• 19.07.2021 08:14
  • (220)

AK Parti 2002’den bu yana son yerel seçimler hariç, yapılan bütün seçimlerden zaferle çıktı. Bir siyasi iktidar açısından bu çok uzun bir zaman… Doğal olarak bu durum toplumun önemli kesimlerinde iktidarın sağladığı avantajlardan da kaynaklanan ve terkedilmesi hiç de kolay olmayan alışkanlıklar oluşturdu.

Vazgeçilmeyi zorlaştıran sadece ekonomik alışkanlıklar değil elbette. Özellikle değişime kapalı olan kesimlerin dini ve kimliksel hassasiyetler noktasında bazı endişelerinin olabileceğini dikkate almak gerekiyor.

İktidarın ekonomik nimetlerinden fazlaca yararlananları bir tarafa bırakırsak, esas itibariyle muhafazakar kesimler AK Parti iktidarının halihazırdaki gidişatından, yaşanan ahlaki çürüme ve yozlaşmadan hiç de memnun değiller.

Ama unutmayalım, dindarlık hassasiyeti olan önemli bir kesim tam 19 yıldır bu iktidara oy veriyor. Evet dindar kesimler de AK Parti hikayesinin artık sonuna gelindiğini görüyor ama haklı olarak yeni dönemde nasıl bir iktidar denklemiyle yönetileceğini de görmek istiyor. Kabul etmek gerekiyor ki özellikle muhafazakar kesimler, hak ve özgürlükler anlamında geçmişte yaşanan mağduriyetlerin tekrarlanmasından endişe ediyor olabilirler. Kuşkusuz, muhalefet partileri açısından bakıldığında bu endişeyi doğrulayacak en küçük bir işaret bile bulunmamaktadır. Tam aksine mevcut iktidarın hak ve özgürlükler karnesi, yakın siyasi tarihimizdeki bütün iktidarlardan daha kötü durumdadır.

Eğer bu olumsuz tabloya rağmen, dindarlar bu kadar yolsuzluk, hukuksuzluk, rüşvet ve çete-mafya işleriyle birlikte anılır hale gelen bir iktidardan hala vazgeçmekte sıkıntı çekiyorsa burada Türkiye’nin sosyolojik gerçekliğinden kaynaklanan bir sorun var demektir. Bu endişeleri izale etmenin yolu; geçmişte hak ve özgürlükler bağlamında mağduriyetler yaşayan kesimlerin vicdanlarını rahatlatacak ve onlara güven verecek kuşatıcı bir siyaset dilidir.

Meseleye muhalefet partileri açasından baktığımızda, geçmişteki “tek parti” dönemine atıf yapılarak bir değerlendirme yapılacak olursa en dezavantajlı konumda olan parti CHP’dir. Ama böyle bir değerlendirme gerçekçi de, hakkaniyetli de olmaz. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun demokrat ve değişimci tavrı, bize bugün başka bir CHP’yi konuşma imkanı tanıyor. Mevcut siyasal yapı içinde bir karşılaştırma yapmak gerekirse, bugünkü AK Parti’nin 1940’lardaki “tek parti” döneminin CHP’sinin yerini aldığını, bugünkü CHP’nin ise daha değişimci bir irade ortaya koyduğunu söylemek mümkün.

Ama bütün bunlara rağmen, hala belli korkuları aşamamış mevcut muhafazakar alışkanlıkları da dikkate alarak AK Parti tabanındaki memnuniyetsizleri ikna edecek bir cumhurbaşkanı adayı tespit etme zorunluluğu ortadadır.

Öyle anlaşılıyor ki erken ya da zamanında yapılacak bir seçimde Cumhur İttifakı’nın parlamentoda çoğunluğu sağlaması mümkün görünmüyor. Araştırma şirketlerinin yaptığı bütün anketlerde iktidar bloğunun erişebildiği en iyimser rakam yüzde 45 civarında, bu rakam daha da aşağıya düşebilir. Yani toplamda muhalefet cephesi yüzde 55’lerde…

Ancak muhalefet açısından esas problem, cumhurbaşkanlığı ipini göğüsleyecek ismin tespit edilebilmesi… Aday olacak ismin öncelikle bütün muhalefet bileşenlerinden oy alabilecek bir kabiliyete sahip olması gerekiyor. Dahası ve de en önemlisi HDP bu cumhurbaşkanlığı formülünün neresinde olacak?

Nitekim HDP Eş Genelbaşkanı Pervin Buldan yaptığı açıklamada “Hiç kimse Kürtlerin, Kürt halkının oylarını çantada keklik olarak görmesin” diyerek hem Millet İttifakı’na, hem de Cumhur İttifakı’na önemli uyarılarda bulundu. Geçtiğimiz günlerde Selahattin Demirtaş’ın “Bizi iki kötüden birini seçmek zorunda bırakmayın” mesajı da buna eklendiğinde HDP Millet İttifakı’na diyor ki: “Bize Kürt halkının oy veremeyeceği bir adayla gelmeyin…

Şu anda Türkiye’de yaşanan yönetim krizinin toplumda yarattığı duygusal kırılma dikkate alındığında gelecek endişesi yaşanması kaçınılmaz. Doğal olarak insanlar böyle anlarda “Acaba bunlar giderse daha kötü bir durum ortaya çıkabilir mi” benzeri endişeler yaşayabilirler. Ama unutmayalım ki son dönemde demokrasimizin standardı büyük oranda düşmüş olmasına rağmen, eğer bu ülkede 1876’dan bu yana sandık kurulabiliyorsa, değişim umudu hep var demektir.