayıp gidiyor. İktidar cephesi tepki gösterme yarışına girdi.

Onlar girer de iktidar destek veren yazarlar geri kalır mı?

Anında ekranları doldurdular:

"103 kişinin hangi saikle bir araya geldiği incelenmeli. Organizasyonu kimin yaptığı bulunmalı" dediler.

"Vesayet bildirisi, vesayet heveslisi" ilan ettiler.

"Darbe imasında" bulunulduğunu vurguladılar.

"Ülkeye ayar verilmek istendiğini" iddia ettiler.

Ve en önemlisi...

"Ne var bunda, bu bildiri, düşünce açıklaması" diyenlerin de suça iştirak ettiklerini, savcıların bu kişiler için de harekete geçmesi gerektiğini, bildiriyi kınayanların demokrat, kınamayanların darbeci kabul edilmesi gerektiğini söylediler.

Ekranlarda, savcıları uyarıyoruz bildiriye karşı çıkmayan da suçludur diye fetva verdiler.

AKP'nin yan kuruluşu, düşünce kuruluşu niteliğindeki SETA'cıların ne dediklerini merak ettim. Pazar günleri TRT1'de SETA'cıların saati var.

Onları dinledim.

FETÖ'cülere bağlantı kuruldu, dış güçlerin yeni tezgahı olduğu söylendi, Türk ordusunu daha doğrusu donanmayı yıpratma çabası olduğu iddia edildi. Sosyal medyada zaten görüşlerini açıklıyorlar toplu hareket etmeleri vesayet çabasının ürünü dendi, bildiriye imza atanlar darbe zihniyetli kişiler olarak sunuldu.

Ama büyük çoğunluğunun darbeye maruz kalan subaylar olduğundan söz edilmedi bile.

Montrö anlaşmasının durduk yerde bildiriyle gündeme getirilmesinin ABD'ye hizmet ettiği vurgulandı ama Montrö anlaşmasını Meclis Başkanı'nın tartışmaya açtığı geçiştirildi.

Peki bu kadar büyük gürültü koparılan 103 imzalı bildiri ne diyor?

Kısaca birkaç satırının altını çizelim.

Montrö anlaşmasının önemi vurgulanıyor, Lozan Anlaşması'nı tamamlayan büyük bir diploması zaferidir deniliyor.

Tartışma konusu edilmesinden / masaya getirilecek eylemlerden kaçınılması gerektiği söyleniyor.

Bazı görüntülerin (amiralin resmi üniformayla tarikata gidip sarıkla namaz kılıp bu görüntüleri servis ettirmesi veya birilerinin servis etmesi) kendilerini üzdüğü belirtiliyor.

TSK ve özellikle Deniz Kuvvetleri'nin son yıllarda çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir deniliyor.

Buraya kadar çekiştirilecek, darbe iması var diye ortalığı ayağa kaldıracak söz var mı?

Yok.

İşte bundan sonraki bazı ifadeler lastik gibi çekiştirmeye, sakız gibi çiğnenmeye, üzerinde tepinmeye zemin yaratıyor.

Ne onlar?

Şu ifade: "Bu kumpaslardan çıkarılacak önemli ders, TSK'nın anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini sürdürmesini zaruridir."

Yani bu görev sadece TSK'ya mı düşüyor, yani sadece TSK mı sahip çıkmalı?

Değil tabii. Siyasetin sorumluluğunda, bu ülkede yaşayan herkesin sahip çıkması koruması gereken kavramlar. (Not: Eski HDP Genel Başkanı Demirtaş da Cumhuriyetin temel ilkelerinden söz etti, bu ilkeler çerçevesinde toplumsal barış önerdi.)

103 amiralin sanki TSK'nin sorumluluğundaymış gibi hava yaratması iktidarın işine geldi, bildiriyi emekli değil, muvazzaf amiraller yayımlamış gibi kullandılar.

İyi Parti Genel Başkanı Akşener'in ifadesiyle üzerine çıkıp tepinecek ortam buldular.

Bildiride üzerinde tartışılan bir ifade daha var.

TSK ve Deniz Kuvvetleri'ni Atatürk'ün çizdiği rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınadıktan sonra şöyle deniliyor: "Aksi halde Türkiye Cumhuriyeti tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için tehlikeli olayları yaşama riski ve tehdidi ile karşılaşabilecektir."

Dikkat çekilen, makam aracıyla, üniformasıyla tarikata gidip bayrak dikme gösterisi yapan amiral. Kastedilen, Fethullahçı yapıların, benzer tarikatların TSK'da örgütlenerek benzer darbe girişimlerinde bulunacağı. Veya kendinden olmayanları FETÖ'cülerin yaptığı gibi tasfiye edecekleri...

Sonuç; iktidar bu bildiriyle arayıp da bulamayacağı malzemeyi yakaladı.

Başa çıkamadıkları pandemi ile büyük ekonomik kriz arasında sıkışan iktidarın ekmeğine resmen yağ sürüldü. Can kurtarma simidi oldu.

AKP MYK'nın olağanüstü toplanma nedeni de bu. Bu meseleyi abartacaklar, iktidara karşı darbe hazırlığı yapılıyormuş havası yaratacaklar.

Ve bu ortamı bahane ederek sivil toplumu iyice susturacaklar, her türlü protestoyu sert önlemlerle bastıracaklar.