• 6.01.2022 06:58

Daha önce de vurgulamıştım:

“Varlığını herhangi bir kurum ve kuruluştan aldığı para yardımıyla sürdürebilen, bunun için de kendine yardım edenleri körü körüne savunan gazetelere besleme basın” deniyor.

"Besleme Basın," Demokrat Parti döneminde Falih Rıfkı’nın bulduğu bir tanımdır ama basının iktidarlar tarafından beslenmesi epey eskidir, daha önceki yazılarda da anımsattığım gibi ta Abdülhamid’e dayanır:

“İstibdat rejimi, basın sansürü, basına konan yasaklar, kitapların yakılması, gazetelerin kapatılması, çıkar sağlanarak jurnalciliğin özendirilmesi, yabancı basının satın alınması ve yabancı ülkelerle haberleşmenin engellenmesi ile devam etmiştir.

Gene bu dönemde, yayımlanmasına izin verilen gazetelerin sahip ve yazarlarına özel çıkarlar sağlanarak baskı yönetimini onaylayıcı yazılar yazdırılmıştır.”

***

Demokrat Parti’nin toplumsal sağduyuyu olduğu gibi dinamitleyen “Besleme Basın” zihniyetinin boyutları, 1960 tarihinde Milli Birlik Komitesi’nin yayınladığı “Besleme Basın” ile ilgili kararnamesinde ortaya çıktı:

“Sabık ve sakıt iktidar organı bulunan gazetelerle iktidarı destekleyen gazete ve dergileri resmi ilan ve reklamlar, Başbakanlık Örtülü Ödeneği vesaire kaynaklarla beslemek, ihtiyaçlarından fazla kâğıt tahsis ederek maddi imkânlarını genişletmek ve muhalefeti tutan, mücadeleci vasfını taşıyan gazete ve dergilere az miktarda resmî ilan ve ihtiyaçlarından noksan kâğıt tahsis eylemek ve bazen bunları tamamen keserek tazyik altında bulundurmak suretiyle vazifenin kötüye kullanışına dair son tahkikat kararı bugün yayınlamıştır.

Kararname evvela resmî ilan ve reklam mevzuunda çıkan beş ilan kararnamesinin tatbikatını tetkik etmekte ve her kararnamenin tatbikatında gazetelerin aldıkları ilan bedelleri tespit edilmiş bulunmaktadır. Bu rakamlara göre tiraj bakımından düşük olan gazetelere, tiraj bakımından yüksek olan gazetelerden daha çok veya aynı seviyede ilan verilmiştir.”

***

"Besleme Basın" bu coğrafyanın iflah olmaz bir çirkinliğidir ama konuya geri dönmem sadece bu nedenden kaynaklanmıyor...

Aynı çirkinliğe, incelemeye devam ettiğimiz 1990’larda rastlamamdan ve son günlerde yeniden alevlenen İstanbul Belediyesi’ne yönelik bitmez tükenmez saldırıların faillerinin arasında "Besleme Basın"ın bulunmasından da kaynaklanıyor...

Unutmayın ki bugünkü "Besleme Basın"ı son yerel seçimden önce besleyen en büyük kaynaklardan biri İBB Bütçesiydi... Bu parayı ve yerel iktidarı kaybetmenin yarattığı öfke bir türlü bitmiyor.

***

Hükümetlerin her yıl kalkınma planlarına uygun olarak çeşitli sektörlerde kendilerine destek olan firmalara krediler sağladığını, bu “desteklerin” vergi indirimi, gümrüksüz makine ithali veya ucuz kredi elde etme biçimlerinde olduğunu daha önce gördük.

Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Tansu Çiller dönemlerinde de basın ve yayın hizmetleri “özel önem taşıyan sektörler” arasına alınmıştı...

Bu kalemden 1993 yılında medya kuruluşlarına toplam 2.6 trilyonluk teşvik kredisi dağıtıldığını görüyoruz.

Nisan 1993 yılındaki döküm şöyle:

“Sabah: 699 milyar 263 milyon TL. Hürriyet: 425 milyar 570 milyon TL. Milliyet: 334 milyar 683 milyon TL. Türkiye: 229 milyar 646 milyon TL. Zaman: 49 milyar 551 milyon TL.’’

***

Ekim 1993’te açıklanan bir belgede de Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın dağıttığı teşvikler şöyle sıralanıyor:

Milliyet: 765 milyar 439 milyon TL.

Sabah: 613 milyar 363 milyon TL. 

Hürriyet: 298 milyar 199 milyon TL. 

Türkiye: 116 milyar 712 milyon TL.

Ayrıca televizyon yatırımları için şu teşviklerin yapıldığı belirtiliyor:

Milliyet Haber Ajansı: 89 milyar TL.

Satel (Sabah TV): 70 milyar TL.

A Yapım TV (Sabah): 44 milyar TL.

Hürriyet Radyo Prod.: 5 milyar TL.

MBI Filmcilik (înterstar): 9 milyar TL. 

Teleon (Uzanlar): 116 milyar TL.’’

***

Refah Partisi’nin Nisan 1996’da, Meclis başkanlığına verdiği soruşturma önergesinde de Tansu Çiller’i destekleyen Sabah Grubu’na, 24 Aralık 1995 seçimlerinden önceki üç hafta içinde Halk Bankası’ndan yaklaşık 4.5 trilyonluk kredi verildiği öne sürülüyordu....

Bu da siyasal iktidar-medya ilişkilerin eski anlayışla her daim işlediğinin bir başka kanıtı olarak görülebilir.

***

1997 yılında 28 Şubat etrafındaki çalkantılı olaylarda basının takındığı tavrı da gene “duygusal” nedenlere bağlayan iddia ve çalışmalar söz konusu...

“Özellikle başbakanlık sırası RP lideri Erbakan’a geldiğinde, ihalelerin İslamcı sermayeye gideceği endişesiyle irtica tehdidi daha abartılı işlendi bile denilebilir.

Nitekim ihalelerin peşinde olan Doğan, Bilgin ve Uzan’a ait medya gruplan, MGK kararlarıyla tam uyum içerisinde olmuştur.

Bunun karşılığında Çukurova ve Kepez elektrik işletmeleri Uzan Grubu’na; Bursa- Yalova bölgesi TGRT’ye; Kırklareli Show’a; Samsun, Ordu, Sinop ATV’ye; Trabzon, Rize, Artvin ve İstanbul’un Avrupa yakası Doğan Grubu’na; Çatalağzı Termik Santrali Cine 5’e; Antalya, Adana, Mersin, Hatay Star’a verilmiş olur.”

***

AKP “manşetlere karşı dövüştüğünü”, mevcut medya-siyasal iktidar ilişkilerinin çürüdüğünü söyleyerek iktidara geldi ama eskilere rahmet okutacak bir medya düzeni kurdu.

Demokrat Parti dönemi “Besleme Basın” sistemi bugün de en azgın biçimde yürümeye devam ediyor.

İstanbul Belediyesi’nin bir önceki dönemde havuz medyasına akıttığı paralara ve bunlardan ihale düzeyinde de nemalanan bazılarının üzerine şöyle bir ışık tutmak bile vergi mükelleflerini hoplatmaya yeter...

Sedat Peker’in Ziraat Bankası hakkındaki iddiaları ise vahameti merkezi iktidar boyutu üzerinden de sergiliyor...

***

Bu düzen hep vardı...

Şahtı günümüzde şahbaz oldu...

20 yıllık bir iktidar döneminde döne döne gene besleme basın sisteminin en müptezeline geri dönmüş bulunuyoruz.