• 6.09.2021 06:36
  • (167)

Yargıtay’ın yeni binasının açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğinin altını çizdi ve adaletin tecellisi için bağımsızlığın şart olduğunu söyledi. Adeta bir hukuk manifestosu niteliği taşıyan Erdoğan’ın sözleri özetle şöyle:

Adaletin tesisinin garantisi, yargının bağımsız ve tarafsız bir anlayışla ortaya koyacağı duruşu, temsili ve sonuçta vereceği adil kararlardır. Kiminin Hazreti Ömer’e, kiminin Hazreti Ali’ye izafe ettiği bir sözle özetleyecek olursak, ‘Devletin dini adalettir.’ Eğer bir devlette adalet yoksa, onun hangi sistemle yönetildiğinin, kim tarafından idare edildiğinin, vatandaşlarının hangi inanca veya milliyete sahip olduğunun bir önemi kalmaz, orada sadece zulüm hüküm sürer. Evet, adalet devletin varlığının sebebidir. Gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras da işte bu anlayış olacaktır.”

İtiraf etmeliyim ki bu ifadeler karşısında kısa süreliğine de olsa bir tereddüt yaşadım. Eğer bu sözleri Anayasa ya da Yargıtay başkanı, hatta bir muhalefet partisi lideri söylemiş olsaydı “Evet Türkiye’nin halen yaşamakta olduğu derin hukuksal problemlere parmak başmışlar, alkışlamak lazım” der ve geleceğimiz için umutlu olmaya devam ederdim.

Ama bu sözleri Türkiye’nin yönetiminde tek söz sahibi olan, dahası yargının, yasamanın, yürütmenin bağlı olduğu cumhurbaşkanı söylüyor. Peki cumhurbaşkanı yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğini söyleyemez mi? Elbette söyler, hatta sadece söylemekle kalmaz, yürütmenin başı olarak yargının bağımsızlığına gölge düşürebilecek en küçük bir imada bulunmayı aklından bile geçirmez.

Eğer hukuk devleti anlayışının zaafa uğradığı, yargıya güvenin diplerde dolaştığı bir ülkede cumhurbaşkanı “Bir devlette adalet kaybolursa orada zulüm hüküm sürer” diyorsa, bu işte bir terslik var demektir. Oysa yasama da, yargı da, yürütme de cumhurbaşkanına bağlı, yani o ülkenin tek hakimi… Ama ne hikmetse o da yargıdan şikayetçi.

Peki o zaman bu yargının bağımsızlığını kim zedeliyor?

Galiba işte tam da bu noktada cumhurbaşkanından bakanlara kadar yürütme makamında olanların yargıya ‘ayar’ veren söylemlerine bakmakta yarar var.

-Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi’nin tutuklu gazetecilerle ilgili verdiği tahliye kararı için “Ben AYM’nin kararını kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” demişti. (28 şubat 2016)

-Aynı şekilde yine Erdoğan AİHM’nin Selahattin Demirtaş kararı ile ilgili olarak da “Kendi adamlarını koruyorlar. Bu karar bizi bağlamaz” ifadelerini kullanmıştı. (23.12.2020)

-Cumhurbaşkanı muhtarlara yaptığı bir konuşmada ise Osman Kavala’yı işaret ederek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Gezi olaylarında teröristlerin finans kaynağı olan bir kişi şu anda içeride. Onun arkasında meşhur Macar Yahudi’si Soros var. Türkiye’deki temsilcisi de aynı şekilde babadan zengin, bu imkanlarını bu ülkeyi parçalayıp bölen terör eylemlerine karşı her türlü desteği veren kişi. Şimdi içeride.“ (21 Kasım, 2018)

Ayrıca, kararlarını beğenmediği Anayasa Mahkemesi için “Bizim AYM, AİHM’in şubesi midir?” diyen ve AYM Başkanı Zühtü Arslan’ı tehdit eden bir İçişleri Bakanımızın olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Yürütmenin, kimlerin yargılanması ya da ne kadar tutuklu kalması gerektiği konusunda telkinlerde bulunduğu bir ortamda yargının bağımsız olması mümkün olabilir mi?

Eğer bir ülkede AİHM’in serbest bırakılmalarına dair bağlayıcı kararlarına rağmen insanlar keyfi ve haksız şekilde yıllardır özgürlüklerinden mahrum bırakılıyorlarsa, sadece ifade özgürlüğünden doğan haklarını kullandıkları için cezalandırılmaya devam ediliyorlarsa o ülkede hukukun üstünlüğünden ve adaletin tecellisinden söz etmek ne yazık ki mümkün değildir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı açılışta yaptığı konuşmada gelecek nesillere bırakacağımız en önemli mirasın ‘adalet’ olduğunu söylüyor. İşte miras bırakacağımız o adaletin fotoğrafı:

-Yazarlar, siyasetçiler ve sivil toplum insanları bir iddianame bile hazırlanmadan haksız yere yıllardır cezaevinde tutuluyor..

-Mafya liderinden her ay 10 bin dolar alan siyasetçiye en azından soru soracak bir yargı henüz bulunamadı…

-Sokak ortasında gazetecileri, siyasetçileri döven korunaklı yandaşlara hesap soracak bağımsız bir yargı arıyoruz.

-Şehit cenazesinde CHP lideri Kılıçdaroğlu’na saldırdığı için kahraman ilan edilen ‘inek hırsızı’ ile ilgili davanın neden yıllardır sürdüğünü merak ediyoruz.

Eğer gelecek nesillere vicdanları yaralayan böyle bir adalet tablosu bırakacaksak, bilelim ki gençler bizi asla affetmeyeceklerdir.