• 12.07.2021 00:21
  • (108)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Cuma günü Diyarbakır’daydı. Bu ziyaret öncesinde “Acaba cumhurbaşkanı Kürt söyleminde bir makas değişikliği sinyali verir mi?” benzeri değerlendirmeler yapılmıştı. Bu çerçevede İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ziyaret fotoğrafında yer almayacağı bile konuşuluyordu.

Ancak Soylu, Erdoğan’ın hemen arkasında yer alınca anlaşıldı ki AK Parti’nin Kürt söyleminde herhangi bir değişiklik olmayacak. Çünkü Soylu aynı zamanda MHP lideri Bahçeli’nin bir temsilcisi olarak o fotoğraf karesinde yer alıyordu.

Hemen belirtmek gerekiyor ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması AK Parti ile Kürtlerle arasındaki duygusal kopuşun tamir edilmesinin artık mümkün olmadığını net bir şekilde ortaya koymuş oldu.
Her ne kadar Erdoğan konuşmasında 2005 yılına atıfta bulunarak “AK Parti’yi kurduğumuzda buraya gelerek karşılaştığımız herkese ‘İktidara geldiğimizde bizden ne istiyorsunuz?’ diye sordum. OHAL’i kaldırın dediler. OHAL’i kaldırdık mı? Kaldırdık. Biz ne dedik, ne yaptık. Onlar ne dediler, ne yaptılar? 2005’te size ne dediysek dün de oradaydık bugün de yarın da orada olacağız” ifadelerini kullansa da güçlü bir ‘çözüm’ iradesinin çok uzağındaydı.

Nitekim Erdoğan küçük ortağı Bahçeli’yi de dikkate alarak konuşmasında “Devletin görevlendirdiği kamu personeline kayyum diyorlar” ifadelerini kullanarak demokratik değerlerden çok, “güvenlikçi” ve de “şahin” politikaların altını çizmeyi tercih etti. Yani halkın oylarıyla seçilen belediye başkanlarının yargı kararı olmadan görevden alınmalarına karşı çıkanları terör destekçisi olarak ilan etti bir bakıma…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kürt sorununun çözümü konusunda ciddi bir adım atma niyetinin olup olmadığını bilmek elbette mümkün değil. Ama şu bir gerçek ki oylarının giderek eridiğini gören Erdoğan’ın oy kaygısıyla da olsa Kürtlerle yeni bir başlangıç yapmayı arzu ettiği muhakkak. Ancak derelerin altından o kadar çok sular aktı ki bundan sonrası artık sadece mucizelere kalmış gibi görünüyor.

Bir kere şartlar müsait değil, en önemlisi de Bahçeli ortaklığının böyle bir adıma rıza göstermesi asla mümkün değil. Bahçeli’nin onaylamadığı hiçbir kararın hayata geçirilmesinin bile mümkün olmadığı bir iktidar denkleminde Tayyip Erdoğan’ın Kürt sorunu konusunda herhangi bir adım atabilmesi imkansız ötesi bir şey…

Dolayısıyla AK Parti, zamanında ya da erken yapılacak bir seçime, Kürt realitesini tümden reddeden Bahçeli’nin söylemlerini dillendirerek gitmek zorunda. Aynıca AK Parti de kendi seçmenini özellikle son beş yıldır MHP’nin söylemlerine paralel bir eğitimden geçirdiği için onlar da yeni demokratikleşme adımlarına pek sıcak bakmayacaklardır.

Evet AK Parti, resmen olmasa da dolaylı olarak MHP ile kıydığı ortaklık nikahının ilk gününden bu yana oluşan milliyetçi AK Parti tabanını ve birilerinin çökmemesi için AK Parti üzerinde adeta kayyım görevi yapan Bahçeli’yi memnun etmek zorunda. Bunun için de öncelikle başta HDP olmak üzere bütün muhalefet partilerini şeytanlaştırmaktan başka bir çaresi yok. Kuşkusuz bu söylemin, iktidar seçmeninin motivasyonu açısından bazı pratik sonuçları var. Ama bu, iktidarın şiddetle ihtiyaç duyduğu Kürt seçmenin oylarını kazanabilmenin hiçbir şekilde garantisi de değil.

Oysa bilinen bir gerçek var ki Kürt seçmenin oyunu alamayan hiçbir adayın asgari 50+1’i bularak cumhurbaşkanlığını kazanmasının imkan ve ihtimali yok.

Yeni torba yasayla getirilen ve demokrasiye paydos niteliği taşıyan “kesintisiz OHAL” uygulaması da gösteriyor ki artık AK Parti, toplumun farklı kesimlerinden gelmesi muhtemel oylardan umudunu tümden yitirmiş bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki bundan sonra tek çare daha fazla korku ve daha fazla hamaset…