• 30.06.2021 21:06
  • (98)

Siyasi tarihimizin hemen bütün dönemlerinde ülkeyi yönetenleri eleştirmek iktidarlar için hep sevimsiz bir eylem olarak görülmüştür. Ama hiçbir dönemde iktidarı eleştirenler bugün olduğu kadar ihanetle eşdeğer olarak görülmemiştir.

Kuşkusuz bütün iktidarlar ülkeye hizmet üzere yola çıkarlar ve doğal olarak iyi icraatlar yaparak millet nezdinde itibar kazanmayı isterler. Ama zaman zaman da yanlış işler yaparlar, bu yüzden de muhalefetin ve medyanın eleştirisine muhatap olurlar. Ayrıca muhalefetin asli görevlerinden birisi iktidarları eleştirmektir, çünkü onların da hedefi iktidar olmaktır. Dolayısıyla iktidarı eleştirmek iktidar yıkıcılığı olmadığı gibi vatana ihanet de değildir.

Ama gelin görün ki bugün iktidarı elinde bulunduranların muhalefetin ve medyanın en küçük eleştirisine bile tahammülü yok. İktidar ne zaman ekonomide, dış politikada, hukukta, eğitimde büyük krizler ve başarısızlıklar yaşasa gerçeklerle yüzleşmek yerine sorumluluğu ya ‘dış güçler’e havale ediyor ya da muhalefeti dış güçlerin işbirlikçisi olarak ilan etmeyi tercih ediyor.

Aynı şekilde iktidar eleştirisi yapan medya da ihanet suçlamasından payını alıyor. Bu çerçevede zaman zaman okurlardan ve AK Partili dostlardan gelen eleştirilerde de benzer sitemleri görmek mümkün. Deniyor ki “Bu iktidar yedi düvele karşı savaşıyor, ekonomimizi çökertmeye çalışıyorlar, beka tehlikesi altındayız ama siz düşmanların ekmeğine yağ sürüyorsunuz. Ülkede iyi şeyler oluyor, dış güçlere rağmen ekonomide büyüyoruz, yılların hasreti bitti Ayasofya açıldı, başörtüsü sorunu çözüldü, biraz da pozitif bakın…”

Elbette bu ülkede yaşayan bir birey olarak güzel şeyleri görmek, hakkaniyetli olmak gerekir, buna hiçbir itirazımız yok.

Nitekim AK Parti iktidarının 2011’e kadar attığı doru adımlar sayesinde ekonomi büyüdü, refah arttı, demokratik standartlar yükseldi, özgürlüklerin önü açıldı ve Türkiye küresel ölçekte itibar kazanan bir ülke haline geldi.

Ama ne yazık ki yeni AK Parti’nin, bu hamleleri gerçekleştiren eski AK Parti’ye düşman olmaya başladığı günden bu yana Türkiye ekonomide, hukukta, eğitimde, özgürlüklerde, demokraside kan kaybediyor.

Maalesef bugün dünyanın ve Türkiye’nin gittiği istikameti kavrayamayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Peki bu tablo karşısında ne yapmamız gerekiyor?

Pandemi sürecinde esnafa, çiftçiye, işçiye yeterince destek verilmediği için kirasını ödeyemeyen, evine ekmek götürmekte zorlanan, çaresizlikten intihar eden insanları görmeyelim mi?

Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarının kimlere ve kaça satıldığını henüz açıklayamayan iktidara alkış mı tutalım?

İstanbul halkının yüzde 56’sının karşı olduğu Kanal İstanbul’u yapmak için rant uğruna “Çatlasanız da, patlasanız da yapacağız” anlayışına temenna mı çekelim?

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Buradan bir daha çağrı yapıyorum hiç kimse Kanal İstanbul olayına girmesin, ihalesine girmesin, parasını ödemeyeceğiz” çağrısına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Söke söke sizden bu paraları uluslararası tahkim yoluyla alırlar” şeklindeki cevabını hangi “yerli-milli” anlayışla izah edeceğiz?

İYİ Parti TBMM Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu’nun, “Telekom’da Hariri ailesinin Türkiye’den götürdüğü 9 milyar doları söke söke aldınız mı?” sorusunu görmezden gelebilir miyiz?

Bugünlerde 1990’lı yıllardaki çete-mafya-siyaset eksenindeki karanlık günleri bile aratacak bir atmosfere mahkum olmamızı memnuniyetle karşılamamız mı gerekiyor?

Suç örgütü liderlerinden ve ‘kara para’cılardan siyasetçilere, gazetecilere, bürokratlara bulaşan milyon dolarlar karşısında sevinç çığlıkları mı atalım?

Hukuksuzluğa, yolsuzluğa, rüşvete, ihalelerin üç-beş zengine bahşedilmesine, devlette akraba, eş-dost kayırmacılığına itiraz edenleri dış güçlerin ajanı mı ilan edelim?

Eğer böylesine bir tablo karşısında hala “İktidar ülkeyi uçuruyor, ama nankörler görmüyor” diyorsanız yapacak bir şey yok. Durmak yok yola devam…