• 14.06.2021 07:12
  • (157)

Geçtiğimiz günlerde Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’un Beştepe Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen, “Merhametin Dili Kuş Dili Vakıf Haftası Toplantısı”nda yaptığı konuşmadaki şu cümlelerini okurken dindar/muhafazakar camianın nasıl bir vicdan savrulması yaşadığını derinden hissettim. O cümle şöyle: “Bu emanetin duası ile bedduası ile muhatabının da biz olduğumuzu, başında bulunduğumuz kurumun sorumluluğunun ve vebalinin ağır olduğunun şuurundayız. Vakıf kuran ecdadımızın öldükten sonra da amel defterlerinin kapanmamasına özen gösteriyor, dünyayı merhamet ve şefkatle kuşatmak için var gücümüzle çalışmaya devam ediyoruz. Zira vakıf, ölüme meydan okumaktır.”

Evet güzel cümleler… İçinde merhamet var, şefkat var, yapılan iyiliklerle öldükten sonra kapanmayacak olan ‘amel defterleri’ var. Hayatı şefkat ve merhametle kucaklaması gereken insanlar için önemli ifadeler bunlar…

Ama bu hikayenin bir de başka boyutu var o da şu; çöken bir ekonominin altında kalan, evine ekmek götüremediği, dükkanının kirasını ödeyemediği için intihar eden insanların acılı hikayelerinin yazıldığı Türkiye’de 4-5 yerden ballı maaşlar alan, iktidarın gölgesinde palazlanıp “pudra şekeri”nden kokaine terfi eden lüks arabalardaki gençlerin, suç örgütü lideri olarak tanımlanan Peker’in “10 bir dolar vermedim, ama yüzbinlerce dolar verdim” dediği siyasetçilerin yazdığı başka bir Türkiye hikayesi var…

Mesela CHP Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın Vakıflar Genel Müdürü ile ilgili iddiaları… Yavuzyılmaz’ın iddiasına göre Genel müdür Burhan Ersoy Vakıflar’daki görevinden aylık 14.917 TL, KuveytTürk Bank Yönetim Kurulu üyeliğinden aylık 62.455 TL ve kâr payı 84.556 TL olmak üzere bir ayda toplam 161.928 lira alıyormuş. Doğrusu insan merak ediyor, acaba genel müdürün ‘amel defteri’nde evine ekmek götüremeyen insanların hayal bile edemeyeceği bu astronomik rakamlar da yer alacak mı?

Dahası, esas itibariyle çiftçiye, esnafa hizmet vermek, uygun kredi temin etmek üzere kurulan Ziraat Bankası, Demirören Holding’e Hürriyet grubunu satın almak üzere verdiği 750 milyon dolarlık kredinin akıbetini sormazken, çiftçinin tarlasını, traktörünü haczetmesi bir adalet timsali(!) olarak ‘amel defteri’nde yer alır mı?

Bu tür soruları çoğaltmak mümkün elbette, zira ortalıkta çok sayıda o kadar iddia var ki çürümeyi ve yozlaşmayı tarif etmek için kelimeler bile kifayetsiz kalıyor. Ayrıca kirliliğin nereye kadar uzandığı da meçhul… Ne yazık ki hepimizi utandıran da yolsuzluk, hukuksuzluk ve mala çökme görüntülerinin bir suç örgütü lideri olarak tanımlanan kişinin iddialarıyla gözler önüne seriliyor olmasıdır.

Kuşkusuz geçmiş dönemlerde de Türkiye yolsuzluk, rüşvet ya da Susurluk örneğinde olduğu gibi ciddi kirlilikler yaşadı. Ama bütün eksikliklerine rağmen o dönemde hukuk işledi, parlamentoda komisyonlar kurularak kol kola yürüyen siyaset-çete-mafya-bürokrasi ilişkileri sorgulanabildi.

Oysa bugün iktidar, olup bitenler karşısında sessiz ve fırtınanın dinerek adeta kirliliğin üzerinin örtülmesini bekliyor. İşte esas vahim olan da bu… Bütün dünyaya meydan okuyan, bir işaretiyle hukuk dahil bütün kurumları harekete geçiren bir iktidarın mafyalaşma ve yolsuzlukları sadece çaresizlik içinde seyrediyor olması toplumu incitmektedir.

Siyasi tarihimizdeki tecrübeler göstermiştir ki bu tür kirliliklerle ilgili konuşmamak, görmezden gelmek, geçiştirmeye çalışmak siyasi iktidarlar için her zaman hüsranla sonuçlanmıştır. Ve yine tecrübeyle sabittir ki hiçbir iktidar susarak, gizleyerek itibar kazanmayı başaramamıştır. Eğer elinizdeki iktidar gücünü

Ülkeyi kirleten mafya-çete-siyaset eksenindeki kirliliği temizlemek üzere kullanamazsanız, gün gelir bu güç siyaseten taşınamaz bir yük haline dönüşür.

Nitekim son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları da AK Parti’deki itibar kaybını net olarak ortaya koyuyor. Sedat Peker’in dile getirdiği iddialar karşısında iktidarın sessizliğinin toplumu incittiğine dikkat çeken KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, AK Parti’nin 1 Kasım 2015 seçimlerindeki oyunun neredeyse yarıya yakınını kaybettiğini belirtiyor.

Kısacası gerçeklerle yüzleşmeden ülkeyi yönetiyormuş gibi yapabilirsiniz, ama gelmesi mukadder olan gerçeği asla değiştiremezsiniz.