Türkiye, son 7-8 yılda demokrasi liginden düşme konusunda adeta özel bir gayret sarfettiği için ciddi bir yönetilemezlik sorunuyla karşı karşıya. Bu yüzden de siyasi iktidar ülkedeki hukuk ve demokrasi açığı dahil ekonomide yarattığı derin krizi, salgını yönetme konusundaki beceriksizliğini ve de eğitimdeki çaresizliğini hamasi söylemlerle süsleyerek hayali bir başarı hikayesi yazmaya çalışıyor. Bu konuda müşteri bulmakta hiç zorluk çekilmeyecek tek adres ise, işi gücü bırakıp Türkiye’nin önünü kesmek için 24 saat mesaide olan ‘sinsi’ dış güçler ve içeride onlar için ‘kılıç sallayan’ yerli işbirlikçiler…

Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,  Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) Kadın Kolları ve Gençlik Kolları MKYK Üyelerini Kabul Töreni’nde yaptığı konuşmada, son sekiz yıldır yaşananların “sinsi oyunun” bir parçası olduğunu söyledi. Kökü dışarıda olan bu saldırıların her zaman üstesinden geldiklerini, bundan sonra da geleceklerini belirten Erdoğan, dışarıdaki güçlerin içerideki uzantılarını şöyle tarif etti: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimliğine sahip olduğu halde gavurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenleri gördükçe de üzülüyoruz” 

Görüldüğü gibi lebalep kongrelerle salgının azdırılmasından akıbeti henüz belli olmayan 128 milyar dolara ve adaletin terazisinin şaşmasında iktidarın hiçbir vebali yok. Bu durumda tek sorumlu kalıyor; ülkeyi yönetilemez hale getiren CeHaPe zihniyeti…

Neyse… Ülkeyi AK Parti-Bahçeli-Perinçek koalisyonu mu yönetiyor, yoksa CeHaPe zihniyeti mi buna birileri artık karar versin…

Çünkü Türkiye, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar ekonomide, demokraside, hukukta telafisi uzun yıllar alacak büyük kayıplar yaşıyor. Mesela PISA ve TIMSS gibi uluslararası kuruluşların gerçekleştirdiği sınavların ortalamasına göre oluşturulan listede Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri’nin de gerisinde yer alıyor. AK Parti döneminde 14 kere değiştirilen eğitim sistemi, Türkiye’nin uluslararası itibarını da olumsuz etkiliyor. Toplam 50 ülkenin uluslararası derecelendirme kuruluşlarınca gerçekleştirilen sınavların okuma, matematik ve bilim başlıklarındaki derecelerine göre sıralandığı listede Türkiye, 34’üncü sırada yer aldı.

Demokrasi, özgürlük ve insan hakları konularında araştırmalar yapan sivil toplum örgütü Freedom House’un 2020 yılı raporunda, Türkiye “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde yer aldı.

100 puan üzerinden 32 puan alan Türkiye, 195 ülkenin yer aldığı “özgürlük” sıralamasında da 146’ncı sırada.

Türkiye, 2019 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde ise (Rule of Law Index) 126 ülke arasında 109’uncu sırada. Bizim üstümüzde yer alan İran 102., Nijerya ise 106. sırada. Yine hukukun üstünlüğü endeksine göre Türkiye şeffaflık sıralamasında 126 ülke arasında 94. sırada. Bu kategoride de Pakistan ve Nijerya bizden daha iyi durumda… Temel haklar konusunda ise Venezuella’nın gerisinde yer alıyoruz.

Görüldüğü gibi 2021 yılı Türkiye’sinde ortaya çıkan “itibar testi”mizin sonuçları hiç de iç açıcı değil. Dünyanın fukara milletlerinin bile gerisinde kaldığımızı gösteren bu hüzün verici resmin sorumlusu olarak ister “sinsi dış güçler”i, isterse “gavurun kılıcını sallayan” yerli işbirlikçilerini gösterelim, sonuç acı gerçeği değiştirmiyor.

Ve önümüzde hepimiz için düşündürücü bir Türkiye fotoğrafı duruyor. Eğer bize yanlış öğretmedilerse, bir ülkede yönetim anlamında olup biten bütün olumlu ya da olumsuz icraatların tek sorumlusu seçilmiş iktidarlardır. Dolayısıyla siyasi iktidarın “Ekonomide başarılı işler yapıyorduk ama uluslararası finans lobisi bize tuzak kurdu, uçacaktık ama dış güçler kanatlarımızı kırdı” benzeri bahanelerin arkasına saklanarak ellerini yıkayıp temize çıkması ne yazık ki mümkün değildir.

Ayrıca bu dış güçler ve finans lobileri nasıl bir insan üstü güce sahiptirler ki, 20 yıllık bir iktidar bu güçlerle baş edemediği için acziyet itirafında bulunuyor. Öyle anlaşılıyor ki biz daha uzaya gidemeden, uzaylılar iktidarın icraatlarını engellemeye başlamışlar bile…