Biliyorum AK Parti kendisine geçmişini hatırlatan, hatta 2011’e kadar ekonomide ve demokratikleşmede gerçekleştirdiği başarıları dillendirenleri pek sevmiyor. Öyle ki “Türk tipi” rejimle başlayan süreç sonrasında, eski AK Parti’nin reformist kimliğini hatırlatanları ihanetle suçlamaktan bile çekinmiyor.

Kısacası, Bahçeli ve Doğu Perinçek ambalajlı yeni AK Parti, yakında eski AK Parti’yi de ihanetle suçlarsa şaşırmamak lazım, bunun ipuçları şimdiden ortaya çıkmaya başladı bile…

En son Merkez Bankası’nda oynanan kumar, yeni AK Parti’nin kendisini de aşan en çılgın hamlesi olsa gerek. Zira Naci Ağbal’ın görevden alınmasının ne cumhurbaşkanına, ne vatandaşa, ne de yerli ve yabancı yatırımcıya zerrece faydası olmadığını bile bile gerçekleştirilen bu ekonomik intihar dalışını akıl ve mantıkla izah etmek mümkün değildir.

Her ne kadar görünür gerekçe ‘faiz kararı’ gibi anlaşılmaya müsaitse de, aslında bunun siyaseten inandırıcılığı şüphelidir. Kaldı ki bütün faiz kararları zaten cumhurbaşkanının bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleşmektedir, buna eski bakan Berat Albayrak döneminde alınan kararlar da dahil…

AK Parti kendi iradesiyle bilerek ve isteyerek seçtiği bu akla ziyan istikamette yürümeye devam ettikçe, her hafta ya yeni bir motivasyon etkinliği, ya da çılgın kararlarla insanların yüreğini ağzına getirmeye mahkum durumdadır. Bu duruma “MHP’yi memnun etme” seansları da ilave edildiğinde, son dönemde iktidarın sergilediği absürtlüklerin mahiyeti daha da iyi anlaşılacaktır. Bu yaşananların bize gösterdiği gerçek şudur; AK Parti artık bir an olsun pedal çevirmeyi bırakamaz, bıraktığında düşmesi kaçınılmazdır.

Galiba AK Parti’ye iyi niyetle “Bakın bu anlayışla yolunuza devam ederseniz hep birlikte felakete doğru gidiyoruz” çağrısında bulunmanın artık hiçbir faydası yok. Kaldı ki sadece son iki yıllık performansına baksa bile kendini nasıl bir çaresizliğe hapsettiğini rahatlıkla görebilecektir.

Demek ki artık kimsenin yapacağı bir şey yok. O zaman son kez hatırlatalım, eğer gerçekliklerden koparak ekonominin, hukukun, adaletin, eğitimin, dış politikanın ayarları ile oynama konusunda kararlıysanız;

İşte o zaman, toplumu motive etmek üzere icat edilen her etkinliğin ömrü bir hafta bile sürse de, her hafta yeni icatlar, satılacak yeni hayaller bulmak zorundasınız. Mesela kapasitesi ve gerçekliği belli olmayan doğal gaz kaynakları bulmak gibi…

Bu yetmez, salgının ateşini yükselteceği aşikar olduğu halde yüzbinlerce insanı İstanbul’da toplayarak Ayasofya’yı açmak zorundasınız…

Kime ve neye hizmet ettiği bilinmese de “çoklu baro” gibi absürt bir icat yaparak memleketi meşgul etmek zorundasınız.

İstanbul bir deprem tehlikesiyle karşı karşıyayken bile halka inat, her gün ‘Kanal-İstanbul’ benzeri yeni masallar uydurmak zorundasınız…

Bütün bunlar olurken kısa süreliğine de olsa bir bakıma araya küçük hayali reklamlar koyup “Yeni bir hukuk reformuna hazırlanıyoruz”, “geleceğimizi Avrupa’da görüyoruz” diyerek topluma yalan bir hayali pazarlamak zorundasınız.

Ve yine durmak yok, pedal çevirmeye devam…

AK Parti’nin gençlikle arasındaki duvarları daha da aşılmaz hale getirse de kayyım rektöre karşı çıkan, protesto eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini “terörist” ilan etmek zorundasınız…

28 Şubat’ın zor günlerinde başörtü mağduriyetinin yanında olan, bugün de aynı şekilde insan hakları mağdurlarını savunan HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu beş yıl önceki bir tweet yüzünden milletvekilliğini düşürüp parlamentoyu bile bu ayıba ortak ederek cezaevine giden yolu açmak zorundasınız.

Yıllardır Kürt halkına karşı uygulanan inkar ve asimilasyon politikalarının bu ülkeye yaşattığı acılara ve ödettiği ağır bedellere rağmen, memleketi yeniden parti kapatma maceralarına sürgün etmek zorundasınız…

Eğer bütün bunlar AK Parti için bir anlam ifade etmiyorsa, yapılacak başka bir şey yok demektir.