Cesaretin bedeli

  • 30.11.2015 00:00

 Milattan önceydi. İktidar henüz ülke yönetimini tam anlamıyla “ele geçirmemişti”. Askerî vesayetin hüküm sürdüğü günlerdi. Yüksek yargının memleketi dizayn ettiği, adına statüko, “eski Türkiye” denen dönem.

Hukuk dışı icraatlar, eylemler, işlemler, kararlar üzerine “Gizli” damgası vurulan belgelerle, “Devlet sırrı” kapsamına alınıyordu. Adına “devletin siyasi yararı” denerek.

MGK, YAŞ, önemli bazı kurumlar, MİT, istihbarat birimleri, asker, bu esrarengiz kelimeye, “Gizli” damgasına sığınıyor, TCK ise onlara liman oluyordu. TMK’yı da unutmamak gerek.

Anayasa’ya, yasalara, demokrasiye, insan haklarına aykırı bir karar mı alınacak, üzerine “Gizli” damgası vurulan evraklarla, işlem sorunsuz hâllediliyordu. Çünkü devlet kutsaldı.

Askerde bir komutan yüzünden erler mi şehit oldu, fişleme mi yapılacak, vur “Gizli” damgası, arkana yaslan.

Darbe hazırlığı, hukuksuz bir eylem mi gerçekleştirilecek, vur “Gizli” damgasını, yanına da bir kaç TCK, TMK maddesi, yaslan arkana, keyifle çayını yudumla.

Kamuflaj konusunda eğitimli asker, hazır kıta bekleyen devletin bazı kurumları, kamufle edilecek belgeler. Gerisini mağdur edilecek Kürtler, dindarlar, aleviler, solcular düşünsün…

İşte böyle bir dönemde “Devlet sırrı, gizli” denen sayısız habere imza attım. DağlıcaHantepe,Gediktepe baskınlarıLahika Eylem PlanıAKP kapatma girişimleri.. gibi yüzlerce, suç unsuru olan, üzerine “Gizli” damgası vurulmuş belge yayınladım.

Nöbette uyudu diye, bir askerin eline ceza olarak pimi çekilmiş el bombası verilmesi, akabinde patlayan bomba ve dört askerin şehit olması. Bu olay kamuoyuna nasıl duyuruldu derseniz; “Kamyon devrildi, dört asker şehit oldu”. Adına “Gizli” denen belgelerle böyle kapatılmak istenmişti.

Milattan önce, özellikle hükümeti hedef alan bu belgeleri gazetemde yayınladığımda, iktidar ve çevresi, “İşte gazetecilik bu” diye tempo tutuyor, birbiri ardına açıklamalar yapıp, köşelerinden yazılar kaleme alıyorlardı.

Suç belgesi devletin gizli belgesi olmaz, gizli olamaz, gazeteci bulursa yayınlar,” diyorlardı.

Askerin, yargının, o günkü sistemin yanında olanlar ise tam tersini, “Bu gazetecilik değil, devletin gizli belgesi, servis, yargı göreve….

Yargı talimatı alıyor, peş peşe davalar açılıyordu.

O günler geride kaldı. Dünün devlet çarkları, paletleri altında ezilenler, yönetimi tamamen ele geçirdi. Planlar yapmak, kararlar almak artık onların işiydi. Mağduriyet bitmiş, “icraat” başlamıştı. Belgelere “Gizli” damgası vurmak onların kontrolündeydi. Ötekiler ise iktidarı kaybetti.

Yeni devlet sahipleri, eskiyi taklit etmekte gecikmediler. Vakit kaybetmeden usul ve yöntemleri özümsediler. Din gitti, devlet geldi. Dinî kutsallar ayaklar altına alınıp, devlet kutsanmaya başlandı.

17-25 Aralık ise yeni bir milat oldu. Artık milattan sonrası başlamış, hiçbir şey, eskisi gibi olmamıştı. Bazıları beyin ve benliklerine format attı.

Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutuklanmaları beni zamanda yolculuğa götürdü. Dün “Baransu’nun, Taraf’ın yaptığı gazetecilik değil” diyenler yerlerini bugün “Cumhuriyet’in yaptığı gazetecilik değil” diyenlere bıraktı.

Devletin gizli belgesini temin ve ifşa suçuyla dokuz ay önce tutuklandım. Hukuksuz eylemlerin üzerine “Gizli” damgasını vuranlar, aynı gerekçe ile dört farklı dava daha açtılar. Ve aylar sonra da Dündar ve Gül tutuklandı.

İktidar medyası bugün ne kadar ikiyüzlüyse kimse kusura bakmasın muhalif denen medya da dün ve bugüne bakıldığında ikiyüzlü.

Can da, Erdem de, ben de sadece gazetecilik yaptık. Herkesin konuşmaktan korktuğu bir dönemde bizler gücü elinde bulunduranların hukuk dışı eylemlerinin belgesini yayınladık. Herkes korkudan bir yere sinmek için kaçarken bizler kamuoyunun gerçekleri bilmesi adına cesurca sadece işimizi yaptık.

Dün de cesurlara bedel ödetilmişti, bugün de “cesaretin bedeli” ödetiliyor.

Can Dündar ve Erdem Gül tıpkı benim gibi tecrit edilerek hemen üç önümdeki koğuşlara konmuş. Henüz koridorda ve avukat odasında karşılaşmadık. Buradan her ikisine de hoşgeldiniz diyor, geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Umarım buradaki misafirlikleri çok kısa sürer.

Umarım Türkiye’ye, basın özgürlüğü, hukuk ve demokrasinin geldiğini çok kısa sürede görürüz.

(Yüksek Güvenlikli Silivri Cezaevi)

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.